''Bu vatan bizimdir,bizim kalacaktır''

UYANIK OLALIM! EL ELE, GÖNÜL GÖNÜLE VERELİM! VAR MISINIZ?

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   

 Prof. Dr. Haydar Baş:
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP)   
‘’ –Türkiye’de pazar, tüketici problemi var. Bugün Türkiye’de, hatta dünyada tüketim sınıfı bitmiştir. Ekonominin önü tıkandı. Yemin ediyorum, Avrupa batacak. Yemin ediyorum, Amerika da batacak. Yalnız Bağımsız Türk Milleti BTP ile iktidar olduğu gün bunlar olacak. Bakalım kim kime muhtaç olacak? Hep beraber bunu yaşayacağız, göreceğiz. Kaderin hesabı Türkiye’dir. Kader Bağımsız Türkiye diyor.’’
'TÜRKİYE; asırlardır üzerinde HESAP yapan DÜŞMANLARININ bugün de

OBJEKTİFİ ALTINDA bulunmaktadır. Bu yüzden ÜLKEMİZ üzerindeki

OYUNLARIN ardı arkası kesilmemektedir...

***************************************************

..12 EYLÜL 1980 öncesi SAĞ-SOL adı altındaki ÇATIŞMALARIN ALANI

haline gelen TÜRKİYE, BEŞBİNİN ÜZERİNDEKİ evladını TOPRAĞA

GÖMMÜŞTÜR...

***************************************************

...Daha sonra ve bugün, ETNİK ve BÖLGESEL SORUNLAR bahane edilerek

ve MİLLET BİRBİRİNE DÜŞÜRÜLEREK; ÜLKEMİZ İÇTEN ÇÖKERTİLMEK

İSTENMEKTEDİR...

***************************************************

...LAİK-MÜSLÜMAN ÇATIŞMASI tezgahlanmış, ALEVİ-SÜNNİ KAVGASI

oluşturulmaya çalışılmış, TÜRK-KÜRT gibi IRKİ unsurlar kullanılmak

istenmiştir. Halen çeşitli iç ve dış OYUNLAR sürdürülmektedir. Bu

OYUNLARIN bir kısmı İÇ, bir ÇOĞU DA DIŞ KAYNAKLIDIR.....'

***************************************************

TÜRKİYE'Yİ 72 MİLYONLUK BÜYÜK BİR AİLE OLARAK GÖRMEK

ANA DÜŞÜNCEMİZ OLSUN......

***************** VAR MISINIZ ? *********************


************** HERŞEYİN HAYIRLISI *******************


**********KAİNATIN DORUK NOKTASINDAKİ BİR TÜRKİYE VE HUZURLU BİR DÜNYA DİLEĞİYLE********************* TUNALIM...

KÜRESEL KRİZİN KÖŞE TAŞLARI

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   

15 Eylül 2008'de dünyanın en eski ve saygın yatırım bankalarından biri olan Lehman Brothers'ın çöküşü küresel finans piyasalarında panik yarattı. Finans dünyasındaki sarsıntı kısa sürede küresel ekonomiyi de vurdu.

Lehman Brothers

Lehman Brothers'ın çöküşü borsaları alt üst etti

 

Çok sayıda ülkeyi resesyona iten kredi krizinin ilk sinyalleri aslında Lehman Brothers'ın batışından önce ortaya çıkmıştı.

9 Ağustos 2007 tarihinde Fransız bankası BNP Paribas'tan gelen kötü haberler, kredi bulmanın maliyetini keskin biçimde yükseltmiş ve finans dünyasını ilk kez durumun ciddiyetine uyandırmıştı.

Fakat uzmanlar, küresel ekonomiyi Büyük Buhran'dan bu yana görülmedik düzeyde sarsan kredi krizinin köklerinin bundan önceki yıllarda ABD'deki emlak piyasasında yaşanan aşırı borçlanmaya uzandığını düşünüyor.

2004 ile 2006 yılları arasında ABD'de faiz oranları yüzde 1'den yüzde 5.35'e tırmanınca, Amerikan emlak piyasası bir duraklamaya girdi.

Aldıkları konut kredisinin aylık geri ödemeleriyle faizler düşükken zar zor başa çıkabilen çok sayıda Amerikalı yükselen faizler karşısında konut borcunu ödeyemez hale geldi.

Amerikan bankalarının ve finans kuruluşlarının kredi geçmişi kötü olan ya da daha önce hiç borçlanmamış kişilere verdiği yüksek riskli konut kredilerinde rekor düzeyde bir çöküş kaydedildi.

Konut borcunu geri ödemeyen milyonlarca kişi evini kaybederken, aylık ödemelerden mahrum kalan banka ve finans kuruluşlarındaki sarsıntı hızla yayıldı, çünkü sözkonusu konut kredilerinin çoğunluğu borçların alınıp satıldığı bankacılık sisteminde elden elde piyasalara dağılmıştı.

Temmuz 2007

Yatırım bankası Bear Stearns, kendisine bağlı iki ihtiyat fonuna yatırım yapmış müşterilerine ya hiç ya da çok az para alabileceklerini itiraf etti.

Amerikan Merkez Bankası başkanı Ben Bernanke yüksek riskli konut kredilerinin batışının 100 milyar dolara malolabileceğini duyurdu.

Ağustos 2007

Fransız yatırım bankası BNP Paribas, iki fonunun yatırımcılarına paralarını geri alamayacaklarını bildirdi. Banka, ''piyasalardan nakit paranın tamamen kaçtığını'' söyleyerek fonlardaki varlığın değerini ölçemediğini belirtti.

Bankaların birbirleriyle iş yapmaktan çekindiğinin ilk açık göstergesi olan bu gelişmenin ardından Avrupa Merkez Bankası nakit akışını calandırmak için piyasalara 95 milyar euro pompaladı.

Wall Street

Bankalar tüketici kredisi vermekte çok ihtiyatlı davranmaya başladı

 

Eylül 2007

BBC, İngiliz Bankası Northern Rock'un İngiltere Merkez Bankası'ndan acil mali yardım talep ettiğini öğrendi. Bundan bir gün sonra bankanın müşterileri Nortern Rock şubelerine akın ederek 1 milyar sterlin çekti. İngiltere tarihinde bir asırdır görülmedik bu banka paniğini yatıştırmak için İngiltere hükümeti mevduat sahiplerine hesaplarının garanti altında olduğunu duyurdu.

Ekim 2007

Yatırım bankası Merrill Lynch'in yöneticisi, bankanın 8 milyar dolara yakın kötü borçları olduğunun açıklanmasının ardından istifa etti.

Aralık 2007

Amerikan Merkez Bankası, eşi benzeri görülmedik bir adım atarak önde gelen beş merkez bankasıyla bir araya gelir ve piyasalara milyarlarca dolar pompalamayı konuştu.

Ocak 2008

Dünya çapında borsalar, 11 Eylül 2001'den bu yana görülmemiş düzeyde değer kaybına uğradı. Dünya Bankası, ekonomik büyümenin 2008 yılında yavaşlayacağı uyarısında bulundu.

Şubat 2008

İngiltere hükümeti sorunlu banka Northern Rock'un kamulaştırılmasına karar verdi. Sanayileşmiş yedi ülkeyi temsil eden G7 grubunun liderleri, ABD'de emlak piyasasının çöküşünün tetiklediği kredi krizinin kayıplarının 400 milyar doları bulabileceğini söyledi.

Mart 2008

Amerika'nın beşinci büyük bankası Bear Stearns, rakibi JP Morgan Chase tarafından satın alındı. İngiltere'de ev fiyatlarının yıl sonunda düşüşe geçeceği tahminleri, ABD'deki emlak krizinin İngiltere'ye de atladığı beklentisini doğurdu.

İspanya'da iş arayanların oluşturduğu kuyruk

İspanya, işsizliğin en hızlı arttığı Avrupa ülkelerinden biri

 

Nisan 2008

Uluslararası Para Fonu IMF, kredi krizinin küresel kayıplarının 1 trilyon doları bulabileceğini ve hatta bunu aşabileceğini ilan etti.

Mayıs 2008

İsviçre bankası UBS, ABD'nin emlak piyasasında kaybettiği 37 milyar doların bir kısmını geri alabilmek için harekete geçti.

Haziran 2008

İngiltere'nin önde gelen bankalarından Barclays defterlerini düzeltmek için 10 milyar dolara yakın yatırım çekmek istediğini açıkladı. Körfez ülkelerinden Katar, bankanın yaklaşık 8'ine sahip oldu.

Temmuz 2008

ABD'nin en büyük iki kredi kuruluşu olan Fannie Mae ve Freddie Mac'i kurtarmak için yetkililer devreye girdi. Amerikan hükümeti, 5 trilyon dolar civarında konut kredisinin bağlı olduğu iki kurumun batmasına izin verilemeyeceğini söyledi.

Ağustos 2008

İngiltere'de ev fiyatlarında yıllık yüzde 10.5 düşüş gerçekleştiği açıklandı. Maliye Bakanı Alistair Darling bir gazeteye verdiği mülakatta ekonominin son 60 yılın en büyük kriziyle karşı karşıya olduğunu belirtti.

Eylül 2008

Wall Street, yatırım bankası Lehman Brothers'ın son üç ayda 4 milyar dolara yakın zarar ettiği açıklamasıyla sarsıldı. Nafile bir kurtuluş yolu arayan Lehman Brothers yaklaşk bir hafta sonra krizin iflasa sürüklediği ilk büyük banka olarak kayda geçti.

Amerikan Merkez Bankası ülkenin en büyük sigorta şirketi AIG'i kurtarmak için 85 milyar dolarlık bir paket açıkladı.

Konut kredisi veren dev Amerikan şirketi Washington Mutual mali müfettişler tarafından kapatıldıktan sonra JP Morgan Chase'e satıldı.

Avrupa'nın bankacılık sektöründe yayılmayı sürdüren kredi krizinin kurbanı olan bankacılık ve sigorta devi Fortis kısmen kamulaştırılarak kurtarıldı.

ABD'de Kongre, bankaların kötü borçlarını üstlenmek üzere 700 milyar dolarlık bir mali paket üzerinde anlaşmaya vardı.

Borsa

Borsalarda gergin anlar

 

Ekim 2008

Almanya, en büyük bankalarından birini kurtarmak amacıyla 50 milyar euro tutarında bir paket açıkladı. İzlanda hükümeti, ülkenin ikinci en büyük bankasını kamulaştırdı. İngiltere hükümeti ülke tarihindeki en büyük kamulaştırma hamlelerinden birine imza atarak üç bankaya vergi mükelleflerinin milyarlarca dolar parasını aktardı. ABD'de faiz hadleri piyasaları canlandırmak için yüzde 1.5'ten yüzde 1'e indirildi.

Kasım 2008

Çin hükümeti ekonomisini canlandırmak için 586 milyar dolar tutarında iki yıllık bir kurtarma paketi açıkladı. Euro kullanan Avrupa Birliği ülkelerinin resesyona girdiği resmen doğrulandı. Bankacılık sektörü tamamen çöken İzlanda'ya İMF 2 milyar doları aşkın borç vermeyi kabul etti. Amerikan Merkez Bankası, finans sistemini rayına oturtmak ve ekonomiyi deflasyondan korumak amacıyla piyasalara 800 milyar dolar ek para pompalayacağını ilan etti.

Aralık 2008

ABD'nin resesyona girdiği resmen doğrulandı. İngiltere dahil Avrupa ülkelerinde faiz hadleri bir kez daha düşürüldü. ABD'de faiz hadleri rekor bir düzey olan yüzde 0.25'e çekildi. Bank of America 35 bin kişiyi işten çıkarmak zorunda kalacağını açıkladı.

Ocak 2009

Başkan Barack Obama Amerikan ekonomisini 'çok hasta' diye niteleyerek, durumun giderek kötüleştiğini söyledi. Resmen resesyona girdiği doğrulanan İngiltere'de faiz hadleri 315 yılın en düşük seviyesi olan yüzde 1.5'e çekildi. Çin'in ihraç ürünlerinde son on yılın en büyük düşüşünün gerçekleştiği bildirildi.

Şubat 2009

İngiltere'de faiz hadleri yüzde 1'e dek indirildi. Başkan Obama, ''Amerikan tarihindeki en büyük ekonomik canlanma paketini'' imzalayarak yürürlüğe soktu.

Mart 2009

Amerikan Merkez Bankası yaklaşık 1.2 trilyon dolar kötü borcu satın alarak bankaların kredi verme olanaklarını iyileştirmeyi hedefledi.

Banknotlar

Piyasalara milyarlarca dolar para pompalandı

 

Nisan 2009

Londra'da düzenlenen G20 zirvesinde dünyanın önde gelen ekonomilerinin liderleri küresel finans krizine önlemleri görüştü.

Mayıs 2009

ABD'nin en büyük üç otomobil üreticisinden biri olan Chrysler hükümetin baskısı altında iflastan korunma önlemleri aldı ve şirket varlığının büyük bölümü Fiat'a satıldı.

Haziran 2009

Petrol devi BP şirketi, 1993'ten bu yana küresel petrol tüketiminin ilk defa 2008'de düştüğünü açıklayarak küresel ekonomideki gerilemeye ışık tuttu. Japonya, 2009'un ilk üç ayında ekonomisinin rekor bir hızda küçüldüğünü ve üretimin yüzde 14.2 daraldığını açıkladı.

Temmuz 2009

Amerikan yatırım bankası Goldman Sachs ekonomi gözlemcilerinin tahminlerini şaşırtarak nisan ve haziran ayları arasında 3 buçuk milyar dolara yakın net kar ettiğini duyurdu. Bankanın çalışanlarına ayırdığı ikramiye rakamları eski sisteme geri mi dönülüyor eleştirilerini beraberinde getirdi.                  BBC NEWS..TUNALIM...

BILMEYENLER BILSINLER!...

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   

 

 

Atatürk
"Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz. "
   Bu millet hiç bir zaman esaret altına girmemiştir,girmeyecektir de.Esaret altına girmemek için her türlü eza ve cefaya gögüs geren fedakar aziz Türk milleti bu gün de içinde bulunduğu bu vehametin üstesinden gelecektir.Türk milletinin benliğinde vardır.Mücadele etmek,ta ki zafere ulaşana kadar!..Bu milletin kökü çok derinlerdedir.Ağacını budarlar,daha da gürleşir.Keserler tekrar ışkın verir.Ama ama hiç bir kazma bu kökü sökmeye muktedir değildir.ATTİLA bir defa korkutmuş bunları !...ALPARSLAN Malazgirt'te silleyi öyle bir çakmış ki,İstanbul'da bulmuşlar kendilerini!..FATİH'in sillesi ile yani o meşhur Osmanlı tokatı ile Viyana kapılarının ardına düşmüşler.GAZİ MUSTAFA KEMAL'in 19 mayıs ta Samsun'dan gelen sillesi ile dökülmüşler Akdenize. VE BUGÜN;HAYDAR BAŞ milleti ile beraber kaldırdı elini(ne diyordu?''bu kol sizin kolunuz,sizin kolunuz benim kolumdur'')sillesi geliyor.Görecekler bileğin kuvvetini ve bir daha kalkabileceklermi bakalım?...''ONLAR GELDİKLERİ GİBİ GİDECEKLER ''GÖNDERECEĞİZ !..Silahları ile gelmişlerdi,silahımızla,kazma kürekle kovmuştuk!..BU GÜN Diplomasiyle geldiler,diplomasiyle kovacağız!..Kültürleriyle geldiler,kültürümüzle kovacağız!..Dinleriyle geldiler,dinimizle kovacağız!..Dilleriyle geldiler,dilimizle kovacağız!..Onlar conileriyle,sam amcalarıyla,papazları ile geldiler,biz Mehmetçik'le,Atatürk'le,Haydar Baş'la kovacağız!,,,Yine gelecekler,gelsinler,ne diyordu ulu önder?''Geldikleri gibi giderler''Biz hep burada kalacağız.(BU VATAN BİZİMDİR,BİZİM KALACAKTIR.)
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

KÜRT AÇİLİMİ,PARÇALANMANIN HABERCİSİ...

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   
 
PİRİZADE BEKİR’DEN ÖCALAN'A 88 YILLIK İHANET
Bugün AB ve ABD’nin tezgahıyla sözde Kürt açılımı pazarlayanların ağaları da emperyalist İngilizlerle iş tutmuştu
Atatürk’ün başlattığı kurtuluş mücadelesini baltalamayı amaçlayan bölücü hainler isyanlar çıkarıp özerklik istediler
Sözde ‘sorun’ İngiltere yapımı!
KURTULUŞ Savaşı sırasında fırsatı kaçırmak istemeyen İngiltere’nin organize ettiği sözde Kürt sorunu, Batı’nın dayatmalarıyla bir kez daha ‘talep açıklama’ noktasına getirilmek isteniyor. Türk’ü zayıflatmak için her zaman her yolu deneyen Batı ile işbirliği yapan hainlerin adı değişse de oynanan oyun hiç değişmiyor.
Türk milletini sırtından hançerledi
EMELLERİ için, Abdülhamit zamanında 4. Türk Kolordusu’nun komutanı olan Pirizade Bekir’i kullanan İngilizlerin planını, dönemin ABD Yüksek Komiseri Tuğamiral Mark Bristol, yazdığı raporda “İngilizler, bölgedeki petrol yataklarını kontrol altına almak için Kürtleri Türklere karşı kullanacaklar” diyerek ülkesini uyarıyor.
Fransızlar bir an bile duraksamaz
RAPORUNDA, Kürdistan’ı ’özel etki bölgesi’sayan Fransızlara dikkat çeken Bristol, “Türk-İngiliz sürtüşmesinden çıkar sağlamakta bir an duraksamayacaklardır” ifadesini kullanıyor. Fransız raporunda da İngilizlerin Kürtleri kullanarak karışıklık yaratmak ve isyan çıkarmak üzere ajanlar gönderdiğine dikkat çekiliyor.
Batı, ateşli her işte maşa kullanır!
FRANSIZ Askeri İstihbaratı’nın 1992 tarihli raporunda “Bu ajanlar arasında Kürt Mustafa Paşa, Mulan Zade ve Hamit Paşa vardır” denilerek İngiliz ajanları açıklanıyor. Aradan geçen sürede senaryo hiç değişmiyor; Batılı ülkelerin rol paylaşımında küçük oynamalar oluyor, kullanılan kuklaların ise sadece adı değişiyor
İşte bölücü Bekir’in talepleri 1921
1 Kemalist Hükümetin Kürt vilayetlerini içine alan otonom bir Kürt devletini tanıması,
2 Bu devletin sınırlarının Kürtler ve müttefikleri tarafından saptanması,
3 Türk memur ve jandarmalarının hemen geri çekilmesi,
4 Otonom Kürdistan’ın kurulmasında Türklerin ellerini uzak tutması,
5 Ankara Hükümeti tarafından toplanan savaş vergilerinin ve başka katkılarının Kürdistan’a geri verilmesi,
6 Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan Kürtlere güvenlik tanınması ve askerde olan Kürtlerin hemen terhis edilmesi.
İşte bölücü Apo’nun talepleri 2009
1 Türkiye vatandaşlığı Anayasa’da yer alsın.
2 Kürtçe eğitim ve öğretim dili olarak kabul edilsin. Anayasa’da yer alsın.
3 Ateşkes devam etsin. Koşulsuz bir genel af ilan edilsin.
4 Akil adamlar geçiş döneminde inisiyatif alsın
5 Siyaset yapma özgürlüğü önündeki engeller kaldırılsın. Affedilen PKK’lılar dahil herkes siyaset yapma hakkına sahip olsun.
6 Koruculuk kaldırılsın. Yerel yönetimler güçlendirilsin. Demokratik özerklik kabul edilsin.
İhanet cephesinde değişen bir şey yok
Kurtuluş Savaşı’nı fırsat bilen İngilizler karışıklık yaratmak ve isyan çıkarmak için bölgeye ajanlar gönderdi. O dönemde bölücülerin baş aktörlüğünü Pirizade Bekir üstlenmişti
Haber: Salim YAVAŞOĞLU
Türkiye’nin parçalanması için mücadele veren dış güçler tarih boyunca Kürt sorunu adı altında ülkemizin karıştırılması için elinden gelen herşeyi yaptı. Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı sırasında dahi bu ayak oyunları sürdü. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkelerinin nasıl bir oyun tezgahladığı raporlara yansıdı. Dönemin ABD Deniz Kuvvetleri Yüksek Komiseri Tuğamiral Mark L. Bristol, hazırladığı bir raporu 20 Şubat 1922’de ABD Dışişleri Bakanlığı’na sundu. Raporda İngilizlerin desteklediği Pirizade Bekir’in nasıl bir hainlik içinde bulunduğu gözler önüne seriliyor. Fransız Askeri İstihbaratı da, daha önce bir rapor hazırlamış ve bu konuda şu bilgileri vermiştir:
Ayaklandırma çabası
“Dünya savası sırasında başlıca Kürt ailelerinden Bedirhan ailesinin başı Abdürrezak Bedirhan kendini Kürdistan Prensi tanıması koşuluyla Rusya’ya hizmetini ve 25 bin süvari vermeyi önermiştir. Çarın egemenliğini kabul etmeye hazır olduğunu bildirmiştir. Rusya, bu öneriyi çok tehlikeli olacağı gerekçesiyle reddetmiştir. Ara yerde İstanbul Hükümeti Kürtleri ayaklandırmaya çalıştığı için Bedirhan’ı ölüme mahkum etmiş, Bedirhan ise çabalarını sürdürmüş ve bu defa İngilizlere dönmüştür, ancak birdenbire ölmüştür. Versailles Anlaşması’ndan önceki yıllarda Paris’te yaşamakta olan zengin ve etkili Kürt Şerif Paşa, bu anlaşmaya bir Kürt devleti kurulmasını sokturmayı neredeyse başarmış, ancak Londra Konferansı bunu engellemiştir. İngilizler, Kürtlerin hoşnutsuzluğundan yararlanarak, karışıklık yaratmak, bir isyan çıkarmak üzere ajanlar göndermiştir.”
Türk milletini sırtından hançerledi
Daha sonra ayaklanmaların başladığını kaydeden Fransız raporu şöyle devam ediyor: “Bu ajanlar arasında Kürt Mustafa Paşa, Mulan Zade ve Hamit Paşa vardır. Başlangıçtaki ayaklanma güçlük çıkmadan bir Türk taburuyla bastırılmıştır. Haziran’daki başka bir ayaklanma daha güçlü olmuş ve bununla başa çıkmak için bir tümen kadar kuvvet gerekmiştir. Kazım Karabekir Paşa bütün yaz boyunca, Kürtlerin eylemleri, önlemlere rağmen ayaklanmaya katılanların sayısının artması karşısında kuşku içinde kalmıştır. Mardin bölgesindeki asilere Abdülhamit zamanında 4. Türk Kolordusu’nun komutanı olan Pirizade Bekir komutanlık yapmıştır.”
Atatürk ve silah arkadaşları, emperyalizme karşı bağımsızlık savaş verirken, etrafına topladığı bölücü güruhuyla Türk milletini sırtından hançerleyen Pirizade Bekir, Haziran 1921 tarihi itibarıyla Kürt sorunun (!) çözümü için Ankara’dan şu taleplerde bulunmuştu:
1- Kemalist Hükümetin Kürt vilayetlerini içine alan otonom bir Kürt devletini tanıması,
2- Bu devletin sınırlarının Kürtler ve müttefikleri tarafından saptanması,
3- Türk memur ve jandarmalarının hemen geri çekilmesi,
4- Otonom Kürdistan’ın kurulmasında Türklerin ellerini uzak tutması,
5- Ankara Hükümeti tarafından toplanan savaş vergilerinin ve başka katkılarının Kürdistan’a geri verilmesi,
6- Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan Kürtlere güvenlik tanınması ve askerde olan Kürtlerin hemen terhis edilmesi.
İŞTE O RAPOR
İstanbul
20 Şubat 1922
Sayın Dışişleri Bakanı
Washington
“Bakanlığın bilgisi için Askeri Ateşe tarafından Kürdistan’daki durumla ilgili hazırlanan raporu sunuyorum. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi Kürt sorunu dikkati çekecek değerdedir. Normal koşullarda bile Kürtler daima komşuları için sorun olmuşlardır. Şimdi, Kürdistan’ın, ünlü petrol yatakları nedeniyle, yabancı entrikalar kuşkusuz başladığı için ciddi sonuçlar çıkabilir. İngilizler herhalde Kürdistan’ı denetim altına almak için Kürtleri Türklere karşı kullanmak isteyeceklerdir, Türkler de Kuzey Mezopotamya’yı ele geçirmek için aynı şeyi yapacaktır, Kürdistan’ı özel etki bölgesi sayan Fransızlar da Türk-İngiliz sürtüşmesinden çıkar sağlamakta bir an duraksamayacaklardır.
Saygılarımla
Tuğamiral, ABD Deniz Kuvvetleri
ABD Yüksek Komiseri
Mark. L. Bristol
Bebek katilinden sözde çözüm!
DTP’nin organize ettiği sözde açılım adı altında bir toplantı yapıldı. Çalıştay bildirisini eski DEP Milletvekili Hatip Dicle okudu. Dicle , Güneydoğu Anadolu’dan Kürt coğrafyası diye söz ettiği açıklamasında, PKK terör örgütünün barışa katkı vermesini istediklerini söyledi. Dicle, PKK’nın ve terörist başının muhatap alınmasını istedi. Hatip Dicle, Türkülüğü hedef aldığı konuşmasında, “Kültürel hakların anayasada güvence altına alınmalı ve anayasadaki ayrımcılığa dair tüm düzenlemeler derhal kaldırılmalıdır” diye konuştu. Daha sonra bu çalıştay raporu daha sonra terörist başına gönderildi. Öcalan’ın bu konudaki sözde çözüm paketenin Türk askerlerinin şehit edildiği Şemdinli baskının ylıdönümü olan 15 Ağustos’ta açıklanacak. Teröristbaşının açıklayacağı pakette şunların yer alacağı belirtiliyor:
1 Türkiye vatandaşlığı Anayasa’da yer alsın.
2 Kürtçe eğitim ve öğretim dili olarak kabul edilsin. Anayasa’da yer alsın.
3 Ateşkes devam etsin. Koşulsuz bir genel af ilan edilsin.
4 Akil adamlar geçiş döneminde inisiyatif alsın
5 Siyaset yapma özgürlüğü önündeki engeller kaldırılsın. Affedilen PKK’lılar dahil herkes siyaset yapma hakkına sahip olsun.
6 Koruculuk kaldırılsın. Yerel yönetimler güçlendirilsin. Demokratik özerklik kabul edilsin.
Amaçları petrol kuyularının üzerine oturmak
Tarih boyunca Türkiye’yi parçalamak için mücadele veren dış güçler, bölgedeki petrol kaynaklarına ulaşmak için çalışıyorlar. Bunun için Türkiye’yi parçalama hesapları yapan ABD ve Avrupa ülkeleri Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurdurtarak buradaki petrol kuyularının üzerine oturmak istiyor. Çabaların ilk meyvesi de alınmaya başladı. ABD Savunma Bakanı Robert Gates, dün Irak ziyareti kapsamında Erbil’de peşmerge reisi Mesud Barzani ile görüştü. Gates’in, sözde bölgesel yönetim ile merkezi hükümet arasında, ileride çatışmaya dönüşebilecek toprak, petrol ve güç paylaşımı konularındaki anlaşmazlıkları çözmeyi hedeflediği bildirildi. Önceki gün Irak Başbakanı Nuri El Maliki, içişleri ve savunma bakanları ile görüşen Gates, Amerikalı işgalci askerlerin kentlerden çekilme işleminin iyi gittiğini söylemiş, “sınır ve petrol konularındaki anlaşmazlıkların çözümüne yardımcı olmak istediklerini” belirtmişti.
-------TÜRKİYE'Yİ BÖLÜYORLAR,GÖRMÜYORMUSUN?
TUNALIM...

Omuzları üStüNde Kafa Yerine 'saksı' TaşıYanlar

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   

Omuzları üstünde kafa yerine saksı taşıyanlar, devlet ve milletlerinin emek, üretim, hizmet ve kaynaklarıyla, “ABD’nin karşılıksız banknot imparatorluğu”na hizmet etmektedirler, emir erliği, kapı kulluğu yapmaktadırlar. Devlet ve milletlerini de “yok olma” pahasına kendi vaziyetlerine sürüklemektedirler.

Türk devleti ve milletinin ahvali, bunun en trajik örneklerinden biridir. Türkiye, 7 kocalı Hürmüz gibidir; bir taraftan ABD teslimiyetçiliği çekiştirip batırıyor, bir taraftan IMF bağımlılığı, bir taraftan AB ham hayali, bir taraftan Vatikan diyalogu, bir taraftan Patrikhane… Türkiye’yi devlet ve milletiyle topyekün, içten ve dıştan, aşağıya çeken, çökerten ve batıran pek çok bağ var, omuzları üstünde saksı taşıyan koca koca adamlar var.

Bu kadar zengin iklim, toprak, insan gücü, bilgi ve kaynaklara rağmen açlık ve yoksullukla cebelleşmesi bundandır.

Dün demiştik ki, her devlet, kendi Gayri Safi Milli Hasılası’nın yüzde 30 ila yüzde 110’lara varan oranlarda, emisyon hacmini genişletir, kendi parasını piyasaya sürer. Bu, bağımsızlık hakkıdır, hükümranlık hakkıdır, senyoraj hakkıdır. Piyasanın hareketliliği bununla sağlanır, kamu maliyesi bununla koordine edilir, milletin emek ve üretiminin karşılığı bununla ödenir… vs. Bu çark, “sömürülen ülkeler dışında” her yerde böyledir.

Ekonomi tarihinde, bu çarkın “iktisat matematiği”ni, “yeni para denklemi”ni ve “Sosyal Devlet açılımı”nı BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş bey, Milli Ekonomi Modeli ile ortaya koymuştur. Binlerce bilim adamı bu gerçeği takdir etti, modeli baş tacı yaptılar.

Emisyon hacmi bağlamında ABD’nin vaziyeti ise çok daha farklı; ABD, dünyaya karşılıksız banknot kusuyor… Ona özel bir vurgu yapacağız.

Türkiye’nin vaziyeti ise, 3. dünya ülkelerinden de beter!

Prof. Dr. Baş, Türkiye’yi ve dünyayı bu “vahim vaziyet”ten kurtarmak için, Milli Ekonomi Modeli’ni ve Sosyal Devlet-Milli Devlet tezini insanlığın önüne getirdi.

Türkiye’nin vaziyetine “mukayeseli” olarak bakalım.

EURO bölgesinde (Euro’nun geçerli olduğu AB ülkelerinde, ki, İngiltere buna dahil değil) 2004 yılı GSMH, 7.601 milyar Euro… Piyasalarında dolanımda bulunan Euro banknotu miktarı (M1 rakamı) ise 2.937 milyar Euro! Yani EURO bölgesi emisyon hacmi/GSMH oranı (M1/ GSMH) yüzde 38.

2004 yılında Çin ekonomisinde bu emisyon/GSMH oranı yüzde 69.7!

TÜİK rakamlarına göre Türkiye’nin 2004’teki GSMH’sı, 559 milyar 033 milyon YTL… Emisyon miktarı ise 17 milyar 330 milyon YTL! Yani 2004 yılı sonu itibarıyla emisyon hacmi/GSMH (M1/GSMH) oranı, yüzde 3.1.

2005 yılında GSMH’mız, 648 milyar 932 milyon YTL… Dolaşımdaki banknot miktarı ise 18 milyar 276 milyon YTL… Yani emisyon hacminin GSMH’mıza oranı yüzde 4.1!

2008 yılı Gayri Safi Milli Hasıla değerimiz, cari fiyatlarla 853 milyar 636 milyon YTL.

2008 yılı Gayri Safi Milli Hasıla değeri, cari fiyatlarla 950 milyar 144 milyon YTL… Emisyon oranımız ise yine yüzde 2’ler, yüzde 3’lerde geziniyor!

Yüzde 3, yüzde 4’lük emisyon hacmi oranı ile, Türkiye adım atacak, kamu maliyesi koordine edilecek, köylünün-çiftçinin mahsulüne para ödenecek, işçiye-memura emeğinin karşılığı verilecek öyle mi?!  Verilebildi mi? Hayır… Verilemez.

Yarım kg. kan ile 80-90 kg’lık koca cüsse nasıl ayakta duramaz, bitkisel hayata düşer, yatalak olursa; Türk ekonomisi de bu emisyon hacmi ile bitkisel hayata düşmüş, küresel tefeciler başına üşüşmüş vaziyette! Hatta bu yüzde 2’lik-3’lük emisyon hacmi oranı da, maalesef, daha ziyade dış borç karşılığı piyasaya sürülen banknot miktarıdır!

Tam bu noktada, ecnebi tefeciler hortumlamaya başlıyor. Devlet ve hükümet erkanı, dış borç ve kredi adı altında yabancılardan “faizli banknot” dilenerek, devletin ve milletin tüm varlığı dışarıya transfer ediliyor! Ekonomiyi ayakta tutacak kan mesabesindeki kendi GSMH’mız karşılığındaki paramız çekiliyor, onun yerine faiz mikrobu taşıyan ecnebi kanı veya serumu veriliyor; böylece devletin ve milletin katrilyonluk emeği, üretimi, yani GSMH’sı, ecnebinin karşılıksız banknotuna “karşılık” yapılarak, dışarıya transfer ediliyor!

Prof. Dr. Haydar baş bey, işte bu büyük oyunu bozuyor, küresel güçlerin ve onların yerli taşeronlarının işbirlikleriyle tezgahlanan bu devlet ve millet hortumlamasını bitiriyor! Bu gerçeği görmek için çok da akıllı ve arif olmaya hacet yok! Omuzları üstünde kafa yerine saksı taşıyanlar dışındaki herkes bu gerçeği görür. 80’i aşkın devletin idarecileri ve bilim adamları bu gerçekleri fark etmeye başladı; Prof. Dr. Baş’ın modelini uygulamaya koyuldular! Darısı başımıza…                                                                                   M.Emin Koç-TUNALIM..

TÜKETİCİ DESTEKLENMEDEN EKONOMİ DÜZE ÇIKAMAZ

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   



Türkiye nüfusunun yüzde 90’ını oluşturan tüketim kesiminin desteklenmesinin şart olduğunu söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Tüketim artmadan ve pazar problemi çözülmeden ekonomilerin büyümesi hiç mümkün değildir” dedi.


Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş yaptığı açıklamada ekonomi politikalarımızın hedefinin üretim ile tüketimin arasındaki dengenin oluşturulması olduğunu söyledi. Açıklamasında toplumun yüzde 90’ının oluşturan tüketim kesiminin gelir seviyesinin mutlaka arttırılması gerektiğine değinen BTP Genel Başkanı devletin fonksiyonunun ne olması gerektiği konusuna da vurgu yaptı. BTP olarak atacakları adımları de dile getiren Prof. Dr. Baş, sosyal adaleti sağlayabilecek kadro ve teze sahip tek partinin Bağımsız Türkiye Partisi olduğunu söyledi.

Ekonominin büyümesi için tüketici desteklenmeli

Konuşmasında, “Tüketim kesiminin desteklenmesi sürekli büyümenin sağlanması için olmazsa olmaz şarttır” diyen Prof. Dr. Haydar Baş, şunları kaydetti: “Tüketim kesiminin içinde özellikle hedefimiz, belli bir gelir seviyesinin altında kaldığı için ihtiyacı olduğu halde bunu elde edemeyen hane halklarıdır. Bu kitle özellikle ülkemiz için düşünüldüğünde toplumun en az yüzde 90’ını oluşturmaktadır. Eğer ekonomiyi büyütmek istiyorsak tüketim kesimini desteklemek zorundayız, tüketim artmadan pazar problemi çözülmeden ekonomilerin büyümesi hiç mümkün değildir. Bugün çağımızın en büyük problemi hane halklarının büyük bir kısmının tüketebilme kabiliyetini yitirmiş olmasıdır. Tüketicinin güçlendirilmesiyle elde edilecek netice ise, piyasaların tamamının refahını temin edecek şekilde bir bütünlük arz etmektedir.”

Devlet vatandaşını korumalı

Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet – Milli Devlet, tezlerinde devletin halkın tamamını kucaklayan bir konumda bulunduğuna işaret eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, devletin fonksiyonunun ne olması gerektiğini konusunda şunları söyledi: “Devlet üreticisini, tüketicisini, esnafını, memurunu, köylüsünü, gencini–yaşlısını koruyan ve gözeten; iktisadi anlamda önünü açan; eğitim, sağlık gibi hizmetlerden en üst seviyede faydalanmasını temin eden bir misyon üstlenmelidir.”

BTP vatandaşın cebine para koyacak

Konuşmasında Türkiye’nin milli ve dini bütünlüğünü bozmak için sahnelenen oyunlara da dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Baş, “Milli Ekonomi Modeli’nde yer alan projelerle sosyal adalet sağlanacak ve tüm oyunlar bozulacak” dedi. BTP olarak tüketiciyi güçlendireceklerinin altını çizen Prof. Dr. Haydar Baş, partisinin bu konudaki görüşlerini şu şekilde ortaya koydu: “Şu ana kadar 6 uluslararası kongrede tartışılıp dünyanın önde gelen iktisatçıları tarafından onaylanan Milli Ekonomi Modeli tezimiz, tüketim eksenli bir analizdir. Biz bu model uyarınca ev kadınlarına, ‘500 TL ev hanımı meslek maaşı’ bağlayacağız, çocuklarımız ayda 250 TL çocuk maaşı alacak. Tarım, hayvancılık kesimi desteklenecek, asgari ücret 2000 TL olacak. Dahası girişimcilere proje mukabili faizsiz kredi sağlanacak. Bütün bunlar hayata geçtiğinde, vatandaşın alım gücü artacak ve şu anda durgunluk içinde olan piyasalar canlanacaktır. Esnaf iş yapacak, imalatçı üretecek; devlet de iş hacminin artmasından dolayı vergi gelirlerini arttıracaktır.”
TUNALIM...

İSlamcı GeçInenler 'yeşIle Boyanmış Kapitalizm'de Debeleniyor ..

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   

Son çeyrek asrın İslamcı geçinen kalem ve kelam erbabı, küresel uyum sürecine girerek Hıristiyan demokrat oluverip çıktılar. Ancak bu dönüşümleri, sadece politik ve teo–politik bağlamda kalmadı.

Ekonomide de liberal–kapitalizmin değirmenine su taşımaya koyuldular. Bu biraz da İslamcı geçinen aydınlar içinde sosyalizm, komünizm, kapitalizm ve liberalizmin dünyayı ahtapot gibi kuşatması sürecinde, özgün bir ekonomi tezi ortaya koyamamalarından kaynaklandı.

Sosyalizmin ve komünizmin 1990’lı yıllar itibarıyla kısa zamanda çökmesine, kapitalizm ve liberalizmin de onların benzeri çöküşü yaşamasına rağmen, İslamcı geçinen takım, bir dönem adları “radikal”e çıkacak kadar özümsedikleri yüreklerindeki “ilahî ölçü”leri ve “ilahî vahyin bereketi”ni “AB–ABD eksenli küresel uyum”a yakalanarak kaybettiler. Haçlı kültürü ile adete iğdiş oldular. Böylece Haçlı kapitalistlerinden daha kapitalist, Batı liberallerinden daha liberal olmaktan kurtulamadılar. Sloganlarla bir dünya inşa etmeye çalışan İslamcı takım, reel hayatta çuvalladılar; ekonomi başta olmak üzere pek çok alanda İslam gömleğini çıkarıverdiler.

Özünde biraz “ilahî duyarlılık” bakiyesi kalanlar da, Türk milletinin medeniyetin sağladığı temel ölçüleri, ekonomi hayatına uygulayamadıkları için, bize özgü bir ekonomi modeli oluşturamadıkları için, yapabildikleri tek iş, kapitalizm ve liberalizmin enstrümanlarını “yeşil”e boyayıp, İslam ekonomisi veya faizsiz ekonomi diye kendilerini avutmak oldu. Bu yöntemlerle geniş muhafazakar tabanın sermayesini de böylece, reel piyasanın ve reel sektörün dışına çekerek “kapitalist bankacı–faizciler”in para tekeli havuzlarını andıran alanlarda bloke ettiler.

İslamcı geçinen aydınların bu vahim sürüklenişi, biraz da kendi kültür ve medeniyet değerlerinden bir ekonomi modeli oluşturamamalarının yanı sıra, sosyalizm ve kapitalizmin dünyayı ahtapot gibi saran vaziyetine apansız yakalanmaları sebebiyledir.

Müslümanların ekonomik ihtiyaçlarına çare arayan bir aydınlar, bir elin parmaklarını geçmez. Bu adam kıtlığı, en çok son çeyrek asırdaki İslamcı geçinenleri vurmuştur.

Ekonomi sahasında son yıllarda kırık–çıkık kalem oynatan İslamcı takımın akıl hocaları, ilk dönemlerden İbn Haldun ve Tusî… Son dönemden ise Prof. M. A. Mannan! Bu bağlamda “İslam Ekonomisine Giriş” adlı çalışmasıyla özgün ekonomi alanında güya en iddialı duran Prof. M. A. Mannan… Ancak Mannan da, İbn Haldun ve Tusî’nin ayakları tutmayan yaklaşımları tekrar etmekten başka bir iş yapmıyor.

Hatta Prof. Mannan, daha işin başında çuvallıyor. O da kapitalizmin kucağına oturuyor. Çünkü Mannan’a göre, “kıt kaynaklar açısından İslâm ekonomisi ile çağdaş ekonomi arasında hemen hemen hiç bir fark yoktur.” Bu yaklaşımıyla Mannan’ın zihin dünyası, Prof. Robinson’un postulatlarının esiridir; dolayısıyla kapitalizmin kıskacındadır. Mannan’ın düşünce dünyası, “net” ve “ölçü”lü değildir. Mannan, İslam’ın ekonomi ölçülerini, “kıt kaynaklar” eksenli kapitalizm dayatması ve kendi kafa bulanıklığı sebebiyle, İslam’ı da kapitalizmin söz konusu illeti ile ma’lul göstermektedir.

Evet, Manan açıkça çuvallamıştır.

Öte yandan Mannan’a göre sanki İslam’ın ekonomi öğretileri, tüm bireylerin ve toplumların ihtiyaçlarını düzenleyecek kıvamda değil; sadece “dindar” kesimin ihtiyaçlarını karşılayacak türden bir modeldir. Manan, kendi zihin zafiyetini, adeta İslam’ın üzerine yıkarak, ekonominin içinden sıyrılmaya çalışmaktadır.

Hicks, Lange, Koldor gibi kimi ekonomist–lerin, “refah ekonomisi” yaklaşımına, iktisadın matematiğini konuşturamayan Mannan, “refah ekonomisi”nin “ahlak” yoksunluğuna dikkat çekiyor, ekonomiyi reel zeminden “metafizik zemin”e kaydırıyor, ancak bu yolla kendi açığını kapatmaya çabalıyor. Halbuki Mannan’ın yapması gereken, “ahlakî değerler” korunarak fert ve toplumların refahının nasıl sağlanacağının “matematiği”ni ortaya koymaktı. Mannan’da böyle bir iktisat matematiğine rastlanmaz. Bu sebeple Mannan’ın yaklaşımı, fert ve toplumların karnını doyuramayan güdük bir yaklaşımdır.

Refah, sosyal adalet, adil gelir dağılımı, sürekli büyüme, istihdam, emek, alınteri ve hizmetin karşılığını noksansız verebilme gibi temel ekonomik gerçeklere matematik çözümler sunamayan bir ekonomi yaklaşımı, adı ne kadar İslamî veya İslamcı diye anılsa da, faiz tuzağına, enflasyon–stagflasyon bataklarına düşmeye mahkumdur.

Mannan ve post–modern zamanlarda ondan güya ekonomi aklı devşirenler, ilk evrede İslam kapitalizmi, İslam sosyalizmi gibi paradokslarla cebelleşmekle kalmadılar, sonunda faiz–nema illetine yakalandılar. Liberal–kapitalizmin vazgeçilemez illetli enstrümanı olan “faiz”i Müslümanlara “nema” olarak yutturmaya, liberal–kapitalizmin sair bankacılık enstrümanlarını ve finans sistemini de muhafazakar kesimin önüne ve reel piyasaya “faizsiz finans” sistemleri olarak sürmek durumunda kaldılar.

Bir zamanların bu idealist İslamcılarının maalesef hepsi, şimdi yerel ve küresel ölçekte birer faizci olup çıktılar. Şimdilerde “Hıristiyan demokrat” takılan bir zamanların İslamcı geçinen takımının düştüğü bu vahim vaziyeti, Marmara Üniversitesi İktisat bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Tabakoğlu “İslam ekonomisi çıkışları, güya faizsiz ve zekatlı kapitalizm halini almıştır” tespitiyle özetliyor.

İşin hazin tarafı, bu liberal–kapitalizm girdabında debelenenler, aynı zamanda Kur’an ve Sünnet’ten ezberledikleri nasları yüksek perdeden seslendirerek mangalda da kül bırakmamaktadırlar.
Biraz düşünseler, biraz akıllarını işletseler, BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş bey, bir zamanların bu İslamcı geçinen takımının da önüne muhteşem bir ufuk ve açılım sunuyor; onları da liberal–kapitalizm batağından çekip çıkartıyor. 90’lı yıllarda sosyalizmin bir anda devrilmesinin ardından, bu günlerde tam bir çöküş sürecine giren liberal–kapitalizmin batağındaki insanlığa, Milli Ekonomi Modeli ile “insan ekonomisi”nin matematiğini ve somut uygulamalarını sunduğu gibi, yıllardan beri buradan oraya, oradan Haçlının ve kapitalizm rıhtımına savrulan İslamcı takımın önüne de kurtuluş reçetesi koyuyor. Görene… Köre ne!?

Ekonomi, aynı zamanda matematiktir; Prof. Dr. Baş, işte bu matematiği insanlığın önüne koyuyor. Bu iktisat matematiğidir ki, dini, dili, ırkı, rengi farklı dünyanın 70’i yakın ülkesinden binlerce bilim adamını cezb ediyor, Prof. Dr. Baş’ın modelini baş tacı yapıyorlar… Konu önemli, biraz daha irdeleyelim
M.Emin Koç-TUNALIM...

PROF. BAŞ HALKININ VE HAKK'IN ADAMIDIR

Genel Trackbackler (0) Yorumlar (3)   
http://www.btp.org.tr/index.php?sayfa=icsayfa&sirano=1898

 Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, son günlerde bazı mihraklar tarafından tezgahlanmaya çalışılan oyunları bozacak bir ‘manifesto’ yayınladı.

ÖZÜMÜZ VE FİKRİYATIMIZ:

Bazı çevreler ve çeşitli odaklar tarafından, benim ile ilgili uzun yıllardır halkın arasına türlü dedikodular ve iftiralar yayılmaya çalışılmaktadır. Uzun yıllardır yapmakta olduğum vatanımıza, milletimize, inanç ve medeniyetimize, yani tüm milli ve manevi varlığımıza samimi olarak sahip çıkma mücadelem; Türk devleti, Türk milleti ve medeniyeti üzerinde karanlık emeli olanları rahatsız etmektedir. Bu karanlık emel sahipleri, onların kandırdığı veya kullandığı insanlar, hakkımda asılsız iftiraları ortaya atmaktadır.

Sarıkamış’ta şehit düşen büyük dedem başta olmak üzere ailem, son derece dindar ve milli değerlerine bağlı idi. Beni dindar ve milli ve manevi değerlerine âşık olacak şekilde yetiştirdiler. Annem bana, bir yandan Yunus Emre’nin ilahilerini öğretirken, diğer taraftan da milli marşlarımızı öğretmiştir. Okul hayatımda da hep aynı çizgi üzerinde oldum. Çocukluk dönemimden itibaren hayatımın tamamı, maddem ve mana dünyam, bedenim ve ruhum hep vatan-millet, medeniyet sevdası ile yoğruldu.

MÜCADELEMİZ:

1950’li - 60’li yıllar o devrin insanlarının malumudur; nitekim hamurumuz, yetişme tarzımız ve dış çevre şartlarımız tabii olarak bir mücadeleye girmeyi, okumayı, araştırmayı zorunlu hale getirdi. Ülkemiz üzerinde oynanan oyunları araştırmam mümkün oldu. Bu araştırmalarım, bizden zannettiğimiz insanların, tarih boyunca milletimize çok ciddi zararlar verdiğini ortaya koydu. Milletin menfaatine gibi takdim edilen pek çok konunun, aslında milletin zararına olduğunu; milletin, inancı, değerleri ve samimiyeti istismar edilerek aldatıldığını tespit ettim. Milletimizin birlik ve beraberliğine zarar verecek adımların da atılması, bizi bu konuda daha da duyarlı olmaya mecbur kılmıştır.

Milli ve manevi değerlerimiz üzerinde, devlet-millet bütünlüğümüz üzerinde oynanan oyunları engellemek ve birlik ve beraberliği tesis etmek için her türlü imkânımızı seferber etmeyi; hukuk içerisinde kalmak kaydı ile gece gündüz hizmet etmeyi kendimize vazife bildik ve arkadaşlarımla çalışmaya başladık. 1983 yılında kurulmasında öncülük ettiğim ve başyazarlığını yaptığım İCMAL DERGİSİ ile kültürel çalışmalarımıza yeni bir boyut getirdik. İcmal, yüce milletimiz için adeta bir mektep oldu; birlik, kardeşlik ve dirlik mektebi...

DİNDARLIĞIMIZ VE MİLLİYETÇİLİĞİMİZ:

Ülkemizde dindarlığın, özünden uzaklaştırılmış olduğunu, hatta en temel dini değerlerin istismar edilecek kadar vahim boyutlara taşındığını; milleti ayağa kaldıracak, bir ve beraber kılacak bir enerji üretmek yerine milletin enerjisini heba eden bir yapıya kavuşmuş olduğunu tespit ettik. Toplumumuzun muhafazakâr ve dindar kesiminin bir kısım önderlerinin, dindarları kendi devleti karşısında sakıncalı hale getirecek söylem, icraat ve istismarlarda debelendiklerini görüyorduk.

Milliyetçilik de aynı şekilde özünden uzaklaştırmış; birlik, kardeşlik, ülfet ve muhabbet kaynağı olması gerekirken, ihtilaf ve kavga kaynağı haline getirilmiştir. Nitekim bu bağlamda 1980’li yıllarda binlerce Türk evladının ne idüğü taraftarlarınca dahi belirsiz sağ-sol çatışmalarına kurban gittiğini gördük.

Hülasa derleyip toplaması, ihtilafları çözmesi, kendisine, ailesine, vatanına ve milletine faydalı gençler yetişmesini sağlaması gereken insanlar, tam tersini yapar olmuştur. Şanlı geçmişinden ilham alması ve örnek insan modeli olması gereken ‘Müslüman Türk’ kimliği zedelenmiştir.

Hâlbuki gerçek dindar, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği ‘emin’ insandır. Bu durum karşısında gerçek dindarlığın müşahhas bir şekilde ortaya konması gerekiyordu. Gerçek milliyetçi insan; milletinin tüm maddi ve manevi varlığına samimi bir şekilde sahip çıkmalıydı. İşte biz bunları yapmaya çalıştık.

İNSAN MESELESİ:

Hizmetlerimizin merkezine ‘İnsan Meselesi’ni koyduk. Çabamız, insanı ve toplumu korumak ve geliştirmek için yapılması gerekenleri tespit etmek ve hayata geçirmekti. Bu manada hizmet ve gayretimizin temeli insan; hizmetin gayesi insan ve hizmeti yapan ve yapması gereken de insandı.

Toplumda her alanda “örnek insan”a ihtiyaç olduğu gerçeğinden hareket ettik. Bizler birer örnek insan olmaya çalıştığımız gibi, milletimizin evlatlarının da örnek insanlar olması için yapılması gerekenleri ortaya koymaya çalıştık. Amacımız tek cümle ile ‘Eşyayı imar ve İnsanı ihya’ şeklinde özetlenebilir.

VATAN VE MİLLET SEVGİSİ:

Atalarımızdan, vatanımızı ve milletimizi aşk derecesinde sevmeyi öğrendik. Maddi ve manevi varlığımızı korumak ve geliştirmek; bizden sonraki nesillere güçlü bir maddi ve manevi miras bırakabilmek ve millet olabilme yeteneğini ilânihaye devam ettirebilmek için vatan ve millet sevgisi olmazsa olmazlardandır. Vatan, canın, malın, şerefin, namusun ve imanın korunduğu mukaddes yerdir; bu bakımdan vatan sevgisi imandandır, vatanı uğruna ölen de şehittir. Biz ve arkadaşlarımız, bu iman ve bu sevgi ile yoğrulmuşuz.

TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER:

Temel hak ve hürriyetlerin gerçek manada yaşanması, insan olmanın zaruri sonucu olduğu gibi, devlet-millet bütünlüğünü sağlamış sağlıklı bir millet olmanın da vazgeçilemez şartıdır. Bu konunun öneminin yeterince anlaşılması ve gerekli desteği görmesi için seferber olduk. İnancımızın insan haklarını ne kadar önemsediğini ve teminat altına aldığını ortaya koymak için ‘Veda Hutbesinde İnsan Hakları’ adlı eserimizi kaleme aldık ve Türkiye genelinde konferanslar verdik.

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ:

Herkes; yönetenler ve yönetilenler hayatlarında hukuka uygun hareket etmeyi ilke edinmelidir. Hem fert, hem de devlet planında yapılan işlerin hayırlı ve millet menfaatine olması için, mücadelelerin meşru olması gerektiği gibi, yapılan mücadelelerin hukuk zemininde yürütülmesi de gerekmektedir. Bu bakımdan hukuka uygun yasal düzenlemeler yapılmalı, devlet organizasyonu hukuka uygun hareket etmeli ve hukuk her şeyi denetlemeli. Hukukun üstün ve belirleyici olduğu toplumlarda adalet duygusu gelişir, devlet-millet münasebetlerinde ve milletin kendi içinde güven sağlanır ve insanlar kendi haklarını korudukları gibi başkalarının haklarına da saygılı davranırlar. Hukuk dışına çıkanlar, davaları haklı olsa bile, haklı davalarına zarar verirler.
Hayatımız boyunca hep hukuka uygun yaşadığımız gibi tüm arkadaşlarımıza da hukuka uygun yaşamalarını tavsiye ettik. Topluma hizmet etmesi, onu koruması ve maddi ve manevi varlığının gelişmesine katkıda bulunması gereken her kurumun ve kuruluşun da hukuk çerçevesinde kalmasının gereğini her fırsatta vurguladık. Her türlü hukuksuzlukla, hukuk zemininde mücadele ettik.

DEVLETE VE MİLLETE BİRLİKTE SAHİP ÇIKMAK VE HİZMET ETMEK:

Her zaman şunun altını çizdik; aile, devlet, asker ve din, bir milletin gerçekten “millet olabilmesi” ve ilelebet payidar kalabilmesi için olmazsa olmaz unsurlardır. Devlet organizasyonu bir toplumun millet olması, millet olarak kalması ve varlığını sürdürebilmesi için şarttır. Bu gerçeği bildiğimiz için hayatımız boyunca devlete sahip çıktık. Bazı art niyetliler ve onlara kanan gafiller, devlet kademelerinde çeşitli mevkilerde görev yapan insanların hatalarını gerekçe yaparak devlete saldırmanın meşru olduğunu söylüyorlar. Hâlbuki mücadele, yanlış yapana karşı olmalı ve kesinlikle meşru zeminde yapılmalıdır. Varlığı zati olarak zararlı olmayan bir kurumu, başındakiler yanlış yaptı diye, kurum olarak karşıya almak doğru bir yaklaşım değildir. Topluma varlığı zarar veren kurumlara karşı, kurumun kaldırılması için mücadelenin bir mantığı olabilir ancak millet olarak hepimizin varlığımızı sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek için hayati önem taşıyan devlete karşı mücadele etmek art niyetli bir yaklaşımdır. Art niyetlilere uyanlar da gaflettedirler.

Bizim, devletin yukarıda bahsettiğimiz özelliğine ve önemine binaen, devlet millet birlikteliğini savunmamız, gerçek dindarlığın ölçüsünü ortaya koyduğundan; devlet ile dindarı karşı karşıya getirmeye çalışan ve-ölçüsü sağlam olmadığı ve İslam’ı da tam bilmediği için- saf halkımızı kandıran sözde dindarları panik haline sokmaktadır. Bu yüzden hiç çekinmeden hakkımızda her türlü iftirayı ileri sürebilmektedirler. Ancak biz doğru bildiğimiz yolda Allah’ın izni ile yürümeye devam edeceğiz.

HALKA HİZMET HAKKA HİZMETTİR:

İnsanlıkta, medeniyette, ilimde, teknolojide, eğitimde ve toplum için önemli olan her konuda halka hizmeti Hakka hizmet bildik. Öz varlığımızı koruyarak çağdaş medeniyet seviyesine yükselmemiz gerektiğine inandık. Birileri toplumun önüne göz boyayan hedefler koyup, milletin geleceğine ipotek koyuyor. Biz ise bu oyunları gördüğümüzden, kendimize ait olana sahip çıkarak milletimizin kalkınması için gerekenleri ortaya koymaya çalışıyoruz..

Karanlık duygularının esiri olanlar ve bizden göründüğü halde dış güçlere hizmet edenler çoğu zaman millet için önemli olan bir konuyu, bir hedefi göstererek milleti kandırıp gerçek niyetlerine uygun işler yapıyorlar. Gerçekten bizden olsalar, yaptıklarından milletin menfaati yüksek olur. Ancak ortaya koyduklarını toplu olarak değerlendirdiğimizde, icraatlarında milletimizin kazancından çok kaybı olduğunu görüyoruz. Sureti Haktan görünenlerin bir millete verecekleri zarar her zaman açık düşmanların vereceği zarardan daha fazladır ve daha yıkıcıdır. Milletimiz için çok önemli boyutta olan bu tehdidi görmemiz hayati önem arz ediyor.

Bir toplumda gizli tehditleri herkes yeterince algılayamayabilir. Bunu gören, buna karşı mücadele eden insanlara kulak verilmeli ve onlara destek olunmalı. Böyle yapılmaz ise o gizli tehditler amaçlarına ulaştığında her şey için çok geç kalınmış olabilir.

Rahmetli babam benim için “Allah’ım oğlumu zatına hakiki kul, Habibine hakiki ümmet ve aziz milletimize de hizmetçi eyle” diye dua ederdi. Hayatım boyunca aziz milletimize hizmeti bir ibadet bildim.

Ancak bizim samimi çalışmalarımız milletimiz üzerinde karanlık emelleri olanları ve onların kandırdığı insanları rahatsız etti. Onlar her türlü iftirayı Allah’tan korkmadan atabildiler. Art niyetliler, güzel görünümlü maskelerinin ardında çirkin yüzlerini, iyi görünümlü hizmetlerinin ardında şer işlerini, hayır gibi görünen niyetlerinin ardında kötü niyetlerini saklarlar. Doğruyu maske yaparak yanlışa hizmet ederler. Bunu yaptılar ve milleti kandırmaya çalıştılar.

Milletimizin menfaati için çalışan gerçek samimi insanın çeşitli özellikleri vardır:

1- Kesinlikle ülkemiz ve milletimiz hakkında karanlık emeli olan güçler ile beraber olmaz.
2- Hiçbir zaman, kendince çeşitli makul gerekçeler ileri sürerek hukuk dışına çıkmaz. Hukuk açısından meşruiyetini yitirenlerin, meşru davaları başarıya taşıması mümkün değildir.
3- Samimi insan, kendi millet ve medeniyetine karşı asla takiyyeci olamaz. Bu manada inancımıza göre takiyye haramdır. Haram olan bir işle doğruya hizmet edilemez.
4- Sözlerinde ve icraatlarında milletin menfaatine aykırı bir şey bulunamaz. Buraya gelmişken önemli bir hususu izah etme zarureti doğdu. Çeşitli yollar ve yöntemler ile milletin bir bölümünün güvenini kazanan bir kısım insanların ve bazı toplulukların, aslında inancımıza, milli menfaatlerimize aykırılığı açıkça görünen sözleri, yaklaşımları ve faaliyetleri yerinde değerlendirilemiyor. İyi niyetli insanlarımız onların yerinde olsalar asla yapamayacakları yanlışları; onların dindar kimlikleri, güzel görünümlü maskeleri ve çeşitli sahalardaki başarıları nedeni ile ne yazık ki savunabiliyorlar.

Devamı: EKONOMİK KALKINMA GÜÇLÜ DEVLETİN OMURGASIDIR  
TUNALIM...

KAİNAT DEVLETİ İDEALİ

Genel Trackbackler (0) Yorumlar (2)   

---Türk’ün dünya hakimiyeti sona erdiğinden bu yana; genelde dünya insanlığının, özelde de Müslüman Türk dünyasının yüzü asla gülemedi…
Dünyanın her tarafında Müslüman Türk Halkları ezilen, asimile edilen, soykırıma tabi tutulan bir konumdadır.
Doğu Türkistan’da yaşanan son saldırılarda soydaşlarımız Uygur Türkleri açık ve net olarak bir soykırıma tabi tutulmaktadır. Çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek demeden Çinliler tarafından kurşuna dizilmekte, özelikle de sözde insan hakları savunucuları, haçlı batı, sahte diyalogcular sessiz bir şekilde seyirci kalmaktadırlar.


Bu olayları yaşarken şöyle bir hafızamı yokladım da; gençlik yıllarımızda Türk Milliyetçilerinin “Esir Türkler davası” diye bir davası vardı..!
Dünyanın değişik yerlerinde Türk soydaşlarımızın esaret altında olduğunu, Türk’ün dünyaya tekrar egemen olduğu taktirde esir milletlerin özgürlüğüne kavuşacağını dillendirir, hafızalarımızda Türk Milletinin dünya hakimiyetini hayal eder dururduk…
Bu hayal bir milleti fikir olarak diri ve güçlü kılmaktaydı…


Prof. Dr. Haydar Baş’ın bir ifadelerinde; “en dini meselelerimiz en dini partilere, en milli meselelerimiz en milli partilere tarumar ettirilmektedir.” Sözünün tecellisi midir nedir ? Türk Milletini kendi başının derdine düşürdüklerinden midir nedir?
Kimsenin böyle bir derdi de kalmadı...


Kürselleşme sürecinde milli ve dini duyguları öğütülen aziz milletimizin fertleri, kendi komşusunun dahi aç mı tok mu, hastamı, ölü mü, farkında değilken, ta ötelerde, hem de Çin’de olan bitenden haberdar olması, yada Onun derdini dert etmesi nasıl beklenir ki?
İnsanlığın yüzünün gülebilmesi, huzur ve selamet içerisinde yaşayabilmesi için, bağımsız, güçlü ve zengin bir Türkiye idealinin mutlaka gerçekleşmesi lazımdır. Çalışmalar bu yönde olmalı, fikirler düşünceler bu yönde kuvvet bulmalıdır. Aidiyet duygusu acilen canlandırılmalıdır. Yoksa bir millet dünyanın her yerinde lime lime edilmeye mahkum olacaktır…


Sayın Prof. Dr. Haydar Baş, ısrarla “Türkiye’yi Kainat devleti yapmaya ben varım siz de var mısınız?” diye haykırırken, Onun ne kadar haklı olduğunu her geçen gün ve her yaşanan olaydan sonra daha iyi anlıyorum.
Ah birde milletimiz anlayabilse…

U. Kepekçi-TUNALIM

Urumqi Tense, Quiet After Violence

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   

UYGUR-Urimçi

(Çin'in Uygur'lu kardeşlerimize uyguladığı katliamın haberi)China blames overseas Uyghurs for inciting rioting in the northwestern city, saying at least 140 people died in the violence.(http://www.rfa.org/english/multimedia/SlideshowUru... )video.izleyiniz)

Sent by a witness

On this picture sent to RFA by a witness, cordons of Chinese riot police face up to demonstrators on July 5, in Urumqi.

UPDATED JULY 5, 1722 GMT

HONG KONG Chinese authorities in the northwestern Xinjiang Uyghur Autonomous Region (XUAR) said the capital Urumqi was calm under tight security following deadly weekend riots, with tensions still simmering below the surface, as the United Nations chief called for restraint and peaceful dialogue.

The clashes, which left at least 140 dead and hundreds injured, flared after an initially peaceful demonstration took to the city's streets in protest at how the authorities handled recent violence between majority Han Chinese and Uyghur factory workers in the southern province of Guangdong, eyewitnesses said.

According to the official Chinese Xinhua news agency, 57 dead bodies were retrieved from Urumqi's streets and lanes, while all the others were confirmed dead at hospitals.

Security forces were now manning checkpoints at strategic points throughout the city, and ethnic minority officers were being drafted from outlying regions to help interrogate detained suspects, police said.

XUAR police chief Liu Yaohua told reporters Monday that apart from the 140 confirmed dead, 828 people were injured in the deadly violence that erupted Sunday night, and that the death toll would "continue to climb."

Liu said rioters burned 261 motor vehicles, including 190 buses, at least 10 taxis and two police cars, with vehicles still visibly aflame on the city streets early Monday.

Rioters destroyed 203 shops and 14 homes, and several hundred people had been detained, he added.

"Police have tightened security in downtown Urumqi streets and at key institutions such as power and natural gas companies and TV stations to prevent large-scale riots," Xinhua quoted Liu as saying.

International concern

truck_200
Armored police car in an unknown Urumqi street, on July 5.
In Geneva, United National Secretary-General Ban Ki-moon called Monday for restraint, while Italian President Giorgio Napolitano raised the issue of human rights with Chinese President Hu Jintao and British Prime Minister Gordon Brown’s government voiced concern over the violence. In Washington, U.S. officials declined to comment.

"Wherever it is happening or has happened, the position of the United Nations and the secretary-general has been consistent and clear: that all the differences of opinion, whether domestic or international, must be resolved peacefully through dialogue," Ban told a news conference.

"Governments concerned must also exercise extreme care and take necessary measures to protect the life and safety of the civilian population and their citizens and their properties, and protect freedom of speech, freedom of assembly, and freedom of information," he added.

Fear of escalation

Uyghur witnesses said the protest began when as many as 1,000 Uyghurs gathered to demand a probe into the deadly fight in Guangdong late last month.

Before the demonstrators reached the People’s Square in central Urumqi, armed police were in position and moved to disperse them, one witness said.

Police "scattered them [the protesters]," he said. "They beat them. Beat them, including girls, very, very viciously,” he said. “The police were chasing them and captured many of them. They were beaten badly."

'Electroshock weapons'


"When the demonstrators reached the People's Square, armed police suppressed them using electroshock weapons and so on," he said, adding, "after that, other protests erupted in Uyghur areas of town."

A shopowner in Urumqi who declined to give his name said he had had to close for business as police swarmed through the city.

"We closed our doors from last night. Armed police dispersed the protesters in about two hours. Firefighters were also dispatched and last night police were all over the city," he said in an interview Monday.

"Riots took place in bus stations, in tourist spots, and in shopping areas. Scores of Uyghurs were killed. Armed police were carrying automatic assault rifles and machine guns. There were thousands of soldiers. It had a tremendous impact, and we won’t be able to go to work for three days," another resident said, also speaking on condition on anonymity.

arrest_200
A young Uyghur man is being taken away by two helmeted Chinese policemen in an Urumqi street, on July 5.
"When the protest started... I was near the Bank of China in Nanmen. There were many people. Police surrounded the areas from Döngköwrük to Nanmen," one youth said Sunday. "There were police, paramilitary. They were fully armored, and they had steel helmets, too."

"One was giving a speech in front of the bank and people were applauding him... Most of them were students," he said.

"Police circled around them, and we couldn't get inside."

Another youth said the protest began peacefully but became violent after police fired on the crowd, and protesters then attacked cars and shops. His account couldn't be independently confirmed.

City 'now calm'

A police officer contacted by telephone early Monday said a curfew had been imposed on Uyghur areas.

"People are dead. This might have planned by evil-minded people," the officer said.

Urumqi is home to 2.3 million residents, including many Uyghurs, who have chafed for years under Chinese rule. The city is located 3,270 kms (2,050 miles) west of Beijing.

Uyghur sources said the protest was organized online and began early July 5  with about 1,000 people but grew by thousands more during the day.

Online messages meanwhile called on Uyghurs in other major cities to stage protests Monday to show support for the Uyghurs who died in Shaoguan.

"We decided to hold a demonstration and stressed that it shouldn’t be violent," an organizer of Sunday's demonstration said in an interview.

Security in Urumqi is always tight, including strict controls over information. Witnesses spoke Sunday on condition of anonymity.

Exiles blamed

In a televised speech on Monday, XUAR Governor Nur Bekri explicitly blamed the clashes on Rebiya Kadeer, a former businesswoman who was jailed by Chinese authorities for subversion before she was paroled and admitted to the United States.

Kadeer now serves as leader of the Washington-based Uyghur American Association and Munich-based World Uyghur Congress, and she has been accused repeatedly of fomenting separatism among Uyghurs against the Chinese authorities.

"This riot is typical, directed from overseas but carried out inside [China], organized and premeditated," Nur Bekri said. "On July 5, Rebiya made a phone call to China to incite the riot and by 7 p.m.  protests erupted in Urumqi, and in some locations there was violence."

smoke_200
Smoke rise above Urumqi from a location near South Gate (Nan Min) on July 5, as demonstrators clashed with police.
Both Kadeer and a spokesman for the World Uyghur Congress, Dilshat Rashit, have rejected the charge.

The Uyghur American Association, in a statement late Sunday, cited reports that 1,000 to 3,000 protesters marched through the Döngköwrük [Erdaoqiao] area of Urumqi on Sunday, "some of whom were waving the flag of the People’s Republic of China."

Chinese authorities deployed regular police, anti-riot police, special police, and the People's Armed Police to contain them, it said, citing unnamed witnesses as saying that an unknown number of Uyghur protesters died after police fired on them.

Kadeer said the violence "could have been avoided if the Chinese authorities had properly investigated the Shaoguan killings."

In separate interviews, three Uyghur youths now under Chinese government protection said the fighting in Shaoguan began when Han Chinese laborers stormed the dormitories of Uyghur colleagues, beating them with clubs, bars, and machetes.

The clashes began late June 25 and lasted into the early hours of the following day. At least two people were killed and 118 injured, and witnesses said the numbers could be higher.

Underlying resentment

message_250
Screen shot from a message board in Uyghur showing a message in an image, calling for a demonstration in Kashgar, in front of the mosque, on July 6.
Like Tibet, which erupted in protests in early 2008, the XUAR has long been home to smoldering ethnic tensions related to religion, culture, and regional economic development that residents say has disproportionately enriched and employed majority Han Chinese immigrants.

China has accused Uyghur separatists of fomenting unrest in the region, particularly in the run-up to and during the Olympics last year, when a wave of violence hit the vast desert region.

The violence prompted a crackdown in which the government says 1,295 people were detained for state security crimes, along with tighter curbs on the practice of Islam.

XUAR Party Chief Wang Lequan was quoted in China’s official media as saying the fight against these forces was a “life or death struggle,” and he has spoken since of the need to “strike hard” against ethnic separatism.

Activists have reported wide-scale detentions, arrests, new curbs on religious practices, travel restrictions, and stepped-up controls over free expression.

Original reporting by Mamatjan Juma, Shohret Hoshur, and Mehriban for RFA's Uyghur service and by Qiao Long fro RFA's Mandarin service. Translated from the Uyghur by Mamatjan Juma and from the Mandarin by Jia Yuan. Uyghur service director: Dolkun Kamberi. Mandarin service director: Jennifer Chou. Written and produced in English by Sarah Jackson-Han. Edited by Luisetta Mudie.

AVRUPA BATAKLIĞI VE TAŞERONLARININ KİRLİ YÜZÜ

Genel Trackbackler (0) Yorumlar (1)   

1960 ‘ların başından beri Avrupa’nın kapısındayız ne girebildik ne çıkabildik! Tam çıkacak gibi oluyoruz bizi tekrar içine çekiyor. Türkiye’nin başka bir alternatife yönelmesinden korkuyorlar aksi takdirde, Türkiye kendi liderliğini yapacağı yeni bir birlik kuracaktır.
Biri sizi bir kez kandırırsa suç onundur ama ikinci kez kandırırsa suç sizindir.Bunu anlamayanları basiretsiz diye addedeceğim ama çok hafif kalacağı kanaatindeyim.Kim iktidara gelirse gelsin bir öncekine nazire yaparcasına AB müktesebatını uygulamak için telafisi mümkün olmayan tavizler veriyor..Sanal mevzularla gündemi işgal eden kartel medyası da onların ibrikçiliğini yapmak için birbirleriyle kıyasıya bir yarışa tutuşmuşlar.Televizyon müptelası halkımız her şeyin günlük gülistanlık gittiğini zannededursun işin arka planı çok vahim… Avrupa ‘da duruma o kadar hâkim ki açık açık birliğe almayacaklarını zikrediyorlar buyurun maddeler halinde ele alalım:
1) 6 Ekim ilerleme Raporu ‘nun 2. maddesinde hukukun temel ilkelerinden iyi niyet kuralına aykırılığın mevzu bahis olmasına rağmen müzakerelerin sonucunun önceden garanti edilemeyeceği, açık uçlu bir süreç olduğu, ileride farklı seçeneklerin gündeme getirileceği zımnen belirtiliyor.
2) 3. maddede “ Birliğin Türkiye ‘yi hazmetme kapasitesi gerek Türkiye gerek birliğin çıkarları açısından göz önünde bulundurulması gereken önemli bir husustur. ” denilerek hazmetme (sindirme) kavramı yeni bir şart olarak Türkiye ‘nin önüne tercihli olarak konulmuştur ve mali açıdan mı; sosyo kültürel açıdan mı, ekonomik açıdan mı, siyasi açıdan mı bir süreç olacağı açıkça belirtilmemiştir.
Bu iki madde beraber değerlendirildiğinde şeksiz şüphesiz görülecektir ki Türkiye ‘ye tam üyelik dışında diğer seçenekler dayatılmak istenmektedir. (İmtiyazlı Ortaklık veya Özel Statü) Kişilerin serbest dolaşımı tarımsal-yapısal fonlara getirilen kalıcı sınırlamalar da bu seçenekleri desteklemektedir.
3) Bilindiği gibi, Kıbrıslı Türkler ‘in, Türkiye ‘nin ve AB ‘nin açık desteğine rağmen Annan Planı Rumlar tarafından reddedilmesi sebebiyle hayata geçirilememiştir. Hal böyle iken Rumlar çözümü reddeden taraf olarak adeta AB tarafından ödüllendirilerek AB ‘ye alınmışlardır ve adanın tek siyasi temsilcisi olarak kabul edilmiştir. AB KKTC’ye vaat ettiği güvenceleri yerine getirmeyerek, KKTC’yi siyasi ve ekonomik olarak fiilen tasfiye sürecine sürüklemiştir ve tabela devleti haline getirmeyi amaçlamaktadır.
Ayrıca ek protokolün imzalanmasıyla TC ‘nin KKTC ile olan tüm ticari ve mali ilişkileri ciddi sekteye uğrayacaktır.
4) 7. madde Türkiye ‘nin Dış Politikası ‘nın Birlik ve üye devletler tarafından kabul edilen politikalar ve tutumlarla tedricen uyumlu hale getirmesini öngörmektedir.
Bu maddenin asıl amacı Güney Kıbrıs’ın NATO ‘ya girişi önündeki Türkiye’nin en büyük kozu olan veto hakkını kaldırmaktır. Ve bu madde ileride Türkiye ‘nin Kıbrıs’ta işgalci olduğunu ve 7.maddeye uygun davranarak adadan askerlerini çekmesini talep etmesi gündeme gelebilecektir.
5) 10.madde de şimdiye kadar hiçbir üye devlete yapılamayan bir uygulamayla müktesebatın neler içerdiği ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Ve bunun altında siyasi amaçlar yatmaktadır. Avrupa Parlamentosu’nun “Tavsiye” ve “Görüş” lerinin hiçbir üye devlete hukuken bağlayıcı etkileri olmamasına rağmen Türkiye ‘ye karşı bunlar da bağlayıcı hale getirilmek isteniyor. Bu ”Dürüstlük ve Eşit İşlem İlkesine” aykırılık teşkil eder.
Bu maddeyle de özellikle Avrupa Parlamentosu’nun Ermeni Soykırımı ve Kıbrıs konularında aldığı kararlara Türkiye ‘nin uyması talep edilecektir.
6) 11.MADDE Türkiye tarafından imzalanan ve üyeliğin yükümlülüklerine aykırı olan tüm uluslar arası antlaşmaların geçersiz hale geleceğini öngörmektedir. Türkiye ve KKTC arasındaki bütün antlaşmalar geçersiz sayılacak. Bu madde kapsamında değerlendirilmesi gereken bir diğer husus Lozan Antlaşmasına ilişkindir. AB Komisyonu’nun yayınladığı 3 EKİM 2004 tarihli ilerleme Raporu’nda Azınlık Hakları, Kültürel Haklar ve Azınlıkların Korunması ile ilgili bölümünde Yahudi, Ermeni ve Rumların yanı sıra Kürtlerin ve Alevilerin azınlık sayılması ile ilgilidir. AB böylece Lozan’ı tanımamakta din, dil, etnik ve kültürel farklılıkları esas alarak yeni azınlıklar oluşturmak istemektedir. Ayrıca bu madde 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi açısından da tehlike oluşturmaktadır.
7) 12. maddenin 4. paragrafı kişilerin serbest dolaşımı, yapısal politikalar ve tarım alanında kalıcı kısıtlamaların getirilebileceğini öngörmektedir. Yine bu madde de tam üyeliğin dışında farklı bir statünün düşünüldüğünü göstermektedir.
AB’YE ÜYELİK İMKÂNSIZ
Netice itibariyle AB müktesebatına uygun tam üyeliğin mümkün olmadığı görülmektedir. Bu özel statü “İmtiyazlı Ortaklığın” veya “İkinci Sınıf Üyeliğin” öngörüldüğünü göstermektedir.
Öte yandan AB’ye üye olmayıp Gümrük Birliği’ne üye olan tek ülke Türkiye ‘nin bu durumu yeniden gözden geçirmesi kaçınılmazdır. Zira bir ülkenin ekonomik iradesinin temsil edilmediği bir kuruma yıllarca teslim etmesi, hem ekonomi biliminin kurallarına hem de uluslar arası ilişkilerin ve siyasetin doğasına aykırıdır.
Görüldüğü üzere ne Annan’ın planları Kıbrıs’ı kurtarmaya yetmiş ne de hükümetin verdiği tavizleri, başbakanın ümit var açıklamaları AB’nin taassubunda değişiklik yaratmıştır.
Ayrıca, Avrupa Birliği mensubu Avrupa Ülkeleri hala Hıristiyan taassubu ve haçlı zihniyeti ile hareket etmekte ve Türkiye’ye AB çerçevesinde hiçbir hak tanımak istememektedirler.
TÜRKİYE’DEN TARIM ÜRÜNÜ ALIMI YAPILMIYOR
Bu yüzdendir ki yarım asra yakın bir süreçtir Avrupa Birliği’nin kapısında bizi bekletiyorlar. Bekletmek şöyle dursun verdiğimiz bunca tavize rağmen elde ettiğimiz hiçbir menfaat bulunmamaktadır. AB’ye üye olmayıp da Gümrük Birliği’ne üye tek ülke olmamız da manidardır. Bu birliğe üye olunmakla birlikte malların serbest dolaşımı ilkesi kabul edilmiştir. Birlik ülkelerinin elde ettikleri vergisizlik, vergi indirimleri de onların yanlarına kar kalmaktadır. Gerçi hoş! Avrupa Birliği uğrunda çıkarılan uyum yasaları doğrultusunda yakında kendimiz de yiyecek tarım ürünü bulamayacağız ama birliğe müracaat dahi etmemiş olan İsrail ve Kuzey Afrika ülkelerinden narenciye ve tarım ürünlerini alınırken, Türkiye’den hiçbir şey alınmayarak iktisaden çökmemiz için kasıtlı ve Yunanistan’ın arzusuna uygun şekilde davranmaktadırlar. Yine Yunanistan’ın arzuları dâhilinde kıta sahanlığının 12 mile çıkartılması Türkiye’ye dayatılarak Ege Denizi bir Yunan Gölü haline getirilmek istenmektedir.
Öte yandan yabancı sermaye çok elzemmiş gibi gösterilerek bu konuda da tavizler verilmiş, yabancıların Türkiye’ye yatırım yapabilmeleri için vergi muafiyetinin, gayrimenkul edinmelerinin ve kazandıkları paralarını yurtdışına rahatça kaçırabilmeleri için bir dizi önlemler alınarak, önleri açılmıştır.
YABANCI SERMAYENİN AMACI TÜRK’Ü KÖLELEŞTİRMEKTİR
Onlar kendi topraklarına sığamıyorlar. Biz ise kendi toprağımızı layıkıyla işleyemiyoruz. Bu nedenle işsizlik oranımız çok fazla ve işçilerimiz çalışmak için yurtdışına gitmek istiyor. Kapılarımızı sonuna kadar onlara açmamızı istiyorlar. Sanayi tesisleri kurup, sermayeyi ayağınıza kadar getiriyoruz diyerek yurdumuzda müştereken oturmak ve bizim gelişme imkânlarımıza ortak olmak istiyorlar. Kazandıkları paraları da yurt dışına kaçırmak için garanti istiyorlar. Çıkarılan yasalarla toprağımıza da sahip çıkıp, yarın bizi vatanımızdan kaçırmak istiyorlar. Ama şimdiden bu hilelerini söyleyip kendi oyunlarını bozamazlar. Bir müddet sonra bizi kurnazlıkla kovalayıp Orta Asya bozkırlarına göndermek nihai planlarıdır.
Zaten Hıristiyanlık Dini ve Papa ‘da bunu emrediyor. Ama şimdilik sanayi yatırımı yapıyoruz diyerek bizleri oyalamak işlerine geliyor.
Haçlı Seferleri’nin şimdilik ekonomik oyunlarla devam ettiğini bize açıkça anlatmak mecburiyetinde değiller. Bizim için sanayi tesisleri kurarak ebediyen köleleri olmamızı ve ölmeden sürünmemizi onların hizmetkârı olmamızı temin edeceklerinden hiç şüpheniz olmasın.
GÜLERİZ AĞLANACAK HALİMİZE
Peşkeş çekilen maden işletmelerimizi havada kapan yabancıların işçisi olarak çalışan köylülerin fotoğraflarını görme fırsatım oldu. Senelerdir ehil olmayan iktidarların elinde sefaletten kan ağlayan köylümüz senelerdir hasretini çektiği çamaşır makinesine sarılmış objektiflere gülümseyerek poz veriyor. Ve onu maden işletmesinde çalışarak aldığını söylüyor. Hal bu ki maden kendisine ait, yabancı firmalar onu işletiyor; köylü de onların kölesi… Peki, köylü bu madeni devleti ile ortak işletse ne olur? Değil çamaşır makinesini onun fabrikasını alır.
LİDER UFKU KADAR BÜYÜKTÜR
Bir tarafta vatandaşını göz göre göre yabancıların kölesi yapıp, süslü sözlerle onu kandıran, onu sefalet bataklığına sürükleyen, icra ettiği icraatlarla onun tarih sahnesinden silinmesinin yolunu açan iktidarlar ve liderler öbür tarafta kandırılmış çaresiz insanımız.
Peki, bu böyle mi gidecek? Bu duruma dur diyen bir lider çıkıp halkımızı kucaklamayacak mı? Elbette buna dur diyen birileri var. Pek tabi ki dış mihrakların aklı ile değil kendi akılları ile hareket eden liderler. Türk Milletini kurtarmak için inanıyoruz ki Türk’ün aklı ile Türk gibi, Atatürk gibi düşünen liderlere ihtiyacımız var.


http://www.burakevci.com--TUNALIM..

TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ BTP'DE

Genel Trackbackler (0) Yorumlar (4)   

 
 

BTP’li belediyelere ziyaretler gerçekleştiren Prof. Dr. Haydar Baş, Konya’nın Yazla beldesinde yaptığı konuşmada, “Türk milletinin maddi geleceği de manevi geleceği de BTP’dedir” dedi.

 


Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş son ekonomik gelişmeleri Konya’da değerlendirdi. Konya’nın BTP’li Yazla belediyesini ziyaret ederek çeşitli temel atma ve açılış törenlerine katılan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş burada halka seslendi. Konuşmasında memleketin sorunlarının çözümü konusunda plan ve proje ortaya koyan tek kadro BTP kadrolarıdır diyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Türk milletinin maddi geleceği de manevi geleceği de BTP’dedir” şeklinde konuştu. BTP Genel Başkanı Yazla’daki konuşmasında son ekonomik gelişmeleri de değerlendirdi. Tarım, tekstil ve sanayi gibi Türk ekonomisinin temel direklerinin çöktüğün ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş Türkiye’nin hızla uçurumdan aşağı düştüğünü söyledi.

Ekonominin e’sinden anlamıyorlar
Merkez bankası başkanı Durmuş Yılmaz’ın krizi tarif etmek için kullandığı tünelin uzunca ışık var ama bu araba farı da olabilir sözlerini hatırlatan haydar baş şöyle konuştu: “Ekonominin e’sinden haberi olmayan insanlar bir ülkede şayet gelip ekonomiye yön vermeye çalışırlarsa işte geleceğimiz netice de bu olur. Sen kalkıyorsun 1000 metrelik uçurumdan aşağıya kendini atıyorsun. Ben kalkıp sana, ‘senin sonun ölümdür’ diyorum. Bana nereden biliyorsun diye soruyorsun.”

Cebimizdeki para bizim değil
Çöken kapitalizmin karşısına Milli Ekonomi Modeli’yle tek alternatif olarak ortaya çıktıklarını ifade eden BTP Genel Başkanı Türkiye özelinde acilen yapılması gerekenleri şöyle anlattı: “Yapılacak olan iş, emeğimiz ve üretimimiz karşılığında milli paramızı devreye koymaktır. Şu anda 30 yıla yakın bir zamandan beri Türk milleti emeğinin karşılığı parayı devreye koyamıyor. Şu cebinde olan para sana ait değil haberin var mı? Evet, bunun üzerinde 50 Türk lirası yazıyor olabilir ama bu bize ait değil. Kime bu ait biliyor musunuz? ‘Hard Currency’ diye bir şey var. Bunu global ülkeler Türkiye’ye borç veriyor. Türk hazinesi bu yabancı parayı borç olarak alıyor ve bunun karşılığında Türkiye parasını basıyor. Bizim paramız o dövizlerin karşılığında basılan paralardır.”

ABD’nin çöküşü dolara bağlı
Milli ekonomi modelinin sadece Türkiye’nin değil ekonomik buhrandan çıkmak isteyen tüm toplumların tek çaresi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş Rusya’dan örnek verdi. Rusya başbakanı Vladimir Putin’in ekonomi danışmanı Prof. Dr. Victor Minin’in düzenlenen Milli Ekonomi Modeli kongrelerinden üçüne katıldığını ifade eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, Rus profesör Minin’le küresel kriz ve ABD üzerine yaptıkları bir konuşmayı ve sonuçlarını şöyle açıkladı: “Siz ABD’nin batmasını istiyorsanız -evet istiyoruz dedi- o zaman yapacağınız iş, milli paraları öne çıkaracak, doların dolaşımını kısıtlı hale getireceksiniz. Yani dolar Rusya’da, Çin’de ve Hindistan’da dolaşımda olmayacak. Ona beş on tane ülke saydım. Bu ülkelerde doları tedavülde devreden çıkartırsanız ve o ülkelerin milli paralarıyla ihracat ve ithalat yapmayı mecbur hale getirirseniz, dünya bunlara bakar, bu uygulama hayata geçer. Ondan sonra bakarsınız ki bir anda ABD’nin yıldızı sönmüştür. Rusya’ya döndüler ve bu konuşmadan bir hafta sonra Rusya Çin’le anlaştı. Dediler ki, bundan sonra ticaretimiz milli paralarımızla olacak. Biz sizden mal aldığımızda size Çin parası vereceğiz. Siz bizden mal aldığınızda bize Rus rublesi vereceksiniz. Analaşmanın içerisine Hindistan’ı da dahil ettiler. Şu anda Rusya merkezli dünya hayata geçirmeye başladı. Ulusal paraları ön plana geçecek ve doların ipini çekecekler. Eğer dolar çökerse ABD’nin de hayatı sona erer. O zaman ABD’nin dediği dedik olmayacak.”


TUNALIM...

SOSYAL DEVLET-MİLLİ DEVLET

Genel Trackbackler (0) Yorumlar (2)   

Prof. Dr. Haydar Baş
"İktisat teorisi, istatistik, matematik ve enformasyonun gerçek sentezi olan çalışmasıyla Profesör Haydar Baş’a da bir Nobel ödülü gerekecektir. Bunda milli sistemi ve modeli mühim rol oynayacaktır."
Prof.Dr. Goulnur BALTONOVA
Kazan Devlet Üniversitesi
Yeni bir iktisadi model: Milli Ekonomi Modeli
Milli Ekonomi Modeli, insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi; ve yine ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olmasının yanı sıra iç ve dış harcamalarını borçlanmadan temin edebilmesinin formülüdür. Bu yönüyle Milli Ekonomi Modeli, ülkelerin ve milletlerin kalkınmasının ve ekonomik bağımsızlığının tek yoludur.

Sosyal Devlet Milli Devlet
Eseri okumak için : Milli Ekonomi Modeli tezini online olarak okumak için tıklayınız.
Akademisyenler : Tezi değerlendiren akademisyenlerin tebliğlerini okumak için tıklayınız.
Sosyal Devlet / Milli Devlet'in "vatandaşlık maaşı projesi" başta olmak üzere ve Sosyal Devlet projeleriyle bizim yapmak istediğimiz, "millet için devlet" anlayışının yeniden hayata geçirilmesidir.
Milli Devleti, diğer sistemlerle kıyaslanamayacak kadar farklı bir noktaya taşıyan, tezin gayesine ve merkezine insanın konulmasıdır. Bu tez, Türk medeniyetinin bütün insanlığa hediyesidir.
Sosyal Devlet Milli Devlet
Eseri okumak için : Sosyal Devlet Milli Devlet tezini online olarak okumak için tıklayınız.
Akademisyenler : Tezi değerlendiren akademisyenlerin tebliğlerini okumak için tıklayınız.
TUNALIM...
- The best bloopers are a click away

PROF. DR. HAYDAR BAŞ : ''OBAMA TİYATRO OYNUYOR...''

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   
A.B.D. Başkanı Obama'nın Mısır'dan İslam dünyasına seslendiği, 'ESSELAMUALEYKÜM'le başlayan konuşmasını değerlendiren Prof. Dr. Haydar BAŞ ''OBAMA'NIN YAPTIĞI TİYATRODAN İBARETTİR; hiledir, yanlıştır ve yalandır.'' dedi.

Prof. Dr. Haydar BAŞ, ABD Başkanı Barack Obama'nın
MISIR'dan İSLAM DÜNYASIna seslendiği, 'ESSELAMUALEYKÜM'le başlayıp, ''Çocukluğumda EZAN sesiyle uyanırdım...''
şeklinde devam eden konuşmasını değerlendirdi.
Bu yeni taktikle hedefin, İslam dünyasının A.B.D.'ye karşı olan
refleksinin yok edilmek olduğunu ifade eden
Prof. Dr. Haydar BAŞ, bu ülkenin hali hazırda
AFGANİSTAN ve PAKİSTAN'da yaptığı saldırıları hatırlattı.

YAPILANLAR HİLE VE YALAN...

MISIR'daki konuşmasına 'ESSELAMU ALEYKÜM' sözüyle başlayan
Obama’nın yaptığının tiyatrodan ibaret olduğunu söyleyen
Prof. Dr. Haydar Baş konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Demezler mi adama ki: MADEM SENİN DEDİKLERİN DOĞRUDUR; NEDEN SEN MÜSLÜMAN OLMADIN? 'ŞÜPHESİZ Kİ, ALLAH ÜÇÜN ÜÇÜNCÜSÜDÜR DİYENLER KAFİR OLMIŞTUR' diyor CENAB-I HAKK.
'Allah üçün üçüncüsüdür' diye kimler diyor?: Hıristiyanlar...
Obama hangi dine mensuptur?: Hıristiyanlık...
O zaman Obama'nın yaptığı TİYATROdan ibarettir, hiledir, yanlıştır ve yalandır. Bunlarla Müslümanları kandırmanın bir alemi yok ki.''


Prof. Dr. Haydar BAŞ, A.B.D. Başkanı'nın MISIR
konuşmasındaki sözlerinin, çok önemli bir proje kapsamında ifade edilmiş
olduğuna işaret etti. Prof. Dr. Haydar BAŞ şunları söyledi:
''Obama'nın böyle ifadeler kullanmasının manası: İslam dünyası BİZİM YAPTIKLARIMIZDAN ETKİLENMESİN, BİZE KARŞI ÇIKMASIN, HAREKETLERİMİZE MANİ OLMASIN, BİZE HOŞ BAKSIN, İYİ DESİN,
GÜZEL DESİN ve kendi içinden biz bunları yok edelim ve işgal edelimdir. Obama’nın sözlerini mantığı budur. Bu bir projedir.
Bu projenin içinde İSLAM DÜNYASININ İMHASI vardır, İLHAKI vardır.''

BATILILARDA MERHAMETE YER YOK...

Bu sözlerin ardından AFGANİSTAN ve PAKİSTAN'da A.B.D.'nin gerçekleştirdiği vahşi saldırıları hatırlatan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar BAŞ şunları söyledi: ''Peki, madem, bu batılıların medeniyetinde bu kadar merhamet var, şu andaki Afganistan'ın hali nedir?
Obama Mısır’da bu sözleri ifade ettiği gün Afganistan’da bir sürü olaylar oldu.''

MİLLET DE, SİYASET DE AYIKMALI...

Eski adı, 'DİNLERARASI DİYALOG' yeni adı, 'MEDENİYETLER İTTİFAKI' olan projeye de dikkat çeken BTP Genel Başkanı, Türkiye’nin Müslüman kimliğinden dolayı Avrupa Birliğine kabul edilmediğini ifade ettiği sözlerini şöyle sürdürdü: ''Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz buyuruyor ki; 'Ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki, Hıristiyanlar kiler deliğine girse, fare deliğine girse ümmetim o deliğe girmeye çalışacak.' Öyle değil mi şimdi? Yahu adamlar seni kabul etmiyorlar. Kabul etmez. Bu bir kanundur. Aklını başına devşirsene. Milletin de bu noktada uyanması lazım siyasetin de.''..TUNALIM...

YANLIŞ TEŞHİS, YANLIŞ SONUÇ!

Genel Trackbackler (0) Yorumlar (2)   

Yıllardır ekonomik krizle boğuşan ülkemizde son gelinen nokta alış verişin yapılamayışı ve neticede de piyasaların tam manasıyla kilitlenmesi, siyasetçisinden üretenine, üreteninden tüketenine varıncaya kadar herkesi etkiledi…
Çare adına atılan adımlar da maalesef bir netice vermedi.
Atılan adımların netice vermemesi gidilen yolun ve uygulanan tedavinin başarısızlığından kaynaklanmaktadır. Herkesçe malum ki; tedavinin başarısı teşhisle direk alakalıdır.
Tedavi cevap vermediğine göre mutlaka teşhis sorgulanmalıdır.
İşin aslına bakarsak, bu krizin derinleşmesi Kemal Derviş’le alakalıdır.
Hafızlarınızı tazeleyerek konuya açıklık getirmeye çalışalım:
Kemal Derviş, 2001 yılında Dünya bankasında görevli iken o zamanın Başbakanı Bülent Ecevit tarafından Türkiye’ye davet edilip, ekonominin başına getirilmesiyle birlikte, olumlu havalar estirildi.
Sağıyla soluyla hemen herkes Dervişin ağzına bakıyor, her sözü adeta kanun hükmünde kabul görüyordu. Derviş, ülkemizdeki enflasyonun talep enflasyonu olduğu tespitini yapmış, hayat pahalılığının önlenmesi, ekonominin rayına binmesi için; enflasyonun aşağı çekilmesi gerektiğini, bunun için de mutlaka, talebin daraltılması ve IMF ile çalışılmaya devam edilmesinin gerektiği, yönünde açıklamalar yapmıştı.

Bu açıklamanın arkasından Prof. Dr. Haydar Baş; “Anlaşılan o ki bu derviş bizim değil Amerikanın dervişiymiş. Enflasyona getirdiği tanım asla doğru değildir. Türkiye deki enflasyon talep enflasyonu değil, maliyet enflasyonudur. Yani fiyatlara etki eden artış, talepten değil maliyettendir. Maliyete etki eden faktörler aşağı çekilirse, fiyatlar otomatikman düşecektir. Aksi taktirde siz enflasyona talep enflasyonu diye teşhis koyar, fiyatların düşmesi için, talebi kısarsanız, talep arzın altına düşer, piyasada durgunluk oluşur; raflar, vitrinler mal dolu olur, alıcı bulamazsınız, böylece fiyatlar belki düşer ama, alıcı bulunmayan bir piyasa da eninde sonunda batar.” Açıklamasında bulundu.


Evet talep kısıldıkça, piyasada dolaşan sıcak para azaldıkça, gerçekten fiyatlar düştü. Fiyatların düşmesine rağmen tüketicinin parası olmadığı için, alışveriş de kilitlendi.
Üreticiler; malını satmak, itibarını kurtarmak, çalışanına maaş vermek ve müessesesini ayakta tutmak için ürettiklerini yok pahasına sattılar. Bu şekilde sadece ayakta durmak için yapılan alışverişten kâr edemeyince de kurumlar iflas etmeye başladılar.
Kimileri de iflas etmektense yerli yabancı demeden kurumlarını başkalarına sattı. Bu süreç böylece süregeldi.


Dün Dervişin politikalarını göye çıkarıp alkış tutanlar, yaptıklarını ne çabuk unutmuşlar ki şimdi de talebi canlandırmaya çalışıyorlar. Keşke talebi canlandırmayı bileseler gam yemeyeceğiz… Piyasanın kurtuluşunun ancak talebi canlandırmakla olacağını biliyorlar bilmesine de talebi nasıl canlandıracaklarını bilmiyorlar.
Sözüm ona düşük faizli kredilerle, borçlarla, sanal kartlarla talebi canlandırmağa kalkışıyorlar. Yani para basmadan, emisyonu genişletmeden, talebi canlandırmak arzusundalar.

Beyler! Uygulanan ekonomi politikalarıyla, değil krize çare bulmak, krizi daha derinleştirmekten öte bir şey yapamazsınız. Gelin hem kendinize hem ülkemize ve hem de insanlığa bir iyilik edin. Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ a gidin size bu sorunların üstesinden nasıl gelinir izah etsin de siz de eğer yüreğiniz varsa uygulayın!


TUNALIM