BENİM DÜNYAM

VATAN GEMİSİ BATARKEN

Genel — Gönderen tunalim @ 01:32

zalimsultanux6
Medya-hükümet arasında restleşme devam etmektedir. Karşılıklı suçlamalarda Başbakan üslup açısından bayağı sertleşmiş görünüyor.  Sayın Başbakan da bilir ki medya ile oyun olmaz! Zaten şimdiki gücünü bile medyaya borçludur. Yani bir anlamda Başbakanın kendisini bu kadar güçlü hissetmesinin bir yerde suçluları; şimdi canı yanan medya mensuplarıdır.

R. T. Erdoğan’ı ekranlarda boy boy endam ettirip, allayıp pullayıp bu milletin gündeminde yere göğe sığdıramayan, “değişti, gelişti” diye yazanlar yine onlar değil miydi?  

Şöyle bir seçim zamanını hatırlamaya çalışırsanız, bu gün feveran eden gazete yazarlarının nerdeyse tamamı Başbakanı dünyanın en karizmatik lider olduğunu yazmadılar mı?  Kaos istemiyorsanız, mutlaka onu tekrar seçmeniz lazım diyerek bu milleti yönlendiren onlar değil miydi?. AKP nin iktidarının devamını sağlamak için haklı olanların sesini örtüp, bu milleti işsiz ve aşsız koyup,  köle vaziyetine gelmesine sebep onlar değil miydi? Hele son günlerde en çok sesi çıkan birilerinin son seçimde; “Ya Erdoğan'ın yerine "Ahmedinecad" gibi biri gelirse?” sorularıyla adeta bir panik havası oluşturup, seçmene ölümü gösterip sıtmaya razı olmak mantığını yerleştiren, onlar değil miydi?
Ne oldu da işler birden değişti? Bu sorunun cevabını samimi olarak, yine kendileri vermelidirler.


Eğer bu kadar ses çıkarmanıza sebep sadece türban meselesi ise gene aldanıyor ve aldatıyorsunuz. Vatanın bölünmez bütünlüğünü yok etmeye çalışan, Sevri yeniden hortlatan, Lozan’ı delmeğe değil tamamen ortadan kaldırmaya yönelik kanunlar, düzenlemeler yapılırken, kâr eden kuruluşlar özelleştirme adı altında peşkeş çekilirken, bu kadar yaygara çıkarmıyordunuz. Ne oldu size de sesiniz yükseldi… Eğer türbanı bahane edip bu kadar yaygara çıkarıyorsanız bu asla sizin değil AKP’nin işine yarayacaktır.

Eğer bu yaygaranızda samimi iseniz milli menfaatler etrafında bir hizmet ortaya koyun. “Milli menfaatlerimize en uygun hizmet ortaya koymaya çalışan, sadece sözde değil, kurtuluş için çözümler ortaya koyan; “milli ekonomi modeli” “sosyal devlet milli devlet” projelerini insanlığa sunan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Lideri Prof. Dr. Haydar Baş Beyi takip edin. Onu anlamaya çalışın. Böylece hem kendinize, hem milletimize en hayırlı hizmeti yapmış olursunuz. Erdemlilik odur ki yanlışta ısrar edilmeye..!

Görmektesiniz ki; vatan gemisi batarken, süslü ve sağlam zannettiğiniz kamaralarda bulunmanız sizi de kurtarmayacaktır. Batış hep birlikte olacaktır, haberiniz olsun…!

Uğur Kepekçi-Tunalım

GÖZ GÖRMEZSE..!

Genel — Gönderen tunalim @ 01:30
 


İnsanoğlunun görünürdeki baş gözünün dışında mecazi manada da olsa iki gözü daha vardır. Bunlar, basiret gözü ve akıl gözüdür. Bir meselenin gerçek boyutlarıyla anlaşılması, basiret gözünün görmesine bağlıdır. Basiret gözü görenler, yaşanan olayın sadece görünen kısmını değil, perde arkası dediğimiz, hikmetini de görür ve anlar.

Akıl gözü gören insanlar, sadece gördükleriyle değil, gördüklerini belli bir ölçü dahilinde değerlendirirler. Bu özelliğe sahip kimseler de görmeyi sadece seyretme boyutundan çıkarıp, değerlendirme boyutunu da yaşarlar. Bu gruba girenler kısmi de olsa gerçekleri görür ve idrak ederler.


Gelelim olaylara baş gözü ile bakanlara; onlar sadece olayın kendi görme alanı içerisinde cereyan eden kısmına bakar ve geçer.Tahlil etme zahmetine bile katlanmazlar. Bu tip insanlar toplumsal olaylarda her zaman için kullanılmaya müsaittirler.  


Türk Milleti’nin tarihini incelediğimiz zaman zorlu günler yaşadığını, genellikle başının sürekli belalarla dolu olduğunu görmekteyiz. Ancak her dönemin zorluklarını aşacak basiret gözü açık bir millet olmuşuz ve her türlü tehlikenin üstesinden gelmişiz. İşgaller görmüşüz, yokluklar görmüşüz, aç kalmışız, ama hiçbir zaman başımız eğik kalmamış, onurlu bir millet olarak her zaman tarihteki yerimizi korumuşuz. Millet olarak verilen mücadelelerle özgürlüğümüze tekrar kavuşmuşuzdur.  

Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra bu duruşumuzu, batı hayranlığı sayesinde kaybetmiş, son kalemiz, misaki milli sınırlarımız, günbegün tehlike çemberine düşürülmüş, millet olarak da gelen tehlikeden haberdar olabilen insan sayımız azalmıştır. 

Yaşadığımız toplumdaki insanları tahlil etmeye kalkıştığımızda; bırakın basiret gözünü, bırakın akıl gözünü, baş gözüyle bile gördüklerini basit bir süzgeçten geçirmekte pek de mahir olmayan insanların çokluğunu görürsünüz. İşte bu toplumla, güçlü ve mutlu yarınlara ulaşmak mümkün değildir.

Toplumlara yön vermeye çalışan, yaşanan olayların boyutlarını anlayan, yarınlarından endişe duyan, toplumsal bilince eren, daha açıkçası basiret gözü açık olan insanların az da olsa varlığı umudumuzdur. Ancak genelleme yaptığımız zaman bu sayısal olarak azın azı konumundadır. Bu azlık asla umutsuzluk olmamalıdır. Yaşadığımız toprakların öz varlığımız olduğunu düşünürsek, her şeye rağmen sahip çıkmak zorunda olduğumuzu idrak ederiz.  Yapılacak iş; bu bilince eren insanların sayısını artırmak, mutlaka doğru adreste ve doğru kimselerle birlikte olmalarını temin etmektir.

Uğur Kepekçi-TUNALIM...

 



ÇOCUKLARIMIZ ve DÜNYADA ÇOCUKLARIN SON DURUMU..

Genel — Gönderen tunalim @ 01:28
        21 gelişmiş ülke çocuklarının durumuna göre değerlendirildi. Çocukların durumu en iyi olan ülkeler Hollanda, İsveç ve Danimarka. ABD ve İngiltere listenin son iki sırasında yer aldı.Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu UNICEF, ilk kez dünyanın zengin ülkelerindeki çocukların durumunu belirleyen bir araştırma yayınladı. 21 ülkedeki çocukların maddi olanaklarını, ruhsal durumlarını ve kendilerine sunulan fırsatları değerlendiren raporun en çarpıcı bulgusu, ABD ve İngiltere'nin listenin son iki sırasında yer almaları.UNICEF raporunda, dünyanın sanayileşmiş ve en zengin 21 ülkesindeki çocukların yaşam koşulları 6 kategoride inceleniyor.UNICEF uzmanları, gelişmiş ülkelerin çocuklarının maddi durumlarına, aileleri ve arkadaşlarıyla ilişkilerine, sağlık ve güvenlik durumlarına, eğitim olanaklarına, karşı karşıya oldukları risklere ve çocukların kendilerini nasıl hissetiklerine bakarak bir sıralama yapıyor.Rapora göre, eğitim ve sağlık olanaklarının en iyi olduğu, çocukların kendilerini en mutlu hissetiği ülkeler sırasıyla Hollanda, İsveç ve Danimarka.Ancak yine de incelenen 21 ülkede çocukların hala yoksullukla, maddi sorunlarla karşılaştığı, eğitim ve sağlık sorunlarını giderecek yatırımlar yapılmadığı görülüyor.Raporun en çarpıcı bulgusuysa ABD ve İngiltere'nin listenin son iki sırasında yer almaları. Kişi başına düşen gelirleri listedeki diğer ülkelerden daha yüksek olmasına rağmen her iki ülke de çocuklara sundukları fırsatlar açısından sınıfta kalıyor.Bu ülkelerdeki çocukların seks, alkol ve uyuşturucuyla çok erken yaşlarda tanıştığı, kendilerini mutsuz hissettiği, geleceklarını vasıfsız işlerde gördüğü belirlendi. Bu veriler, listenin son sırasındaki İngiltere'de büyük yankı uyandırdı. İngiliz yetkililer, raporun eski verilere dayanarak hazırlandığını ileri sürerken, İngiliz basını hükümetin politikalarını sert bir dille eleştirdi. UNICEF, Türkiye, Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Avustralya gibi ülkelerdeki çocukların durumuna dair yeterli veri olmadığı için rapora dahil edilmediğini açıkladı.Tunalım...
Çocuk hakları Çocuk demek varlık demektir. Gelecekte mevcudiyetin mümkün olması ancak çocukların iyi bir şekilde yetiştirilmesiyle mümkün olacaktır. Çocuklarının kıymetini bilmeyen ve onları geleceğe hazırlamayan toplumlar bunun bedelini çok ağır öderler.Her konuda olduğu gibi bu konuda da Resulullah Efendimiz(s.a.v.) öncülük ederek çocuklara gereken ihtimamın verilmesi konusunda açıklamalarda bulunmuştur. Köhnemiş ve ruhsuz batı toplumu basiretsizliğini bu konuda da sergileyerek çocukla, büyüğün; erkekle kadının birbirlerinden farklı olduğunu anlayamamış hepsine de aynı nazarla bakmış, objektif bir tutum sergileyememiştir. Eflatun Devlet adlı eserinde çocukların ana babalarını tanımalarına gerek olmadığına, bunların tamamıyla devlete ait olması gerektiğine inanır. Roma İmparatorluğunda ise çocuğa ailesinden gelen her türlü eziyet reva görülmüş, devlet müdahalesi ortadan kaldırılmıştır. Bu toplumlarda çocuğun aileden alacağı sevgi, merhamet, şefkat duyguları görmezden gelinmiştir ve onun ruh hali hiçe sayılmıştır.IRAK'TA 500 000 ÇOCUK ÖLDÜZamanla çocuğun iyi yetiştirildiğinde ve sahip çıkıldığında paha biçilmez bir rahmet olduğunu, gereken özenin gösterilmeyerek toplum tarafından dışlanıp, sahip çıkılmadığında ise bir bela olduğunu, çocukların iyi bir şekilde eğitilmesinin bütün milletlerin ortak sorunu olduğunu gören batılılar bir takım önlemler almak zorunda kaldılar. Netice olarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 10 Aralık 1948 tarih ve 217 A (III) sayılı kararı ile kabul ve ilan edilen İnsan Hakları Beyannamesinin 20.,23.,24.,25.,26. maddelerinde çocukların himayesi ile ilgili maddelere yer verilmiştir.Daha sonra ise 20 Kasım 1959 da Birleşmiş Milletlerde Çocuk Hakları Beyannamesi kabul edilmiştir. 191 ülke tarafından kabul edilen Türkiye'nin 1990 yılında taraf olduğu 54 maddelik bu sözleşmenin amacı dünya çocuklarının daha iyi şartlarda yaşatılması ve eğitilmesi iken bugün bunların hiç birine ulaşıldığının söylenmesi mümkün değildir. Hala milyarlarca çocuk açlık sınırının altında yaşamakta, hastalıklarla mücadele etmekte ve bu sözleşmelere öncülük eden devletlerin silahları tarafından öldürülmektedir. Yanı başımızdaki Irak Savaşında yarım milyondan fazla çocuk yaşama gözlerini yummuştur. Oysaki bundan 14 asır önce İslam Peygamberi Savaş Hukukunda ki görüşleri ile sivillerin ve çocukların yaşam hakkını garanti altına almıştı.ÇOCUKLARIMIZ EĞİTİLMİYORİnsan eğitimle doğmaz, ama eğitimle yaşar. Çocuk dediğimiz de aklımıza ilk gelen mesele eğitim meselesidir. Yarınlara sahip olmak, geleceği elinde tutmak isteyen toplumlar yeni nesillerin eğitimleri ile yakından ilgilenmelidir. r0;Planınız bir yıl içinse pirinç ekin, on yıl içinse ağaç dikin, yüz yıl için ise insanları eğitin.r1; Sözü yabana atılmaması gereken bir sözdür. Eğitim okul hayatı ile değil aile hayatı ile başlar bunun için ilk önce aileler eğitilmelidir. Gündelik bilgiye medya ile ulaşan çocukların hayatında medya çok etkin bir rol oynamaktadır. Çocukların fiziksel, zihinsel, ruhsal, ahlaki gelişimini negatif yönde etkileyecek yayınlar nedeniyle çocuklara fayda yerine zarar verilmektedir. Öte yandan eğitimin yerini ve önemini hala anlayamayan aileler çocuklarını okula göndermemektedirler.2003 yılında 640 bin kız çocuğu okula gönderilmeyerek eğitim hakkından mahrum bırakılmıştır. Türkiyer17;de ilköğretime devam oranı kız çocuklarında yüzde 69 erkek çocuklarında yüzde 73, ortaöğretime kayıt oranı ise kızlarda yüzde 48, erkeklerde yüzde 67 civarındadır. Bu rakam ise 21.y.y. şartlarında cehaletin korkunç boyutlarda olduğunu göstermektedir. Araştırmalara göre Türkiyer17;nin %90 basit halk yığını sınıfına girmektedir. Bu insanlar her duyduğuna inanan, çabuk kanan insanlardır. Az buçuk eğitimli insanlar ise medyanın yönlendirmeleri ile iyiden iyiye acizleşmektedirler. Bunların önüne geçmek için ise insanlar çocuk yaşta iyi bir eğitime tabi tutulmalıdırlar.ÇOCUKLARIN TEMEL HAKLARIYaşama, korunma, gelişme, katılım hakları çocukların temel haklarıdır. Bu haklara riayet edilmeli, çocukların bu haklarını özgürce yaşamaları sağlanmalıdır. Çocukların kendilerini etkileyen her kararda fikir beyan etmeleri sağlanmalıdır. Bu kişiliğin gelişimi için çok önemlidir. Aksi tutumlar çocuğun aşağılanması, reddedilmesi, tehdit edilmesi, yalnız bırakılması, yıldırılması ile oluşan duygusal istismar; dayak atılması, işkence yapılması, yaralanması ile meydana gelen fiziksel istismar sonucunda çocuğun ruh dünyasında tamiri mümkün olmayan yaralar açılır. Bunlar ise beraberinde okulda başarısızlığı, okuldan ve evden kaçmayı, içine kapanıklığı, şiddeti, suç eğimliliği, depresyonu ve çeşitli ruhsal hastalıkları getirir.ATATÜRK İÇİN ÇOCUKLAR ÇOK DEĞERLİYDİÇocukların hepimizin en değerli varlığı olduğunu ve bu ülkenin gelecekte onlara teslim edileceğini ve onlarla payidar olacağının farkındalığında olan Atatürk ulus egemenliğine geçmenin sevincini çocuklarla paylaşmıştır. Bir avuç inanmış insan ile yola çıkan Atatürk başarısını insan ve vatan sevgisine bağımsızlık aşkına borçluydu. Dünyada taklitleri bulunan fakat eşi benzeri bulunmayan bir bayramı Atatürk Türk ve Dünya çocuklarına armağan etmiştir.1979 yılını UNESCO nun Çocuk Yılı ilan etmesi ile bu bayram uluslar arası nitelik kazanmıştır. Atatürk, bugünde yönetimin çocuklara bırakılması geleneğini başlatmıştır ve hala bu gelenek devam etmektedir. Fakat çocuklar bir günlüğüne yönetimi devraldıktan sonra eğitim sorunlarıyla, yaşam sorunlarıyla ve daha birçok sorunla baş başa bırakılmaktadır.SÖZÜN ÖZÜ:Çocukları severiz. Çünkü çocuklar bizim devamımızdır. Her çocukta bizi ebediyete doğru götüren iştiyakımızın (özlemimizin) tatminini buluruz. TUNALIM.......ÇOCUKLARIMIZ GELECEĞİMİZDİR.ÇOCUKLARA YARDIM PROĞRAMLARINA KATILMAKTAN ÇEKİNMEYELİM.SAYGILARIMLA
 

TÜRBAN ÜZERİNE..

Genel — Gönderen tunalim @ 01:26
      Milletin iradesinden bahsediliyorsa, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Türban hakkında yapılmaya çalışılan düzenlemeler gayet doğal karşılanmalıdır. Uzlaşma neticelendiği, gerekli hukuki düzenlemeler yapıldığı taktirde türban meselesinde kısmi bir çözüm sağlanmış olacaktır.

Mecliste yapılan konuşmalarda CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, maalesef uzlaşmaz tavırlar sergilemektedir. Baykal meseleyi sürekli rejim meselesine getirmeye çalışmakta, türbanla birlikte laikliğin ihlal edileceğini savunmaktadır. Mecliste grup toplantısında yaptığı konuşmayı seyrettim, hayretler içinde kaldım. Türban denilen şey neymiş de haberimiz yokmuş… Grup toplantısında Baykal’ın kullandığı ifadelerden bazısını aktaralım;


“Getirilmek istenen, gelen, Anadolu'daki kadınlarımızın yaşmağı, başörtüsü değildir. Gelen, Arap-Vahabi, Abbasi-Amevi İslam yorumunun, Türkiye'ye yönelik projelerinin bir simgesi olarak, Türkiye'deki işbirlikçileriyle birlikte Anadolu halkına dayatmaya başladığı bir yabancı üniformadır”
Konuşmasının ilerleyen bölümünde Türban konusunda; “Hedef laiklik ilkesidir.” Tespitini yapmıştır. Bakınız türbanla neler olacakmış; “Sanmayın ki konu sıradan bir kılık kıyafet konusundan ibaret. Bu getirilen düzenleme, sadece üniversitelerde değil, tüm resmi eğitim sistemi içinde türban denilen, milletimizin, kültürümüzün bir parçası olmayan, dışardan Türkiye'ye belli siyasi amaçlarla dayatılmış olan ithal bir kıyafetin, Türkiye'de devlet sisteminin içine doğru gelişmesinin önünü açmıştır”

Sayın Baykal’ın yaptığı bu tespitler asla gerçeği yansıtmamaktadır. Ben Baykal’ın hiç olmazsa milletimizin dini duygularını, inancını, yani İslam dinini biraz olsun incelemesini, isterdim. CHP ve Baykal hala din handikabından kurtulamamaktadırlar.

CHP ve Baykal, asıl uğraşması gereken;
Satılan vatan topraklarını savunma gibi, kamu mallarının özelleştirme adı altında satılmasına engel olmak gibi,  Lozan’ın delinmesine, Sevr’in hortlatılmasına engel olmak gibi, bağımsızlığın ve egemenliğin başka uluslara devri sayılacak olan AB üyeliğine karşı koymak gibi, en önemlisi bizi kökten yok edecek bir proje olan BOP projesiyle mücadele etmek gibi, hayati meseleleri bırakıp da Müslüman kadının en doğal insanlık hakkı olan başörtüsüne karşı ortaya koyduğu tavır pek de yakışık kaçmamaktadır.

Türban yada başörtüsü ile örtünmek; isteyen kadının en doğal hakkıdır ve asla laikliğin ihlali değildir.Bu konuda  Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, partisinin Başkanlık Divanı toplantısında şu tespitlerde bulunmuştur; “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik bir hukuk devletidir. Demokratik, laik hukuk devletinde Müslüman dininden mi vazgeçsin? Böyle bir sistemde devlet laiklikten vazgeçmeyecek, Müslüman da dininden vazgeçmeyecek. Peki bu ikisi biraraya nasıl gelecek? O zaman biz bunu ferdin adına yapacağız. Devlet fert adına yapılan bu icraatı, laik kimliğiyle koruyacak. Yani devlet laik olduğu için hem dini, hem de devletin nizamını koruyacak. Laiklik budur.”
“Soruyoruz, başörtülü öğrenci devleti mi temsil ediyor yoksa kendini mi? Cevabı verelim: kendini temsil ediyor. O halde, başörtülü hanım kızımız alelade bir vatandaştır. O halde başını örtmesi devlet adına yapılan icraat değildir. Kendi adına yaptığı, inancından kaynaklanan bir icraattır. Böyle bir icraatla laiklik ihlal edilmez.”
“Devlet başörtülülere bu hakkı tanımak mükellefiyetindedir çünkü bu icraat laiklik ilkesinin bir gereğidir. Devlet başörtülünün hakkını korumakla mükelleftir. Şayet onun hakkını gasp ederse, devlet bu yönüyle laik olmaktan çıkar. Yani laiklik bu yönüyle ihlal edilmiş olur”

Şimdi herkesin bu konuda; daha insancıl, daha demokratik ve daha saygılı tavır sergilemesi gerekmektedir. Çözüm; birlik ve dayanışmadadır.

Uğur Kepekçi-Tunalım..

BARIŞIN KENTİ ÇANAKKALE

Genel — Gönderen tunalim @ 01:23
 

Bütün savaşlara hayır diyerek
Barış için çalışanlar Merhaba
Sevgi gömleği
sanlığa olmalıdır beyanlar
Emperyalizime nefret duyanlar
Barış için çalışanlar merhaba 
 

Merhaba sizlere güzel anlar
Merhaba barışa susayan canlar
Barış için dolup taşsın meydanlar
Barış için çalışanlar merhaba 
 

İçimizde nefretleri öldürüp
Barış ile insanlığı güldürüp
Yeryüzünden silahları kaldırıp
Barış için çalışanlar merhaba 
 

Nedendir? Niçindir? bu savaş, sorak
Arap petrolüne etmeyip merak
Bütün silahları kırıp atarak
Barış için çalışanlar merhaba

Merhaba savaşa karşı çıkanlar
Barış için engelleri yıkanlar 

Sevgi ile meydanlara akanlar

Barış için çalışanlar merhaba

 

 
 
Service gratuit - Album et galerie photo chez Bulma-Animation.org 
                             --B İ G A--resimleri
 

1.Kuruluş

     Bugün "BİGA" adı ile bilinen ilçe merkezimiz, eskiden de büyük bir yerleşim merkezi idi. Truva bölgesinde bulunan ilçemiz Yunanlılar tarafından "Pınar" anlamına gelen "PEGAİ" olarak adlandırılmıştır. Şehrimiz Çanakkale Orta ve Doğu Anadolu yolu üzerinde önemli bir uğrak yeri olduğu için M.Ö. 480 yılında Yunanlılara karşı harbe giden İran Kralı I. Serahas 334 yılında Anadolu’ya geçen Büyük iskender, 191 yılında aynı bölgeye gelen Roma orduları hep PEGAİ civarından geçmişlerdir. Yunan ve Roma Kaynaklarında bu konuda kayıtlar bulunmaktadır.

2.Bizanslılar Devri:

     14. Yüzyıl başlarında Bizans İmparatoru II. Andronikos Paleolog Türklere karşı şehri korumak üzere bir nevi asker alan Katalanları bu bölgeye yerleştirmiştir. Bir süre sonra Bizans İmparatorunu dinleyemeyen Katalanlar bu bölgeye kendileri idare etmeye başlamışlardır.

3.Osmanlılar Devri:

     Orhangazi, kentimiz ve çevresini fetih için Karaboğa adındaki kumandanını görevlendirmiştir. Bu kumandan 1364 yılında şehri alarak Osmanlı topraklarına katmıştır.

4.Milli Mücadele Dönemi:

     Anadolu’nun her yanında olduğu gibi Biga’da da Müdaafa-i Hukuk Cemiyeti, Balıkesir mıntıka kumandanı Kazım Bey’in (Kazım ÖZALP) emirleri ile 10 Eylül 1335 (Miladi 1919)’da aşağıda isimleri yazılı olan şahıslardan kurulmuştur. REİS : Müftü Hamdi Bey AZALAR : Hacı Şakir Efendi Mehmet Ağa, Hafız Abdullah Hüseyin Bey, Dızman Ahmet AĞA İzmir, Balıkesir, Bursa ve Biga yörelerinin Yunanlıların işgal ve idaresine geçtiğine dair Biga Yunan işgal kumandanı Kral Konstantin’den 1921 yılında bir ferman almış ve bu ferman şehrimizin eski belediye binasından (şimdiki kapalı çarşı)Yunan işgal kumandanı ve belediye reisi de bulunduğu halde belediye katibi Arap Zeki tarafından halka okunmuştur.

     Biga, milli mücadele yıllarında Anzavur isyanı gibi bir çok kanlı olaylara sahne olmuş menfaat çeteleri türemiştir. (Nutuk Cilt-1, Sahife: 309,392,393,395)Bu çetelerden en meşhuru Karabasan çetesi idi.

     Biga milli mücadele yıllarında bazen Anzavur kuvvetlerine, bazen de Milli Kuvvetlerin eline geçmiştir. Anzavur kuvvetleri kenti işgal ederken Edremit Kaymakamı Hamdi Bey’i, arkadaşı Kani Beyi, Jandarma Kumandanı İsmail Hakkı Bey’i ve birçok Jandarma erlerini şehit ederek girmişlerdir. Bu milli mücadele kahramanları bugün Namazgah mevkiindeki şehitlikte yatmaktadırlar.

5- Cumhuriyet Dönemi:

     Osmanlı Devleti dönemlerinde Sancak Merkezliği yapan İlçemiz Cumhuriyetin ilanından sonra ilçe merkezi olmuş ve Çanakkale iline bağlanmıştır.

     Cumhuriyetin ilk yıllarında geniş bir idari alana sahip olan İlçemiz, kendisine bağlı bulunan Yenice Bucağının 1945, Çan Bucağının da 1949 yılında İlçe merkezine dönüşmesi ile bucak sayısı 7’ye, köy sayısı ise 110’a düşmüştür. Böylece bugünkü ilçe sınırları teşekkül etmiştir.


 
ÇANAKKALE

  

 Doğu ile Batı kültür hazinelerinin kucaklaşarak, antik destanlarla beslenip gerçekliğe ulaştığı, tarihi mekan Troia Çanakkale il sınırlarında ve merkeze 30 km. mesafede, Tevfikiye ve Çıplak köyleri yakınında bulunmaktadır.

   Coğrafi açıdan oldukça stratejik bir noktada bulunan Troia iki kıta arasında ticaret yollarının da buluştuğu önemli bir konuma sahiptir.

   Troia Kralı Priamos'un oğlu Paris Tanrı Zeus tarafından Dünya'nın ilk güzellik yarışmasının yapıldığı İda Dağı'nda en güzeli seçmek üzere görevlendirilmiştir. Tanrıçalar Aphrotide, Hera ve Athena en güzele verilecek altın elma ödülüne sahip olma isteğiyle yarışmaktadırlar. Tanrıçaların hepsi Paris'e en güzel seçilmek için vaadde bulunurlar. Hera, Paris'e Asya ve Avrupa'nın krallığı'nı; Athena, Troya'lıları Akha'lar üzerine muzaffer etmeyi; Aphrodite zevce olarak dünyanın en güzel kadınını vaat eder. Paris bunun üzerine Aphrodite'i en güzel seçer ve bir zaman sonra Sparta,ya kralla görüşmek üzere elçi olarak gönderilir. Paris Sparta Kralı Menelaos'un eşi Helena'yı görür görmez aşık olur. Helena'da Paris'ten etkilenir. Paris ve Helena Troia'ya kaçarlar. Karısının zorla kaçırıldığını düşünen Menelaos, Helena'yı almak üzere büyük bir Akha ordusu ile Troia'ya doğru yola çıkar ve 10 yıl süren Troia savaşını başlatırlar.

   Toplam 9 yerleşim evresinin tespit edildiği tarihi kentin 5000 yıl önce kurulduğu ve çeşitli uygarlıklar tarafından iskan edildiği görülmektedir.

   Troia 1 Dönemi M.Ö. 3000 – 2500 yıllarına tarihlenmekte olup, Erken, Orta, Genç Troia 1 olarak değerlendirilmektedir. Döneme özgü balıksırtı şeklinde örülmüş duvarlar ve aletlerde bakır ve bronz kullanıldığı görülmektedir.

   Troia 2 Dönemi, üst üste oluşan 7 kattan 3 ana evresi ile 2a, 2b, 2c,isimleri ile belirtilmektedir. Troia 2'de çark kullanımı başlamıştır. Altın, gümüş ve elektrondan yapılmış takılar, süs eşyaları, kap formları bulunmuştur.

   Troia 3 Dönemi diğer dönemler kadar gelişme göstermemiştir.

   Troia 4 Dönemi ve 5 Dönemleri M.Ö. 2200 – 1800 ile tarihlendirilmektedir.

   Troia 6'da bulunan ithal Miken ve Kıbrıs kapları Troia 7 Dönemin'de de karşımıza çıkmıştır. Troia 7 Döneminde büyük bir yangının izleri mevcuttur.

   Troia 8'de yapılan arkeolojik araştırmalarda muhteşem Athena Tapınağı ve iki altara ait buluntular ele geçirilmiştir. Buluntuların en eskisi M.Ö.7. Yüzyıldan önceye tarihlenmektedir.

   Troia 9, Roma Dönemi'nde iskan edilmiştir Bu döneme ait önünde mozaik döşemesi bulunan yapı kalıntısı, tiyatro ve bouleuterion oldukça etkileyicidir.

   Troia'dan elde edilen arkeolojik bulgular Çanakkale Arkeoloji Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde

FotoğraflarlaÇanakkale
Çanakkale Çanakkale Kordon Boyu
Binlerce araç Avrupadan Asyaya geçiyor...  Çanakkale Şehitler Abidesi
Piri Reis Anıtı Asos
Çanakkale tarihi saat Kulesi Kordonda Fayton Sefası

FotoğraflarlaÇanakkale
Çanakkale Balıkçı Barınağı Bozcaada
Çanakkale Boğazı Kilitbahir
Çanakkale Feribotu Çanakkale Genel Görünüm
Lapseki Nusrat Mayın Gemisi
  Bozcaada

TUNALIM... 


RESİMLERLE DÜNYA TURU(Tıklayın)

 


DUA ve İLAHİLER

Genel — Gönderen tunalim @ 01:21
 
 
Günümüzde huzur ezeli bir serab olmuş

 

img83/5413/quran8mz.gif
043.jpg 
besmele47.gif

EY ÜZERİMİZE BİTMEZ TÜKENMEZ NİMETLER YAĞDIRAN BÜTÜN MAHLUKATI KÜN EMRİNİN MERKEZİNE SIĞDIRAN ULU ALLAH'IM ZAT-I ULUHHİYETİNE HAMDÜ SENALAR EDİYOR HABİBİ EDİBİNE SALATU SELAM GÖNDERİYORUZ KABUL EYLE YA RAB!!!

DİVANINA GELDİK YALVARIYOR HUZURUNDA EL AÇTIK NİYAZ EDİYORUZ BURADAN AYRILMADAN ELLERİMİZİ DERGAHINDAN GERİ ALMADAN AFFINI BEKLİYORUZ

YAPTIĞIMIZ DUA VE NİYAZLARI AZİZ PEYGAMBERİNE GELMİŞ GEÇMİŞ BÜTÜN NEBİLERİNE VE ASHAB-I KİRAM İLE AZİZ DİNE HİZMET EDEN BÜTÜN MÜ’MİNLERE DUYUR BİZİ ANA BABAMIZI VE BÜTÜN MÜ’MİNLERİ AF MAHŞER MEYDANINDA CÜMLEMİZİ AZABINDAN MUAF EYLE ÜSTÜMÜZDEN MERHAMET ELİNİ KALDIRMA BU HANEDEN BİZİ MAHRUM ÇIKARMA YA RAB! BİZLERİ KUR’AN VE SÜNNET GERÇEĞİNDEN CAYDIRMA AYAKLARIMIZIDA SIRAT KÖPRÜSÜNDEN KAYDIRMA MÜ’MİNLERİ DECCAL VE KABRİN FİTNESİNDEN MAHŞER YERİ İLE ALEM-İ NARIN ŞİDDETİNDEN MUHAFAZA EYLE BİZLERE İMANI GERÇEKLERİ GÖREN BİR GÖZ TÜM KULLARINA DA SIRAT-I MÜSTAKİMİ ANLAYACAK BİR ÖZ İHSAN EYLE

EY GÜNAHLARLA HATALARLA KİRLENMİŞ KİMSELERİ HEMEN CEZALANDIRMAYAN HADDİNİ BİLMEZLERİN AYIPLARINI GÖRMEZLİKTEN GELEREK ONLARA MANEVİ KİRLERİNDEN ARINMA FIRSATLARI VEREN MERHEMETLİLER MERHAMETLİSİ BİZİ GÜNAHLARLA HATALARLA KİRLENMEKTEN KORU KİRLENDİĞİMİZDE DE MAĞFİRET VE MERHAMETİNİ BİZDEN ESİRGEME ŞÜPHESİZ BİZ SENİN VAR ETMENLE VAR OLDUK VE SENİN LÜTUFLARINLA AYAKTAYIZ HER ZAMAN SENİ SOLUKLAMAKTA VE SENİN İHSANLARINI YUDUMLAMAKTAYIZ DİMAĞLARIMIZA AYDINLIK VEREN SEN GÖNÜLLERİMİZİ İMAN NURUYLA MAMUR KILANDA SENSİN AKIL SENİ BULUNCAYA KADAR ŞAŞKINLIKLAR İÇİNDE BOCALIYOR NEFİSTE BAĞİLİLİKLER PEŞİNDE KOŞUYORDU AKLI REHBER HALİNE GETİREN SEN NEFSİN ARZULARINI FRENLEYİP ONA İTMİNAN UFKUNU GÖSTERENDE SENSİN BU GÜNE KADAR SENDEN BAŞKA BİZİ DUYAN YÜZÜMÜZE BAKAN VE ŞEFKATLE BAŞIMIZI OKŞAYAN OLMADI NE BULDUKSA SENDE BULDUK SENDE GÖRDÜK VE SANA İNANCIMIZ SAYASİNDE HAYRETTEN GURBETTEN DEHŞETTEN VE YALNIZLIKTAN KURTULDUK BÜTÜN BENLİĞİMİZLE BİR KERE DAHA SANA YÖNELİYOR AF VE AFİYET DİLENİYORUZ KABUL EYLE YA RAB!!!!

KALP KATILIĞINDAN GAFLETTEN BAŞKALARINA DAR OLMAKTAN AŞAĞILIKTAN AŞAĞILANMAKTAN MİSKİNLİKTEN CEHALETTEN FAYDASIZ BİLGİDEN ÜRPERMEYEN GÖNÜLDEN DOYMA BİLMEYEN NEFİSTEN KABUL OLUNMAYAN DUADAN LÜTUFLARININ DEĞİŞİP BAŞKALAŞMASINDAN NİMETLERİNİN ZEVAL BULMASINDAN ANSIZIN BASTIRAN AZABINDAN GELİP ÇATAN GAZABINDAN SANA SIĞINIYORUZ SENDEN HER ZAMAN YALVARAN DİLLER VE HAŞYETLE ÜRPEREN GÖNÜLLER İSTİYORUZ TEVBELERİMİZİ KABUL BUYUR DUA VE İSTEKLERİMİZE CEVAPLAR LÜTFEYLE DELİL VE BURHANLARIMIZI HEDEFİNE YÖNLENDİR MUZDARİPLERİN DUALARINI İCABETLE TAÇLANDIR HASTA RUHLARA HUSUSİ MUAMELEDE BULUN SIKINTIDA BULUNANLARI LÜTFUNLA ŞAAD EYLE SANA BAŞ KALDIRANLARA KÜFÜR VE İLHAD İÇİNDE BOCALAYANLARA HARAM KILDIĞIN ŞEYLERİ HELAL GÖRÜP YAŞAMAYA DEVAM EDEN KULLARINA DA NURUNU GÖSTER GÖSTERKİ KALMASIN HİÇBİR YANDA MUZLİM BİR NOKTA!!! YAPTIĞIMIZ DUA VE NİYAZLARIN KABUL BUYRULMASI İÇİN YÜCE ALLAH’IN BİZİ BİRLİK VE BERABERLİKTEN AYIRMAMASI İÇİN ŞU ANDA BİZDEN FATİHA BEKLEYEN MÜ’MİN KARDEŞLERİMİZİN RUHU İÇİN BİLHASSA ALLAH RIZASI İÇİN EL FATİHA...

 
5c57191303.gifmdemir10.gif 5c57191303.gif
    TUNALIM...
                                                                                                       

ATASÖZLERİMİZ

Genel — Gönderen tunalim @ 01:14

 

   
                                        ATASÖZLERİMİZ
Ömer Asım Aksoy,atasözlerinin tarifini şöyle yapmıştır: ”Atalarımızın, uzun denemelere dayanan yargılarını genel kural,bilgece düşünce ya da öğüt olarak düsturlaştıran ve kalıplaşmış biçimleri bulunan kamuca benimsenmiş sözlerdir.”

Türk kimliğine ait ilk atasözü kitabı, Fatih'teki Millet Kütüphanesi'nde bulunan “Teshil” adlı tıp kitabın sonuna eklenmiş el yazısı ile kaydedilen bir risalede yer almaktadır.Toplam 698 adet olup; yazılış tarihi itibariyle hicri 885,miladi 1420 yıllarına denk düşmektedir.

Atasözlerinin özellikleri şöyle sıralanabilir:

1. Halkın düşüncesini anlatır.
2. Ulusaldırlar.
3. Kişinin ruhuna hitap ederler.
4. Kesin tavırlıdırlar.
5. İnandırıcıdırlar.
6. Geniş halk kitlelerinin yüzyıllardan beri geçirdiği denemelerden ve bu denemelerden oluşan düşüncelerden doğmuşlardır.
7. Yalın sözlerdir,anlatımları açıktır.
8. Doğa olaylarının oluşunu bildirirler.
9. Ahlak aşılarlar,ahlaklı olmayı öğretirler.
10. Bir veya iki cümleden meydana gelirler.
11. Bir çoğunda mecaz vardır.
12. Atasözlerinde söz sanatları vardır.
13. Kelimelerin yerleri değiştirilemez.Değiştirildiği zaman değişik anlamlar ortaya çıkabilir.
14. Denenmiş sözler olduğu için doğruluğu herkes tarafından kabul edilir.

Aşağıdaki atasözleri alfabetik olarak sıralanmışlardır.

Aba vakti aba,yaba vakti yaba: Her şey zamanında yapılırsa kişi kazançlı olur.
Abanın kadri yağmurda bilinir: Daha önce kıymetsiz gibi görünen bir çok şeyin,kullanım zamanı geldiğinde değeri artar.
Abdal abdalın ne umduğunu,ne bulduğunu ister: Sosyal seviyesi eşit insanlar birbirlerini çekemezler.
Acemi katır kapı önünde yük indirir: Elinden yeterince iş gelmeyen kimseler,kendilerine verilen görevi istenildiği biçimde yapamazlar.Veya yarım bırakıp kaçarlar.
Acemi nalbant gibi kah nalına vurur,kah mıhına: Söylediği sözlerle yaptığı işler arasında tutarlılık yoktur.Bunu da genellikle bilmeyerek yapar.
Acı patlıcanı kırağı çalmaz: Hayatta birçok problemlerle karşılaşıp bunlardan başarı ile çıkmış olanlar,bundan sonra karşılaşacakları zorlukları da atlatıp başarı ile çıkarlar.
Akıl kişiye sermayedir :Kişinin yaptığı işte başarı sağlaması,aklını kullanması ile orantılıdır.
At yedi günde,it yediği günde :Toplumlar arası ilişkilerde olgun ve asil kişiler,kişiliklerini hemen ortaya koymazlar
Ayranım ekşidir diyen olmaz :Her kişi neyi ele almışsa onun iyi olduğunu savunur.

Baba ekmeği zindan ekmeği,koca ekmeği meydan ekmeği: Kadınlar için baba evinde kalmak,belli bir zamana kadar normaldir.Evlendiği zaman ise kendi kurallarına göre yaşayacağından dolayı daha rahat olacaktır.
Baba koruk yer,oğlunun dişi kamaşır: Aile reisi olan babanın önceleri yaptığı kötü bir işin sıkıntısını çocuğu çeker.
Babadan mal kalır,kemal kalmaz: Babası ölen kişiye maddi varlıklar kalabilir ama olgunluk ve fazileti miras olarak kalmaz
Babaya dayanma,karıya güvenme: Kişi,maddi konularda babasına değil kendine güvenmelidir.Kadın ise kolay etkilenen bir varlık olduğu için verilen sırları bir başkasına aktarabilir.
Baca eğri de olsa dumanı doğru çıkar: Yaradılışı itibariyle iyi olan kişi en kötü durumda bile olsa bu niteliğini kaybetmez.
Bal demekle ağız tatlanmaz : Güzel sözler söylemekle güzel şeyler her zaman gerçekleşmez.
Besle kargayı oysun gözünü : Kıymet bilmez kişiler kendilerine yapılan iyiliğe,kötülükle karşılık verebilirler.
Boşboğazı ateşe atmışlar,odun yaş diye bağırmış : Aklına her geleni söyleyen kişiler,toplum içinde sevilmezler
Büyük lokma ye büyük söz söyleme :Hayatta hiçbir zaman başkalarının durumu küçümsenmemelidir.
Cahil adam meyve vermeyen ağaca benzer: Bilgisiz kişiler etraflarına faydalı olamadıklarından ve davranışlarında olumlu sonuçlar beklenmediğinden dolayı faydalı kişiler değildirler.
Cahilin dostluğundan alimin düşmanlığı yeğdir: Alim her şeyi bilen kimsedir. Yaptığının sonuçlarını bilir ve katlanır.Kendisi ile dost olmak mümkün olduğu gibi düşman olunduğu zaman da bir noktada anlaşmak mümkündür.Cahil kişiler iyi niyetli görünseler de onlarla anlaşmak güçtür,hatta mümkün değildir.
Cami ne kadar büyük olsa imam bildiğini okur :Bir toplulukta çok kişi ve fikir olsa da karar verme yetkisine sahip kimseler,kendi bildiklerini uygularlar.
Can boğazdan gelir: İnsanın hareketli ve üretken bir yaşam sürdürebilmesi için beslenme biçimine dikkat etmesi gerekir.
Can cümleden azizdir: İnsanlar kendi çıkarlarını her zaman başkalarının çıkarlarından üstün görürler.Aksi şekilde davrandıklarında bile kendi çıkarları söz konusu olduğu zaman fedakarlık yapmaktan vazgeçerler.
Can çıkmayınca huy çıkmaz: Hayat boyu kazanılan alışkanlıklar da gelişir.Ama değiştirmek çok zordur.Kişi ölünceye kadar devam eder.
Canı acıyan eşek,atı geçer: Karşılaştığı bir konuda ziyan gören,canı yanan kimse aynı zarara uğramamak için var gücüyle çalışır.
Canı kaymak isteyen,mandayı yanında taşır: Güzel ve varlıklı bir yaşam sürmek isteyen kişi kendisine bu yaşamı sağlayacak olan varlıkları çok yakınında bulundurmalıdır.
Cefayı çekmeyen sefanın kadrini bilemez :Hayatında dert ve sıkıntı çekmemiş olan kişiler,mutluluğun kıymetini anlayamazlar.
Cins kedi ölüsünü göstermez :Soylu kimseler çok zor durumda da olsalar,durumlarını belli etmezler
Cömert ile nekesin harcı birdir :Parayı kullanma biçimi,onun niteliğini değiştirmez.
Çabuk parlayan çabuk söner :Layık olmadıkları makamlara getirilen kişilerin,bir süre sonra yetersizlikleri ortaya çıkar.
Çağrılan yere erinme,çağrılmayan yere görünme: İnsanlar davet edildikleri yerlere mutlaka gitmelidirler.Çünkü davet eden kişi tarafından istenmektedirler. Çağrılmayan yere gitmek ise yüzsüzlük ve arsızlık olur.
Çalıda gül bitmez,cahile söz yetmez: Güzelliklerin simgesi olan gülün çalıda yaşaması düşünülemez.Aynı şekilde,cahil kişiye de sözün doğrusunu anlatmak mümkün değildir.Cahil olduğu için kendi bildiklerinin dışında da doğruların bulunduğunu kabul etmesi mümkün değildir.
Çalışmak ibadetin yarısıdır: İbadet kişiyi kötülüklerden sıyırır,iyilik yolunda ilerletir. Tanrı yolunda çalışmak ta kişiyi kötü duygulardan arındırır.Bunun içindir ki çalışmak,ibadet kadar büyük değer taşır.
Çalma elin kapısını,çalarlar kapını: Kişi hayatında bilerek ve isteyerek kimseye kötülük yapmamalıdır.Böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde,günün birinde benzer olumsuzlukları yaşaması muhtemeldir.
Çiftçiye yağmur,yolcuya kurak,cümlenin muradını verecek hak: Her kul Tanrı'sından kendi çıkarları doğrultusunda istekte bulunur.Bu istekler birbirine zıt da olabilir.Ama Tanrı bu dilekleri şaşmaz bir düzen ,uygun gördüğü biçimde yerine getirir.
Çirkefe taş atma,üzerine sıçrar :Çevrelerinde kötü,edepsiz tanınan kişilerle ilişkiye girmek doğru değildir.
Çocuktan al haberi :Art niyet taşımayan çocuklar,başkalarının yanında her şeyi çekinmeden konuşurlar.
Çürük tahta çivi tutmaz :Esas niteliği bozulmuş bir şeyi eski haline getirmek mümkün değildir.
Dağ başından duman eksik olmaz: Toplumda yüksek ekonomik ve sosyal seviyeye sahip insanların,bu konumlarından kaynaklanan bir takım üzüntü ve sıkıntıları vardır.Bu durum,zenginlik ve yüksek makam devam ettiği sürece hiç eksilmez.
Dağ dağ üstünde olur,ev ev üstünde olmaz: En olmayacak şeyler bile bir gün gerçekleşebilir.Ama iki ailenin aynı ev ortamında yaşaması düşünülemez.
Damlaya damlaya göl olur :Küçük çabalar,büyük problemlerin çözümüne yardımcı olabilirler.
Danışan dağı aşmış,danışmayan yolu şaşmış: Bilmediğini başkalarına soran kimse,işi iyi ve çabuk bitirir.Fikir alışverişinde bulunmayanlar ise başarı elde edemezler.
Darı unundan baklava,incir ağacından oklava olmaz: Kötü malzeme ile güzel bir iş meydana getirilemez.Yeteneksiz kişiler,büyük sorumlulukların gerektirdiği çabayı gösteremezler.
Davul dengi dengine diye çalar: Birlikte yaşayacak veya arkadaş olacak insanların eşitiyle beraber olması lazımdır.Yoksa yapılacak her işte başarısızlık kaçınılmaz olur.
Devir tavında,dilber çağında :Bir işin başarılması için,o an değerlendirilmesi gereken zaman dilimleri vardır.
Dikensiz gül olmaz :Yaşanan her başarı ve mutluluğun yanında,bu sürecin parçası olan küçük olumsuzluklar da mevcuttur.

Düt demeye dudak ister :Niteliği ne olursa olsun,bir işi başarabilmek için yetenek ve imkanlar gereklidir.
Ecel geldi cihane,baş ağrısı bahane: Kişinin çok önceden belirlenmiş bir alın yazısı vardır.Bu kurala göre zamanı gelince ölecektir.Bu ölüme bir neden bulunur.Esas sebep o kişinin tanrı katına çağrılmasıdır.
Ecele çare olmaz: Hayatta her durumun çaresi bulunabilir.Ama ölümü engellemek imkansızdır.
Eceli gelen köpek cami duvarına işer: Bir toplulukta bütün insanların kutsal saydığı şeyleri kötüleyenler,hiçbir zaman sevilip istenmezler.
Edebi,edepsizden öğren: Edepsiz kişinin hareketlerini gören,sonuçlarını izleyen kişi, bunların kötülüklerini görür ve yapmamaya çalışır
Eden bulur,inleyen ölür :Başkasına kötülük eden kimse en sonunda yaptıklarının cezasını çeker.
Ekmeğin büyüğü hamurun çoğundan olur :Verimin yüksekliği, çalışmanın etkili bir şekilde gerçekleşmesine bağlıdır.
Esirgenen göze çöp batar :Bir konu üzerine gereğinden fazla yoğunlaşmak,aksilikleri de beraberinde getirebilir.
Evdeki hesap çarşıya uymaz :Planlanan durumlar ile ulaşılan sonuç,her zaman aynı olmayabilir.
Fakirlik ayıp değil,tembellik ayıp: Toplum yaşamında herkes aynı gelir düzeyine sahip olmayabilir.Fakir de olsa zengin de olsa çalışmamak,başkalarının sırtından geçinmeye uğraşmak tembelliktir.
Fala inanma,falsız da kalma :Fala inanmak doğru değildir,aslı yoktur.Yine de insan güzel sözler duymaktan hoşlanır.
Fare,çıktığı deliği bilir: Toplumun onaylamadığı işleri yapanlar,sıkıştıkları zaman nasıl hareket edeceklerini önceden hesaplarlar.
Faydasız baş,mezara yaraşır: Hiçbir iş yapmadan başkalarının sırtından geçinen kimseler ölmüş sayılırlar.Çünkü ölülerin de faydası yoktur.
Fazla aş,ya karın ağrıtır ya baş: Çok yemek kişinin sağlığını olumsuz yönde etkiler.Bu yüzden kararında yemek gerekir.
Fazla naz aşık usandırır: Kişinin kaprislerine yakınları bir süre katlanabilirler. Ama bu naz devam edecek olursa etrafındakilere de sıkıntı verir.
Felek kimine kavun yedirir,kimine kelek :Aynı toplumda şanslı ve şanssız kişilerin bir arada bulunmaları doğaldır.
Fukaranın düşkünü,beyaz giyer kış günü :Toplumda saygın bir yeri olan kişiler,mevki kaybına uğradıklarında aykırı davranmaktan çekinmezler
Fukaranın tavuğu tek tek yumurtlar :Kişinin içinde bulunduğu çevrenin ekonomik ve sosyal yapısı,ulaşılan sonuçların niteliğini etkiler.
Gafile kelam,nafile kelam :Etrafında olan biteni umursamayan kimseleri doğru yola getirmek için yapılan uyarılar boşunadır.
Garibin yardımcısı Allah'tır: Garip kişilerin yardımına gönlündeki inancın büyüklüğü oranında ancak Allah yardım eder.
Garip kuşun yuvasını Allah yapar: Tanrı'ya inanmış kişileri,tanrı sıkıntı içinde bırakmaz.Onlar bir süre sıkılsalar da Tanrı bir yerden bir şey bağışlayarak sıkıntılarını ya kaldırır ya da hafifletir.
Gavurun tembeli keşiş,Müslüman'ın tembeli derviş: Bütün dinler çalışmayı emreder. Bazı kimseler ise dini çıkarları doğrultusunda kullanıp,çalışmadan yaşamanın yollarını bulurlar ki kendileri için çok kötü bir davranışı gerçekleştirmiş olurlar.
Geç olsun,güç olmasın(Başarılması çok zor işler için söylenir): Yapılan işlerin başarıya ulaşması ve birtakım engellerin ortadan kaldırılması için fazla zaman harcanmasının ziyanı yoktur.
Gel demek kolay,git demek güçtür: Bir konuğu davet etmek,bir insanı iş bulup yerleştirmek kolay ve zevk verici uğraşlardır.Ama sıkıntı veren konuğa artık git demek,işini hafife alan kimseye işe gelme demek çok zordur.Bunun için insanlara bir iyilikte bulunulacağı zaman iyi düşünülmeli,layık olana bu hizmet verilmelidir.
Gelen gideni aratır : Tanışılan kişiler,unutulanlardan daha büyük hatalar yapabilir anlamında kullanılır.
Gezen ayağa taş değer : Gereksiz davranışlarda bulunan kişiler, kendilerine zararlı durumların ortaya çıkmasına sebep olabilirler.
Göz görür,gönül çeker :Kişi ancak ilgi duyduğu konulara karşı gözlemde bulunur
Hacı hacıyı Mekke'de bulur: Aynı düşüncede olan insanlar,ayrı ayrı davransalar bile bir gün aynı yolda buluşurlar.Kendilerine ait yolda veya yerde buluşurlar,birbirlerini bulurlar.
Hacı Mekke'de,derviş tekkede: İnsanlar yetişme şekillerine göre kendilerine uygun bir ortamda yaşarlarsa mutlu olabilirler.Yoksa ömürleri sıkıntı içinde geçer.Bulundukları yerde sevilmez ve istenmezler.
Haddini bilmeyene bildirirler :Yetkili olmadığı konularda ahkam kesenler,hak ettikleri durumlarla mutlaka karşılaşırlar.
Hak deyince akan sular durur: Anlaşmazlıklarda doğruluk,dürüstlük,tarafsızlık, hakkaniyet yolundan hareket edilirse kimsenin söyleyecek bir sözü,eleştirisi kalmaz.
Hak doğrunun yardımcısıdır: Tanrı,doğru olana yaptıklarının mükafatını mutlaka verir.Doğru kimseler ilk planda başarısız gibi görünseler de tutumlarını devam ettirdikleri sürece başarıya ulaşacaklardır.
Helal kazanç ile pilav yenmez :Doğrulukla ve ahlakla elde edilen kazanç,insanı kısa yoldan zengin etmeye yetmez.
Horoz ölür,gözü çöplükte kalır :Uzun süre yaşanan mekanların unutulması kolay olmaz.
Huylu huyundan vazgeçmez :Kişilik,uzun bir zaman diliminde oluştuğu için ani değişikliklere müsait değildir.
Ihlamurdan odun olmaz,beslemeden kadın olmaz: Yaşam içinde her konu birbirine uygun olursa başarı olur ve devam eder.
Irmak kenarına çeşme yapılmaz :Birbirine zıt verimlilikteki iki kurum veya sosyal müessesenin,aynı ortamda varlıklarını sürdürmeleri zordur.
Irmaktan geçerken at değiştirilmez: Yapılmaya başlanan bir işte,ilk zamanlar başarı elde edilmeyebilir.işin daha başarılı yapılması için uygulanan yöntemler de değiştirilebilir. Olumsuz bir ortamda yöntem değiştirmek doğru değildir.İyi sonuçlar vermez.
Isıramadığın eli öp de başına koy: Yaşam içinde bir takım mücadeleler yapılacaktır. Bu kavgada düşman bizden çok güçlü ise onunla kavga etmemek gerekir.Kavga edilirse yenilmek muhakkaktır.
Isırgan ile taharet olmaz: Başarılı bir iş oluşturmak için işe yarar,faydalı araç kullanmak gerekir.Kötü malzeme ile iyi ve başarılı sonuçlar elde edilemez.
Isıran it,dişini göstermez :Kötülük yapmayı düşünen kişi,bunu zamanı gelince ve aniden gerçekleştirir.
Islanmışın yağmurdan pervası yoktur :Bir konuda büyük zarar görmüş kişi,benzer zararlardan korku duymaz.
Ismarlama hac,hac olmaz :İnsan kendi işini kendi yapmalıdır. Başkasına yaptırılan işten başarı elde edilemez.
Işığını akşamdan önce yakan,sabah çırasına yağ bulamaz: İnsanlar savurganlık yapmamalıdırlar.Parasını gereksiz yere harcayan,gerektiğinde para ve mal bulamaz.Zorluk içinde kalır.

İbadet de (mahfi) gizli,kabahat da: İbadet Tanrı ile kul arasındadır.İbadeti başkalarına gösteriş için yapanlar Tanrı'nın emirlerini,kulluk görevini yerine getirmemiş olurlar. İnsan bazı kusurları yaparak olgunlaşır,tecrübe kazanır.Bunun için olgunlaşmamıza yarayan kusurların da gizlenmesinde yarar vardır.
İçi beni yakar,dışı eli: Her şey dıştan göründüğü kadar güzel olmayabilir.Dış görünüşe aldanmak doğru değildir.
İğreti ata binen tez iner: Kendi malımız olmayan malzemeye güvenip bir işe başlamak doğru değildir.Malzemenin sahibi,malını geri istediği zaman zor durumda kalır.
İğneyi evvela kendine sok,çuvaldızı başkasına: Kendisi en küçük bir sıkıntıya katlanamayan kimse,başkalarına çok büyük sıkıntı vermemelidir.Kendisi küçük kötülüğe katlanamayan,başkalarına kötülükler yapmaktan kaçınmalıdır.
İki deliye bir akıllı :Birbirine zıt iki kişinin arasını bulacak, mantıklı bir kimsenin bulunması mutlak gereklidir.
İnsan insanın şeytanıdır :Arkadaş seçiminde dikkatli ve özenli olmak gereklidir.Kötü arkadaş kişiyi yoldan çıkarır,saptırır.
İti,öldürene sürütürler :Bir kişinin sorumluluğundaki görev kötü şekilde sonuçlanırsa,bu sonucun
düzeltilmesi için bizzat o kişi çaba göstermelidir.İşin sorumluluğu onu yapana ait olacaktır.
İyilik eden iyilik bulur :Etrafına iyilik eden kimse gün gelir zor durumda kalırsa ona da iyilik
yapılır.Her şeyin karşılığı muhakkak vardır.
Kabahat da gizli olmalı,ibadet de: Yapılan bütün işlerde işin özüne inmeye gayret edilmelidir.Başkalarına gösteriş için yapılan hiçbir işten,davranıştan iyilik ve hayır beklemek mümkün değildir.
Kabahat ölende değil,öldürendedir: Yapılan her işte karşımızdakini sinirlendirmekten kaçınmalıyız.Karşısındakini söz ve hareketleri ile aşırı tahrik eden kimse,onun hücumlarına karşı çaresiz kalabilir.Hatta ölebilir de.Bunun nedeni kendini kaybedip bu cinayeti işleyende değil,onu da o derecede tahrik edip cinayeti işletendedir.
Kaçan balık büyük olur: Kişi elindeki imkanları iyi ve zamanında kullanmasını bilmelidir.Zamanında kullanamaz ve fırsatı kaçırırsa küçük bir fırsatı büyükmüş gibi gösterir ve boyuna aynı şeyleri söyler.Çünkü fırsatı değerlendirememenin ezikliğini hisseder durur.
Kadı anlatana göre fetva verir: Herkes bildiğini ve gördüğünü eksiksiz olarak söylemelidir.Çünkü dinleyen,olayı görmeyen kimseler anlatılana göre karar verirler.
Kadı ekmeğini karınca yemez: Kadı,kanunların uygulayıcısı olduğu için kimse onun malına dokunamaz.Sonucunun kötü olacağını bilir.Kadılar hakkın,kanunun ve düzenin temsilcisi oldukları için kimse onların mallarına kötü gözle bakmaz,bakamaz.
Kanaat gibi devlet olmaz :Elindekiler ile yetinmesini bilen kimse sıkıntı çekmez.
Kişi refikinden azar :İnsanı iyi ve kötü yola sürükleyen arkadaşıdır.
Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman çelebi derler : Bir şeyin çok kıymetlisi bulunmazsa
daha aşağı değerde olan kıymet ve itibar kazanır.
Kuru laf karın doyurmaz :Bir gayret göstermeden,bir yatırım yapmadan yalnızca boş sözlerle başarı elde etmek mümkün değildir.
Laf ile peynir gemisi yürümez :Bir kimsenin kendini övmesi ile gereken işte gereken sonuçlar alınmaz.
Laf lafı açar: Karşılıklı konuşmalarda konuşma bir süre uzadığı zaman,sözden başka söze geçilmeye başlanır.Başlangıçta hiç düşünülmeyen konulara kadar söz uzar gider
Laf torbaya girmez :Bir konu hakkında sarfedilen sözler üzerinde iyice düşünülmelidir.
Latife latif gerek: Şakalar karşısındakini kırmayacak biçimde olmalıdır.Şaka yapan,karşısındakini çok iyi anlamalı,kırmadan,incitmeden şaka yapabilmelidir.
Leyleğin ömrü laklak ile geçer :Aylak kişiler bütün günlerini orada burada boş laflar söyleyerek boşa geçirmiş olurlar.
Lodosun gözü yaşlı olur :Lodosun sonunda yağmur yağar
Lokma çiğnemeden yutulmaz :Bir işin iyi sonuçlanması için gereken önem ve çalışma gösterilmelidir.
Lokma karın doyurmaz,şefkat artırır: Bir kişiye armağanlar vermek,o kişinin ihtiyaçlarını karşıladığı için değil aradaki sevgiyi çoğalttığı için çok değerlidir.
Mahkeme kadıya mülk değil :İnsan,yaşamı süresince güçlü makamlara gelebilir.Böyle makamlara gelince etrafındakilere böbürlenmemelidir.Çünkü gün gelecek,bu makamı bırakmak zorunda kalacaktır.
Mal adama hem dost,hem düşmandır: Mal insanı rahat ve huzurlu yaşattığı için dosttur.Aynı zamanda,zengin olmanın getirdiği tehditlerden dolayı düşmanıdır.
Mal canı kazanmaz,can malı kazanır: İnsanlar fazla kazanacağım diyerek sağlıklarını tehlikeye atmamalıdırlar.Kişi sağlıklı olursa mal kazanması,pek çok kazanması mümkündür. Ama sağlığını kaybederse mal da kazanamaz olur.
Mal canın yongasıdır :Can her şeyden kıymetlidir.Zorluklarla elde edilen mal da cana yakın değer taşır.
Mal melameti örter: Zengin olmak,insanların kusurlarını görmezden gelmelerine yardımcı olur.
Malını yemesini bilmeyen zengin her gün züğürttür: Züğürt kimse parası olmadığı için zorluk içindedir.parasını yiyemeyen kimseler ise paraları olduğu halde bu yokluğu çekenlerdir.
Mart ayı,dert ayı :Kış ile ilkbahar arasındaki geçiş dönemi olduğu için insanlar hastalıklara daha kolay yakalanırlar.
Meyhaneciden kefil istemişler,bozacıyı göstermiş : Toplumda uygunsuz işleri yapanlar kendi haklılıklarını,benzer kişileri göstererek savunmaya çalışırlar.
Mühür kimde ise Süleyman odur :Bir konuda yetkili kim ise onun sözü geçer.
Mürüvvete endaze olmaz :Yardımseverliğin ölçüsü olmaz
Namaza meyli olmayanın ezanda kulağı olmaz :Bir işin bütününü istemeyen kimseler,o işin ayrıntıları ile hiç ilgilenmezler.
Nasihat isteyen tembele iş bulursun: Tembel kimseler kendisine söylenen işi başka türlü yorumlayıp,bu yorum üstüne fikirler ileri sürerek o görevi yapmak istemezler.Veya kendisine önerilen işi başka bir biçimde yapmayı öğrenirler.
Ne doğrarsan aşına,o çıkar kaşığına: Kişi çok çalışırsa gelecek günleri de başarılı olur. Kazancı bol olur.Az çalışırsa kazancı,başarısı da az olur.
Ne ekersen onu biçersin :Kişiler çevrelerine nasıl davranırlarsa öyle cevap alırlar.
Ne idik,ne olduk: İçinde yaşadığımız toplum çok hızlı değişiyor.Biz bu toplumda bulunduğumuz ortamdan çok değişik ortamlara geldik.Bundan sonra da nerelere geleceğimiz, neler olacağı belli değil.
Ne oldum dememeli,ne olacağım demeli :Esas olan başarının niteliğinden çok devamlılığıdır.
Ne verirsen elinle,o gelir seninle: İnsanlar yaşamları boyunca daima iyilik yapmalıdır. Bu iyiliklerin karşılığı,bir gün mutlaka sahibini bulacaktır.
Nerede birlik,orada dirlik: Kişiler arasında anlaşma,duygu ve düşünce birliği olursa orada huzur,güven ve düzen olur.
Nerede hareket,orada bereket :Çalışmanın çok olduğu yerde,bu çalışmaların sonucu olan ürünler de çok olur.

Niyet hayır,akıbet hayır :Bir işe başlarken iyi niyetle hareket edilirse sonuç ta iyi olur.
Oduncunun gözü omcada: Bütün insanlar kendi işlerine yarayan şeylerle çok yakından ilgilenirler.
Oğlan dayıya,kız halaya çeker: Oğlan çocuğu genlerin tesiri ile dayıya,kız ise halaya çeker,onun
hareket ve tavırlarını alır.(Halk arasında yapılan bir yorumdur)
Oğlanınki oğul bağı,kızınki bahçe gülü: Kişinin torunu oğlundan olursa oğul balı diyerek,kız evlattan olursa bahçe gülü diyerek sevinir.
Olacakla öleceğe çare yoktur: İnsanların yaşam boyu karşılaşacakları ne varsa doğarken belli olur ama kişi bunu bilmez.Başımıza gelen ve elimizde olmayan sebeplerle oluşan olaylara çok üzülmemek gerekir.
Olmaz olmaz deme,olmaz olmaz :Hayatta hiç ummadığımız olaylar, en şaşırtıcı biçimde karşımıza çıkabilir.
Orman olur da domuz olmaz mı? :İyi bir ortamda çıkarcılar bulunabilir.bulunması doğaldır.
Osmanlı'nın ekmeği dizindedir :İşlerimizin başarılı olması için kendimiz ayırdığımız zaman çok
olmamalıdır.İşlerimize ne kadar ağırlık verirsek o kadar başarılı oluruz.
Osurukla boya boyanmaz :Gerekli bilgi ve görgü olmadan bir işi tam olarak görüp bitirmek imkansızdır.
Otu çek köküne bak :Bir kimsenin hakkında tam olarak bilgi sahibi olmak istenirse o kimsenin soyunu
sopunu çok iyi incelemek gerekir.
Ödünç;güle güle gelir,ağlaya ağlaya gider: Ödünç verilirken veren de alan da güler yüzlüdür.Mutludur.Ödünç alınan geri verilirken ise durum değişiktir.Para veren kimse de parasını zamanında alamazsa tarafların arası çok çabuk bozulur.
Öfke baldan tatlıdır :İnsan sinirlendiği zaman bağırır çağırır, rahatlar.
Öfkeyle kalkan zararla oturur: Aniden öfkelenerek sergilenen davranışlar kırıcı olur. Sonuçları önceden tasarlanamaz.
Öküze boynuzu yük değil :Meşgul olduğu iş,kişiye yük olmaz. Onları yaşamının bir parçası olarak kabul eder
Öksüz çocuk göbeğini kendisi keser: Bir koruyanı,kollayanı olmayan kimseler her işlerini kendileri yapmak zorundadır.
Ölenle birlikte ölünmez: Ölüm kaçınılmazdır.Ölen bir kimsenin ardından yas tutmak ta onu geri getirmeyecektir.Bu durumu bilerek ona göre davranmak gereklidir.
Ölüm var,dirim var :İnsanlar malını ve zamanını,varlığını düşünerek kullanmalıdır.geleceğini düşünmelidir.
Ön tekerlek nereye giderse arka tekerlek de oraya gider :Bir ailede büyükler nasıl bir yaşam
içindelerse çocuklar da benzer bir hayat sürdürürler
Öpülecek el ısırılmaz :Hürmet gösterilmesi gereken kişilere saygısızlık etmek hatadır
Padişah yasağı üç gün sürer: Padişahlık idaresi,bir kişinin sözünün geçtiği bir yöntemdir.Keyfidir.Bugün çıkarılan yasaklar,yarın bir neden ile ortadan kaldırılırlar.Bunun içindir ki emirlerinin devamlı olacağını düşünmemek lazımdır.
Palamut çok biterse kış erken olur: Uzun yılların tecrübesine dayanılarak elde edilen sonuçlara göre meşe ağaçlarında palamudun çok olması kışın erken geleceğini gösterir.
Papaz her gün pilav yemez: Her işi daima bir kişiye yaptırmak doğru değildir.O kişi çok defalar ses çıkarmadan bu sıkıntıya katlandıysa da günün birinde yapamayacak duruma gelir ve yapmaz.Bunun için insanları usandırmayacak bir yöntem izlemekte yarar vardır.
Para dediğin el kiri :İnsanlar bütün ömürlerini paraya bağlamamalıdırlar.
Para ile imanın kimde olduğu bilinmez: Para bütün toplumlarda dikkati çeken bir araçtır.İman ise tanrı ile kul arasında olduğu için başkalarının bilmesine gerek yoktur.Söylenilmesi de acayiplik yaratır.
Pazar ilk pazardır :Pazara götürüp satmak istediğimiz mala verilen ilk fiyat en iyi fiyattır.
Perşembenin gelişi,çarşambadan bellidir :Bir işin nasıl sonuçlanacağı,işin bugünkü durumundan belli olur.
Pilav yiyen,kaşığı belinde gerek :Bir işe girişmek isteyen kimseler o iş için gerekenleri yanlarında bulundurmak zorundadırlar.
Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın :Kişi,bir olayın sonuçlanması için elinden gelen gayreti göstermelidir.
Rağbet güzel ile zenginedir: Güzel ve zengin olan kimseler her zaman ilgi görürler.El üstünde tutulurlar.
Rahat ararsan mezarda :yaşayan her kişinin az veya çok kendine göre bir derdi,sıkıntısı mutlak bulunur.
Ramazanda yalan söyleyenin yüzü,bayramda kara olur: Hayatta her zaman doğru olmalı,doğru davranılmalıdır. Yalan söylemek,belki bir zaman için etrafımızdaki kandırmamıza neden olur.Ama gelişen olaylar,söylenen yalanı bir gün mutlak surette açığa çıkartır.
Rençber kırk yılda,tüccar kırk günde: Rençberin büyük emek harcayarak kazandığını, tüccar küçük bir ticaret oyunu ile kazanır.
Rüşvet kapıdan girince insaf bacadan çıkar: Doğru yoldan ayrılan ve şerefini rüşvet için feda eden kişiden her kötülüğü beklemek gerekmektedir.
Rüzgar eken fırtına biçer :Etrafında bulunanlara her zaman kötülük yapan kimseler sonunda mutlaka büyük kötülüklerle karşılaşırlar
Rüzgar esmeyince yaprak oynamaz :Meydana gelmiş hiçbir olay sebepsiz değildir.
Rüzgara karşı tüküren,kendi yüzüne tükürür: Kendi gücünün üstünde bir güç ile uğraşmak isteyen kimseler sonunda kendileri ziyanlı çıkarlar.
Rüzgarlı havanın kuytusu,yağmurlu havanın uykusu :Rüzgarda kuytu bir yer bulmak rahatlıktır.
Sabah ola,hayır ola: Sabahlar güçlü başlangıçlardır.Verimlili için günün bu saatlerini değerlendirmek gereklidir.
Sabır acıdır,meyvesi tatlıdır :Bir konuda sıkıntılı günlere katlanmak zordur.Ama dayanıldığı takdirde sonuçları güzeldir.
Sabreden derviş,muradına ermiş: Sabırlı olan kişiler,isteklerine kavuşurlar.Sabır ile mücadele edildiğinde başarı mutlaka bizim olacaktır.
Sabrın sonu selamettir: Karşılaştığı bütün zorluklardan hemen yılıp kaçmayan, sabretmesini bilen kimselerin işleri sonunda başarıya ulaşırlar.
Saç sefadan tırnak cefadan uzar :keyifli insanların saçları,sıkıntıda olanların tırnakları uzar.(yaygın bir halk görüşü)
Saçım ak mı kara mı?Önüne düşünce görürsün: Konunun nasıl olduğunu sormaya gerek yoktur.Çok geçmeden bitecektir anlamında kullanılır.
Sade pirinç zerde olmaz,bal da gerek kazana;ata malı tez tükenir,evlat gerek kazana: İnsanlara babasından mal kalır. Ama bu,kişinin o malı iyi kullanacağını göstermez.Hazır yemeye başlanırsa tez zamanda tükenir,biter.Kişi kendine,kendi emeğine güvenmelidir.
Sana taşla vurana sen aşla vur :kötülük yapan kimselere iyilik yapmak insanlık kuralıdır.
Sanat altın bileziktir :Sanat bir kimsenin bir işi en iyi bir biçimde her yerde ve şartta yapmasıdır.
Şahin ile deve avlanmaz :Her işi yapmanın bir yöntemi vardır.
Şahin küçük et yer,deve büyük ot yer: İnsanlar fiziki görünüşlerine göre değil,yaradılış özelliklerine göre davranırlar. Görünüşü küçük olan kişi, her zaman güçsüz olarak görülmemelidir.
Şakanın sonu kakadır: Devamlı şaka yapmak hatalıdır.Önce güzel ve eğlenceli gelirse de bir zaman sonra dayanma gücü azalır ve küçük kırgınlıklar ortaya çıkar.
Şaşkın ördek başını bırakır,kıçından dalar: Her iş,bir düşünce ile,bir plan ile yapılmalıdır.Ne yaptığını iyi bilmeyen kimseler,giriştikleri işlerde akılcı yollardan ayrılırlar.
Şer işi uzat hayra dönsün,hayır işi uzatma şerre dönmesin: Kötü olan işlerin üzerinde çalışmalı,o işi iyiye çevirmelidir.İyi olan işleri hemen sonuçlandırmak gereklidir.
Şeriatın kestiği parmak acımaz: Kanunlar herkese eşit olarak uygulanmalıdır. Böyle olursa,kanunda yazılan cezaya kimse itiraz edemez,boyun eğer.
Şeytanla ortak buğday eken samanını alır :Hilekar,sorumsuz kimselerle ortak olanlar,yapılan işin zararını yüklenirler.

Şimşek çakmadan gök gürlemez :Söylenen,konuşulan her olay daha önceki başka bir olaydan kaynaklıdır.
Şöhret felakettir :Ünlü olmak birçok sıkıntıyı da beraberinde getirir.
Tabak sevdiği deriyi yerden yere çalar: İnsanlar,ileride başarılı olmasını istedikleri kişileri kıyasıya çalıştırırlar.
Tabancanın dolusu bir kişiyi,boşu kırk kişiyi korkutur: Tabancayı,sinirli olunan durumlarda lüzumsuz yere kullanmak sahibinin başına dert açar.Ama tabanca;taşıyan kişinin belinde iken çok kimse bu durumdan ürker.
Talihsiz hacıyı deve üstünde yılan sokar: Düşündüğünü uygulaması nasip olmayacak kişinin karşısına,hatıra hayale gelmeyen engeller çıkar.
Tandır başında bağ dikmek kolaydır: Hayal kurmakla sorunlar çözümlenemez. Esas problem,düşleri uygulama alanına sokmaktır.
Tarla çayırda,bağ bayırda :Tarla ve bağ alırken yerlerine dikkat edilmelidir.
Taş düştüğü yerde ağırdır :İnsanın değeri bulunduğu çevrede iyi bilinir.
Tatarın kılavuza ihtiyacı yok :Yapacağı işi çok iyi bilen kimselere başkalarının yardım etmesi gerekmez.
Tebdil-i mekanda ferahlık vardır :Kişi bulunduğu yerde yeni kimselerle tanışırsa rahatlar.
Ucuzdur vardır bir illeti,pahalıdır vardır bir hikmeti: Ucuz mallar genellikle kalitesizdirler.Kısa bir zaman sonra kullanılamaz hale gelirler.Bunun için o mal bize daha da pahalıya gelmiş olur.
Ulu sözü dinlemeyen uluyakalır: Tecrübeli kimselerin sözlerini dinlemeyip kendi kafası doğrultusunda giden kimseler sonunda büyük zararlara uğrarlar.Sıkıntı ve dertten kurtulamazlar
Ulular köprü olsa basıp geçme: İnsan kendinden büyüklere her zaman hürmet etmelidir.
Ummadığın taş baş yarar :Dış görünüşe bakılıp verilen kararlar,bazen büyük hatalara yol açabilirler.
Umut fakirin ekmeğidir :Fakir olan kimseler,kısa süre sonra durumlarının değişeceğini düşünerek avunurlar.
Ustanın çekici bin altın :Sanatkar kimseler bir çok kişinin yapamadığı bir işi çok kısa bir sürede küçük bir hareketle yapıverirler.
Uyku ölümün kardeşidir: Uyuyan kimsenin dünya ile ilgisi kesilir.Olup bitenden haberi olmaz.
Uyuyan yılanın kuyruğuna basma :Kimseye zararı dokunmayan kimseleri kızdırmak,başkalarının zarar görmesine yol açabilir.
Uzaktan davulun sesi hoş gelir: Özelliğini iyi bilmediğimiz iş ve konuların sıkıntılarını da bilmemize imkan yoktur.Bazen çok zor bir konuyu çok kolaymış gibi kabul ettiğimiz de olur.
Üç elli,yaz belli: kasım ayının sekizinden sonra üç defa elli gün sayılırsa nisan ayına,yani havaların ısındığı aya girilmiş olunur.Soğuklar biter.
Üç göç,bir yangının yerini tutar :Bir yerden bir yere taşınma zahmetli ve ziyanlı bir iştir.
Üremesini bilmeyen it,sürüye kurt gelir: Bir toplulukta nasıl davranılması gerektiğini bilmeyen kimseler,kendileriyle birlikte başkalarının da başına dert açarlar.
Üşenenin oğlu,kızı olmamış :İnsan bir varlık elde etmek istiyorsa tembel tembel oturmamalıdır.
Üzüm üzüme baka baka kararır :Çok samimi olan kimseler, birbirlerinin huylarını benimserler
Üzümün çöpü var,armudun sapı: Her konunun kendine göre ufak olumsuzlukları bulunabilir.Bir işin olumlu yönleri dururken,olumsuz olanları üzerinde yoğunlaşmak doğru değildir.
Üzümün ye de bağını sorma :Sunulan imkanların kaynağını sorgulamak her zaman doğru olmayabilir.
Vücut kocar,gönül kocamaz: Hangi yaşta olursa olsun kişi gönlü sayesinde hep genç kalmayı başarabilir.
Verirsen doyur,vurursan duyur: Yardım yapılacaksa gereken ölçüde yapılmalıdır.
Veren el,alandan üstündür: Yardım ve iyiliksever kimseleri herkes scver,sayar.
Varsa pulun,herkes kulun;yoksa pulun dardır yolun: Parası çok olan kimseye herkes iltifat eder,yakınında bulunmak ister.yoksullara kimse yüz vermez.Adını deliye de çıkarabilirler.
Varsa hünerin,her yerde vardır yerin: Hüner,kişinin her şartta en iyi yaptığı, başarılı sonuç aldığı yeteneğidir.Bunun içindir ki her kişi mutlak bir hüner sahibi olup,hayata öyle atılmalıdır.
Vakit nakittir: Zaman en değerli varlığımızdır.Hayatımızdaki en küçük bir anı bile boşa geçirmemek lazımdır.
Yabancı koyun kenarda yatar: Toplumdaki kişiler kısa zamanda büyük yakınlık göstermedikleri için yeni gelenler yabancılık çekerler.
Yağ yiyen köpek tüyünden belli olur: Hiçbir sebep yokken yaşama düzeyi birden değişen,yükselen kişinin çaldığı ve rüşvet aldığı bellidir.
Yağmur yağsa kış olur: Kişi halin bilse hoş olur:İnsanların etraflarına karşı davranışları,kendi sosyal durumları ile orantılı olmalıdır.
Yakasından atmak: Zorlu bir işi başkasına yüklemeye çalışmak.
Yalancı kim?İşittiğini söyleyen: İnsanlar her duyduklarını,doğrulamadan başkalrına söylememelidirler.
Yalnızlık Hakk'a mahsustur: Tek başına olmak,Tanrı'ya ait bir durumdur.
Yanık yerin otu tez biter: İnsanlara büyük ıstırap veren olaylar,bir zaman sonra unutulur.
Yol sormakla bulunur: Bir işe doğru başlamak için bilmediklerimizi sormak, öğrenmek lazımdır.
Yolundan giden yorulmaz: Yapacağı işin tekniğini iyi bilen,uygulamasında deneyim sahibi olan kimse yapacağını önceden tespit eder,sonra uygular.Sonuca sıkıntısız ulaşır.Bunları bilmeyenler ve uygulamayanlar deneme yanılma yöntemi ile hem çok para,hem çok zaman kaybederler.Hem de meydana çıkan iş arzu edilen düzeye erişmez.
Yük altında ancak eşek kalır: İnsanlık sıfatı olan kimse kendisine yapılan iyiliğin altında kalmaz.Bir zaman bulur,karşılığını verir
Zahmetsiz rahmet olmaz: Çaba göstermeden,sıkıntı çekmeden arzu edilen güzel ve iyi sonuçlara ulaşılmaz.
Zaman sana uymazsa sen zamana uy: İçinde yaşanılan zamanın şartları,bizim düşünce ve davranışlarımıza uymayabilir.Kendi düşüncelerimizi kabul ettirmek için etrafımızdakiler ile sürtüşmek doğru değildir.Zamanın gidişine uymak,ona göre davranmak en çıkar yoldur.
Ziyan olan koyunun kuyruğu yağlı olur: Elden kaçırılan fırsatlar küçük olsa da çok büyük görünür.Kişinin dilinden hiç düşmez.Hep büyüterek ondan bahseder.
Zemheride sür de çalı ile sür: Tarlanın zemheride sürülmesi ekinin iyi olması için çok önemlidir.Tarlayı dikkatli ve derin sürmek gerekir.
Zengin arabasını dağdan aşırır,züğürt düz ovada yolunu şaşırır: Varlıklı kişi,parasının ve itibarının çokluğu ile olmayacak işlerini bile kolaylıkla görür.Fakir ise parası olmadığı için en olacak işini bile bitiremez.
Zenginin basması ipekli görünür: Zengin kişilerin giydikleri,yedikleri en pahalısından seçilmiş zannedilir.
Zengin kesesini,züğürt dizini döver: Maddi durumu çok iyi kişiler her zaman parası ile övünür.Züğürt ise arzuladığı iş parası olmadığından yapamayacağı için üzülür.Istırap ve sıkıntı çeker.
 Tunalım....

 

 

 

 


PAPALIK DİNLERARASI DİYALOG İLE NEYİ AMAÇLIYOR?

Genel — Gönderen tunalim @ 01:10
 

Haber

DİNLERARASI DİYALOG DÖNEMİ
Misyonerlik ve oryantalizm faaliyetleri birbirinin devamı ve tamamlayıcısı durumnda idiler. Diyalog ise; misyon faaliyetleriyle İslam ülkelerinin başta hadisler ve sünnet müessesi olmak üzere pek çok konuda kafası bulanmış ve şüphelerle dolmuş halklarını kilisenin kurtarıcısı (!) eline teslim edebilme gayretlerinin adıdır.

Nitekim Dinlerarası Diyalog fikrinin babası olan, İslam tasavvufu ve bilhassa Hallac-ı Mansur üzerine çalışması bulunan Louıs Massignon, “onların (Müslümanların) her şeylerini tahrif ettik. Felsefeleri, dinleri mahvoldu. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler. İntihar ve anarşi için olgun hale geldiler” demektedir. Hayatını İslam’ın içinde olduğunu düşündüğü Hıristiyanlık unsurlarını bulmaya adayan ve çalışmalarını hep bu maksatla yapan bu şahsın ortaya attığı diyalog fikri günümüzde uygulamaya konmuştur.

 

Diyalog dönemine geçmeden önce bu süreci başlatan Papa’lağın diyalogdan ne anladığına ve nasıl baktığına bir göz atalım.

DİYALOG MİSYONERLİĞİN BİR TÜRÜDÜR

Katolikliğin bir nevi ilmihal kitabı olan ve Papa’nın imzasını taşıyan Cathecism’de diyalog şöyle tanımlanıyor: “Misyonerlik görevi İncil’i daha henüz kabul etmemiş olanlarla saygıya dayalı bir diyaloğu öngörür.” ( Cathecims, s. 227, madde 856) burada geçen “henüz İncil’le tanışmamış olanlar” kimlerdir? Sorusunun cevabı 359. maddede şöyle veriliyor: “Aziz Paul derki; ‘insan soyu iki erkekten kaynaklanır. Bir tanesi Adem, bir tanesi Mesih’tir. Ama Mesih, Adem’i yaratırken kendi suretini de ona vermiştir.’ “ buradan ortaya şu çıkıyor: henüz İncil’le tanışmayanlar, Adem’i de Mesih’in yarattığını henüz bilmeyenlerdir. Burada açıkca bir şirk vardır. Ve kilise kimi çevrelerin iddia ettiği gibi diyalog yolu ile İslam’a yönelmek yerine şirke çağırmaktadır.

DİYALOG, KİLİSE’YE DÖNDÜRME AMAÇLI MİSYONUN BİR PARÇASIDIR

Şimdiki Papa II. J. Paul’e göre “Dinlerarası diyalog Kilise’nin insanları Kilise’ye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır.”( Joun Paul II, Redemptoris Missio, Libreria Editrice Vaticana, Roma 1991, s. 55) Papa’ya göre bu durum Hıristiyanlığın tabiatından kaynaklanır ve amaç başkalarına İncil’in mesajını öğretmektir: “Diyalog bir ve üç olan Tanrı’nın kendi kendi hayatına dayanır… Böylece diyalog Kilise’nin kurtarıcı misyonunun bir parçasıdır; gerçekten bu kurtuluş diyaloğudur. Çünkü böyle hakiki bir diyalog bir Hıristiyan için inandığını pratiğe dökmektir, saygı göstermek ve dinlemek suretiyle başkalarına İncil’in mesajını öğretmektir.”( Podgorski, F. R., Tawars A Catolic Theolojy of Misyonary Dialogue And Dialogical Mission With Other Religions, Roma 1987, s. 142 vd.)

DİYALOĞA RAĞMEN, PAPALIĞA GÖRE YEGANE GERÇEK DİN HIRİSTİYANLIKTIR

Diyalog kavramını II. Vatikan Konsoline öneren Papa VI. Paul diyaloğa rağmen yegane gerçek din vardır, oda Hıristiyanlıktır: “Biz her ne kadar Hıristiyan olmayan dinlerin manevi ve ahlaki değerlerini tanıyor, saygı gösteriyor, onlarla diyaloğa hazırlanıyor ve din hüviyetini savunmak, insanlık kardeşliğini tesis etmek, kültür, sosyal refah ve sivil iradeyi oluşturmak gibi hususlarda diyaloğa girmek istiyorsak da dürüstlük bizi gerçek kanaatimizi açıkca ilan etmeye mecbur etmektedir; yegane gerçek din vardır. Oda Hıristiyanlıktır.”( Catholic Official Teachings, VIII: Clergy and Laity, Edited by Odile m. Leibhard, Wilmington 1978, s. 13 vd.)

PAPAYA GÖRE TEK KURTULUŞ YOLU HIRİSTİYANLAKTIR

Papa I. Jean Paul’un 20 yıllık dostu ve “Papa’nın Düşüncesi” kitabının yazarı Buttiglione bu düşünceleri şöyle açıyor: “Hıristiyanlar İsa’nın Mesih olduğuna ve insanın onun sayesinde kurtulduğuna inanır. Tanrı’ya götüren başka bir yol yoktur. Bu önerme Hıristiyanlığı bir ahlak felsefesinde ve İsa’yı bir tür ahlak hocasına indirgeyen belirli bir çağdaş eğilime karşı tepkidir. (…) Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasındaki siyasi sorunlar, onla kurtuluş sunma gibi bir misyonerlik sorunundan tümüyle ayrı tutulmalıdır. Hıristiyanlık bu kurtuluşu, sömürgecilik veya Haçlı Seferleri ile değil, İsa’dan geçen bir diyalogla sunmaktadır.”( NPQ; Cilt: 1, Yaz 1991.)

DİYALOGDAN AMAÇ MİSYONERLİĞE YARDIMCI OLMAKTIR

Vatikan’ın Dinlerarası Diyalog Sekreterya’sının ilk başkanı Kardinal Marella Konsil Babalarına gönderdiği bir mektupta diyalog sekreteryasının amacını, doğrudan misyonerliğe yardımcı olmak şeklinde açıklamıştır: “Faaliyetlerimizle, Kilise’nin misyoner faaliyetlerini yürüten S. Cogregation de Propaganda Fide teşkilatının çalışmalarına, misyonerlik faaliyetlerinin kanunen mümkün olmadığı yerlerde yardımcı olmaya ve boşluğu doldurmaya çalışacağız.”( Rosanna, P., ‘The Secretariat For Non-Cristian Religions From the Begginings to the Present Day: History, Ideas, Problems’, Bulletin XIV/2-3, Roma 1979, s. 91)

DİYALOG KİLİSE’NİN İNCİL’İ YAYMA AMAÇLI MİSYONUNUN İÇİNDE YER ALIR

1973’te Sekreterliğe seçilen Rosanno, Hıristiyan olmayanlarla diyalog ile neyi kastettiklerini şöyle açıklamakta:”Diyalogdan söz ettiğimizde açıktır ki bu faaliyeti, Kilise şartları ve çerçevesinde misyoner ve İncil’i öğreten bir cemaat olarak yapıyoruz. Kilise’nin bütün faaliyetleri gibi diyalog da. Kilisenin üzerinde taşıdığı Tanrı Mesih’in sözlerini nakletmeye yöneliktir. Bu sebeple diyalog Kilise’nin İncil’i yayma amaçlı misyonunun çerçevesi içinde yer alır.” ( Rosanno, aynı makale, s.100)

DİYALOĞUN AMACI

II. Vatikan Konsili’nin diyalog taktiğini yeni çağın bir metodu olarak benimsemesiyle birlikte kilise gözlerini Anadalu’ya çevirmiş ve Anadolu ile diyaloğa girmenin yollarını aramıştır. Zira gerek Türkiye’nin tarihi, kültürel, siyasi potansiyeli ve stratejik konumu, gerekse Hıristiyanlarca kutsal sayılan hac bölgesinin Anadolu topraklarında bulunuşu, ülkemizi dinlerarası diyalog faaliyetlerinin odak noktası durumuna getirmiştir. 1987 yılından bu yana Türkiye üzerindeki faaliyetler hızlanmıştır. Hıristiyanlık Dışı Dinler Sekreteryası Başkanı Kardinal Arinze 13 Mayıs 1987’de ülkemize gelmiş, diyaloğun kitlesel ayağını oluşturmak üzere kendilerine yakın bulduğu azınlık temsilcileri ve bazı Müslüman din bilginleriyle görüşmelerde bulunmuştur.

Bu adımın bir uzantısı olarak 1998’de Fettullah Gülen “Papalık misyonunun bir parçası olmak üzere” Vatikan’a Papa ile görüşmeye gitmiştir.

Diyaloğun akademik ayağını oluşturmak üzere Papaz Thomas Michel 1987’de Türkiye’ye gelmiş Ankara İlahiyat fakültesi’nde bir dönem Hıristiyanlık dersleri ve seminerleri vermiş, 1988’de İzmir’de, 1989’da Konya’da ilahiyat fakültelerinde derslerine devam etmiştir.

Papaz Michael Efendi Türkiye’de kaldığı süre zarfında bir akademik kadro yetiştirmiş kendisinin seslendirmesi halinde aşırı tepkiler doğurması muhtemel bazı itikadi görüşleri bu akademik kadro vasıtasıyla, onların ağzından Anadolu insanına pompalamıştır. Bu tahrif edici itikadi görüşler şunlardır:

* Kur’an-ı Kerim’in metin yönünden ele alınıp bazı tarihsel beyanlarının açığa çıkarılması.

* Türk milletince muharref olarak kabul edilen İncil ve Tevrat’ın hükümleri geçerli ilahi kitaplar olduğu iddiası.

* Anadolu’daki yerleşik kanaatin aksine Yahudi ve Hıristiyanların da cennetlik olduğu iddiası.

* Tek Allah inancının yeterli, Hz. Muhammed’i kabul ve tasdik etmenin ise bir “kemal mertebesi” olduğu iddiası.

* İncil ve Tevrat’ın bazı bölümlerinin namazda okunabileceği iddiası.

* İbrahimi dinlerin uzlaşmasının mümkün olduğu şeklinde Vatikan kaynaklı muharref anlayışlar bir kısım akademisyenlerimiz tarafından ısrarla milletimizin gündemine sokulmaya çalışılmıştır.

Türkiye’de diyalogun akademik ayağını oluşturmakla görevli kilise sekreteryası bu işlerin İslam’a sadakatle bağlı geleneksel Müslümanlarla olamayacağını gayet iyi bildiğinden, ‘gevşek vahiy’ inancını kabullenmiş, gerektiğinde Kur’an-ı Kerim’i sorgulayabilecek akademik çevrelerle çok yakın temas kurulmasının şart olduğunu düşünmektedir. R Arnaldez normal bir Müslüman’a diyalogu kabul ettirmenin pratikte imkansız olduğunu söyledikten sonra İslami esasları modern akılla silkelemeyi bir metot haline dönüştürmüş Vehhabi anlayışının ve Abduh’çu ekolün görüşlerinin galip gelmesi halinde, dinlerarası diyalogun oldukça kolaylaşacağını ifade etmektedir.( R. Arnaldez: Contidions dun avee İslam)

1998-1999’da yapılan Abant Toplantılarında da her ne kadar tıkanma noktasındaki Türkiye’nin önünün açılması şeklindeki bir gaye çatısı konmuş ise de alınan kararlar İslam dininin akli yorumlarla yeniden ele alınması ve diğer dinler karşısında yeni pozisyona sokulması şeklinde tezahür etmiştir. Toplantının organizatörlerinin, kararların ardından Kur’an’da mevcut olan Ehl-i Kitap ile ilgili ayetlerin tarihsel olduğu, dolaysıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanları değil o dönemin insanlarını bağladığı, öte yandan devletin kutsal olup olmadığı şeklindeki tespitleri de dikkat çekicidir.

Bu sayfada yer alan araştırma Prof. Dr. Haydar Baş'ın Dini ve Milli Bütünlüğümüze Karşı Tehditler Eserinden alınmıştır!

TUNALIM...
 

İNSAN OLMANIN GAYESİ

Genel — Gönderen tunalim @ 01:08
Günümüzde huzur ezeli bir serab olmuş.

ÇÖÛØ åäÇ áÚÑÖ ÊİÓíÑ ÇÈä ßËíÑ ááÂíÉ
AL'İMRAN 104 Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip köötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Image hosting by Photobucket
 
NUR 19  İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da ahirette de çetin bir ceza vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.  
[20] Ya sizin üstünüze Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, Allah çok şefkatli ve merhametli olmasaydı (haliniz nice olurdu)!
[21] Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği (yüzkızartıcı suçları) ve köötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah işitir ve bilir.
NUR 24
Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi onları da yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm'ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vadetti. Çünkü onlar bana kulluk ederler; hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkar ederse, işte bunlar asıl büyük günahkârlardır.
TUNALIM...

ÖZLENEN GÜZEL İNSAN....

Genel — Gönderen tunalim @ 01:06
 
Günümüzde huzur ezeli bir serab olmuş.

Hoşgeldin Güzel İnsan

Koca bir yürek lazım insan olmaya
Bir çift göz gerek,
Sefaleti görmeye...
Bir çift kulak feryatları duymaya
Ve bir dil gerek
Haksızlığı haykırmaya....
Bakan;
Görmeyen gözün varsa,
Duyan;
Almayan kulağın
Ve susup konuşmayan bir dilin;
Nedir bir böcekten farkın?
Nerde kaldı yüce ırkın?

Ekmeğini çiğneyecek yutmayacaksın..
Onca aç insanla paylaşacaksın....
Hemde çiğnediğini
Yani zor olanı
Yani emeğini
Yani yutmaya kıyamadığını
Çiğnediğini paylaşacaksın
Açacaksın kulaklarını
Bir yetimin yüreğindeki
Sağanak yağmur gözyaşını duyacaksın....
Sevgi, aşk,güzellik kusacaksın....

Ve durup boş yada dolu
Bir meydana...
Ellerini açıp havaya,
İçinden geldiği kadar,
Dilinin döndüğü,
Gücünün yettiği kadar,
Avazın çıktığı kadar
Aklının aldığı kadar
Haykıracaksın...
Çünki;
Seninle yeşerecek bebeğine
Süt bulamayan ananın umutları.
Paylaşacaksın...

İşte o zaman
İçimizdeki bencil böcek
Kanatlanacak,
Kanadı kırılacak
Çat