''Bu vatan bizimdir,bizim kalacaktır''

REFERANDUMDA ''HAYIR'' DESPOTİZMİ ÖNLER...

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, ABD’nin Türkiye’de de antidemokratik bir sistem peşinde koştuğunu belirterek, 12 Eylül’deki referandumda verilecek HAYIR oylarının despotizmi önleyeceğini belirtti

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, darbe ve Anayasa değişikliği tartışmalarını değerlendirdi. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi Türkiye’nin genel durumunu özetleyen Prof. Dr. Baş, 12 Eylül öncesi 5 binin üzerinde insan öldüğünü belirterek, şunları söyledi: “100 kişinin öldüğü günleri çok iyi hatırlıyorum. Sanki 12 Eylül öncesinde ortalık güllük gülistanlık, kalkıldı, ihtilal yapıldı. Böyle bir şey yok! Yeminle konuşuyorum, o zamanlar vatandaşlar camide ‘Ya Rabbi, biz ne günah işledik de, bu bela başımıza geldi’ şeklinde dua ediyordu. Vatandaşlar adeta orduyu davet ediyordu. 12 Eylül olmamış olsaydı, memleket darmadağın olurdu. Bunu derken, ‘ihtilal oldu, güzel oldu’ demek istemiyoruz. İhtilalin ilk gününde beni içeri aldılar.”

‘Asıl mağdur benim’

Darbe döneminin gerçek mağdurlarından birinin de kendisi olduğunu dile getiren BTP Genel Başkanı, Başbakan Erdoğan’ın o dönemi anlatırken AKP grubunda yaşadığı duygusal anları değerlendirerek, şöyle konuştu: “Benim arkamdan istihbarat ve jandarma ekipleri gelirdi. Evimden alırdı, taa işyerime kadar… Erkeksen isyan et. İsyan etsen de, ne değişecek? Sanki o günün şartlarında bu eza ve cefayı çeken bunlar, şimdi oturup tiyatro yaparak ağlıyor. Sen o günlerde top peşinde koşuyordun, 30 sene sonra kalktın ağlamaya başladın. Şimdi mi aklın başına geldi?”

Ortalığı karıştıran NATO derin devleti

Prof. Dr. Baş, bu sözlerinin ardından darbe dönemine ilişkin şu dikkat çekici açıklamayı yaptı: “12 Eylül sonrası can, mal, namus, din ve vicdan emniyeti geldi. Bütün bunlar ondan sonra oldu. Ondan önce ortalığı NATO adına Türkiye’de iş görenler karıştırdı. Bunların görüntüde elbiseleri ‘asker’ elbisesiydi, doğru ama bunlar hakikatte Türk askeri değildi. Türk askeri kılığında NATO derin devletinin adamları ortalığı karıştırdı.”

Anayasa paketi tartışılmadı

Prof. Dr. Baş, bu sözlerinin ardından 12 Eylül’de referanduma sunulacak Anayasa değişiklik paketine de değinerek, şöyle konuştu: “Hükümet kaç gün bu Anayasa paketinin kamuoyu önünde tartışılmasına müsaade etti? Kimden, hangi fikri aldılar? Hangi sivil toplum örgütüyle istişare yaptılar? O gün Türkiye’de bu olayları çıkartan adamlar, askeri kullanmış olabilirler. Ona ‘sen şu şekilde bir Anayasa yapacaksın, bunun hudutları şu olacak’ demiş olabilirler. Bu da doğrudur. Hükümetin yaptığı Anayasa da kamuoyunda tartışılıp hazırlanmadığına göre, okyanus ötesinin esintisiyle yapılmadığını kim iddia edebilir ki?”

AKP hesap vermekten kaçıyor

AKP Hükümetinin yüksek yargıyı şekillendiren bu değişiklikle kendini hesap vermekten kurtarmak istediğini ifade eden Prof. Dr. Baş, bu gündem çerçevesinde fazlaca dikkate alınmayan Danıştay konusuna dikkat çekerek, şöyle konuştu: “Hükümetin yapacağı icraat, yeraltı servetini yani madenleri yabancılara satmak şeklinde olacaktır. Bir daha da bu Türkiye’nin gündemine gelmeyecek. Danıştay vazifesini yapmadı mı, sonuç budur” dedi.

Neden HAYIR?

Mevcut Anayasa paketinde yer alan düzenlemeler kabul edildiğinde Türkiye’ye despotizmin geleceğini vurgulayan Prof. Dr. Baş, ABD’nin dünya ülkelerini nasıl kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirdiğine işaret ederek, “ABD’nin zaten bir huyu var. Kraliyet rejimine sahip ülkeleri krallıkla yönetmek kolay. Tepeye bir adam koyuyor, onu istediği gibi kullanıyor. Ancak demokratik ülkelerde bu uygulama biraz zor. Şimdi demokratik ülkeleri de fiilen bir kraliyet rejimine çevirme sevdasında bu adamlar! Niye? Bir adam koyacak, ona talimat verecek, halkı da onun dedikleriyle ikna edecek. Böyle olduğunda hem demokratik anlayış hayata geçiyor, hem de onların menfaatleri korunuyor, hem de bu taraf ‘bir eli yağda, bir eli balda’ yaşıyor. Şimdi manzara bu. Binaenaleyh, aklımızı başımıza alıp gerçekten bir Anayasa yapmak istiyorsak, referandumda ‘HAYIR’ diyeceğiz.”

Halkın sorunlarına çözüm getirilmedi

Anayasa değişikliği paketinin halkın hiçbir kesiminin sorununa çözüm getirmediğini dile getiren Prof. Dr. Baş, Başbakan Erdoğan’a seslenerek, “Sayın Başbakan bıraksın ‘evet’ kampanyasını, milletin saadeti ve mutluluğu için bir kampanya başlatsın. Referanduma sunulacak Anayasa paketinde çiftçiye ne veriliyor? Milletin anası, dini ağlıyor. 6’ya mal ediyor, 5’e satıyor. Bütün ürünlerde durum böyle. Bu kesim için ne çözüm getirdin sen? Hayvancılığı mahvettin. Buna ne çözüm getirdin? Orman kesimi ve sanayiciler için ne çözüm ürettin? Söyle bana, biz de ikna olalım ve referandumda ‘evet’ diyelim.”

‘Gerçek Anayasayı biz yapacağız’

Prof. Dr. Haydar Baş, halkın ihtiyacı olan Anayasa değişikliğini kendilerinin yapacağını bildirerek, “Herkesin görüşünün olduğu, herkesin benimsediği bir Anayasa’nın olması lazım. İnşallah, bu Anayasa’yı yapmak da bize nasip olacak. Başta iktidar olmak üzere kimse bundan gocunmasın. Biz ona yanlışlarını hatırlatıyoruz. Yanlış yapma, diyoruz.”

Made in USA bir paket “Hayır” de başından defet …..Madem ki Made in USA bir pakettir, bir ABD yönlendirmesi ve dayatmasıdır acilen ve kesinlikle reddedilmelidir.
Madem ki Made in ABD bir iktidarın teklifidir, doğal müttefiklerinin, stratejik ortaklarının karşılıksız katkıları ile hazırlanmış ve Türk halkına sunulmaktadır, hiç düşünmeden “hayır” mührü basılmalıdır.
Madem ki, sayın başbakanın zaman zaman “nerden nereye” diyerek anlattığı, “sessiz devrim” sözleri ile ima ettiği çepeçevre bir kuşatılmışlığı yaşıyoruz, iktidarın eliyle Anadolu halkının tüm zenginlikleri elinden alınmıştır ve alınmaktadır o halde bu soyguna bir dur demek için kesinlikle “hayır” mührü  basılmalıdır.
Madem ki, 12 Eylül referandumu bir bakıma iktidarın sekiz yıllık icraatlarının da oylanması ve onaylanması anlamına gelmektedir, geride kalan sekiz yıl, gün gün, hafta hafta hatırlanmalı, masaya yatırılıp kocaman bir “hayır “ çekilmelidir.
Sekiz yıl boyunca çıkarılan bütün yasalardan, yapılan tüm düzenlemelerden hiç birinin bu ülkenin menfaatine, bu coğrafyada yaşayan insanların çıkarına olmadığı düşünülerek, araştırıp incelenerek bu teklife okkalı bir “hayır” mührü basılmalıdır.
Sekiz yıldır tek başına iktidar olan AKP’nin, Müslüman Türk milletinin her masum isteğine, her makul talebine “hayır” dediği dikkate alınarak, söz konusu Anayasa değişikliklerine “hayır” denilmelidir.
Seçim barajının aşağıya çekilmesi önerilerine “hayır” diyen,
Şeker pancarında, fındıkta, çayda, tütünde devam eden kotların kaldırılması önerilerine “hayır” diyen,
Yabancılara vatan toprakları satılmasın tekliflerine “hayır” diyen,
Ecnebi şirketlere özel yasalar çıkarılmasın ikazlarına “hayır” diyen,
Ve daha nice makul tekliflere sürekli “hayır” diyen AKP iktidarının Anayasa değişiklik teklifine, yani 12 Eylül referandumuna elbette ve kesinlikle: Hayır…
TUNALIM..

EY TÜRK MİLLETİ !...UYANMIYACAKMISIN ?...

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   



Türk milleti olarak bir geçmişimiz, bir geleneğimiz ve bir örfümüz var.
On beş asırdan beri her kurumuyla kökleşmiş, oturmuş bir İslam Medeniyetinin çocuklarıyız.
Bin yıldan beri Anadolu?yu yurt edinmiş, nice dağları bağ haline getirmiş, nice çatlamış toprakları su ile buluşturmuş, alnını teri ile ellerinin nasırı ile köklü bir medeniyet kurmuş aziz Türk milletinin torunlarıyız.
Arkamızda sağlamca yaslanabileceğimiz böylesine kaynaklarımız var, önümüzde ve elimizde de, ceddimize rehberlik yapmış olan evrensel bir kitabımız ve onu insanlığa tebliğ eden alemlere rehber, son elçi, son peygamber Muhammed Mustafa?mız (s.a.v) var.
Bu temellerimiz, bu köklerimiz; kime nasıl bakılacağı,kimden neyin nasıl alınacağı, kimlere hangi ismin takılacağı noktasında yeterli bilgiler ve ip uçları içermektedirler.
Üçüncü bin yılın ilk on yılını tamamlamak üzere olduğumuz şu zaman diliminde tüm dünyada söz sahibi ve güç sahibi olan küresel şer odakları; insanlığa, özellikle de İslam dünyasına kendi doğrularını, kendi çıkarlarını dayatmaktadırlar. Zihinler üzerinde hakimiyet kurmaya çalışarak, binlerce yıl içerisinde ortaya çıkmış olan isimleri ve resimleri silip yerlerine başak isimler ve resimler ikame etmeye çalışmaktadırlar.
Mesela zulüm kötüdür, zalim dışlanması gereken bir tiptir ama bu sıfatlar küresel baronların, çağdaş firavunların isimleri ile birlikte anılırsa hiç de utanılacak sıfatlar değildir!
Hırsızlık yüz kızartıcı bir suçtur, yalan, yalana dayalı talan insanlık suçudur ama bütün bu suçları; ?dünya gemisinin dümenindeki bir millet? işlerse birden bire erdeme dönüşüyorlar ve çağın Bel?amları tarafından alkışlanabiliyorlar.
Biz her zaman ve zeminde dik duruşumuzu ve delikanlı tavrımızı sürdüreceğiz. Bu duruş aynı zamanda inancımızın bir buyruğudur, aynı zamanda aziz ecdadımızın bir vasiyetidir.
Küresel güçler istiyor diye, onlar öyle tanımlıyor ve işlerine öyle geliyor diye biz hiçbir zaman kargaya bülbül, kaktüse de sümbül demeyeceğiz. Karga, dünyanın neresinde olursa olsun kargadır, bülbül de bülbüldür. Kargayı ne kadar eğitirseniz eğitin ondan bülbül sesi elde edemezsiniz. Kargayı hangi altın kafeste beslerseniz besleyin, yiyecek çeşitlerini ne kadar artırırsanız artırın ,kafesten çıkar çıkmaz gideceği yeri bellidir, ardına düşenleri de götüreceği adres bellidir.
İnsanlık bir dayatma ile karşı karşıya; ille de kargaya bülbül diyeceksiniz.
Şeklini, rengini gördüğü halde, sesleri dinlediği halde, küresel şer odaklarına kulak vererek kargaya bülbül diyenlere yazıklar olsun.
Dünya durdukça, ömrümüz oldukça bizim nazarımızda karga kargadır bülbül de bülbüldür, kaktüs kaktüstür sümbül de sümbüldür.Bu gün dünyada bütün hakızlıklar kendilerine medeni dediğimiz devletler tarafından yapılmaktadır.Hele orta doğu bölgesi bu medeni devletlerin en acımasız rant savaşı yaptığı bir bölge.Adam okyanus ötesinde,ama orta doğuda hak iddia ediyor.Adam avrupa'da bu bölgede hak iddia ediyor.Bu haksız politikaları ancak bölgesinde ve dünyada güçlü TÜRKİYE önler.Yeniden güçlü Türkiye'yi ancak yüksek ideal sahipleri ve onlara destek olanlar kuracaktır.Saygılarımala...
TUNALIM...

TÜRKİYE'DE TERÖRÜ BİTİRECEK DEVLET ADAMI YOK..

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   

 


Terörü besleyen bir ülkeyle işbirliği yaparak terör asla bitirilemez” diyen Prof. Dr. Haydar Baş, “bizde devlet adamlığı vasfı terörü çözebilecek nitelikten uzak kaldığı için her gün maalesef evlatlarımızı şehit vermekle bu işin faturasını ödüyoruz” dedi

Bir günde 10 askerin bölücü terör tarafından şehit edilmesi üzerine açıklama yapan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş son günlerde iyice artan ve hemen her gün şehit verdiğimiz PKK terörünü değerlendirdi. Terörün nedeni ve çözümü üzerine analizlerde bulunan Prof. Dr. Baş Çekiç güce dikkat çekti. BTP Genel Başkanı 1991 yılında Güneydoğu’da konuşlandırılan Amerika Birleşik Devletleri’yle İngiltere askerlerinden oluşan Çekiç Gücün terörün en büyük destekçisi olduğunu hatırlattı. Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Biz Hatta o zamanlar şu yorumu yapmıştık; ‘Burada bunlar maalesef terörist yetiştirecekler ve Türkiye’nin başını belaya koyacaklar.’ O günün siyasileri bizi dinlemişse de kulak arkasına attılar. Bugün olan budur. Dün adam Çekiç Güçle yaptığı hareketi taa okyanusun ötesinden gelerek Irak’a yerleşti, Kuzey Irak bölgesini ele aldı, burada bunu yapıyor. Bakın Irak’ın coğrafyasına ABD’nin işgal güçleri girdikten sonra terör olayları hızını arttırmıştır. Bunu niye görmüyoruz? Bataklık orada evvela bu bataklığın kuruması lazım.”

ABD işbirliğiyle terör bitirilemez

Hükümetin teröre karşı tedbir almak için Amerika’yla yaptığı görüşmelere dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Baş, “terörü besleyen bir ülkeyle işbirliği yaparak terör bitmez” dedi. BTP Genel Başkanı şunları söyledi: “İstihbarat ittifakı yapıp ondan işbirliği ile beraber haber alacaksın, terörün önüne geçeceksin. Bir takım destek alacaksın, terörü önleyeceksin. Bu derece acizlik olmaz. Bu derece bir insanın teslimiyeti olamaz. Bunlar hiç bir şey yapamazlar, bu mantıkta olan sivil de hiç bir şey yapamaz, asker de hiç bir şey yapamaz.”

Çözüm üretmekte aciz kalınıyor

PKK terörünün en büyük destekçisi dediği Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı hükümetin somut bir tepki ortaya koyması gerektiğini ifade eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Burada bizim aleyhimize irade kimdir? Doğrudan doğruya karşınıza alacaksınız. Seni karşısına alabilir mi? Alması mümkün değil. Niye? İki tane dev gücü karşısına almış olacak. Birisi İran, diğeri Türkiye... Bu topraklara bir adım atamazsın. Bunun hesabını ABD yapmıyor mu? Yapıyor. Ama bizde devlet adamlığı vasfı maalesef bu tür problemleri çözebilecek nitelikten uzak kaldığı için her gün evlatlarımızı şehit vermekle bu işin faturasını ödüyoruz.”

Barzani Türkiye’yle dalga geçiyor

Terör örgütünün bir diğer destekçisi olarak Peşmerge lideri Mesut Barzani’yi işaret eden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, bu şahsın Dışişleri tarafından Ankara’ya davet edilmesini eleştirdi. Prof. Dr. Baş, “Bakıyorsun Kuzey Irak bölgesinde bir Kürt devleti kuruluyor, o oluşumun başını bizim hariciyemiz Türkiye’ye davet ediyor. Yahu bu adam sıradan bir adam, hariciye vekiliyle beraber oturuyor bölgenin meselelerini istişare ediyor müzakere ediyor. Önüne geçtiler mi? Yok. Adam safını belirlemiş hem senin prestijinle oynuyor hem de seninle dalga geçiyor” diye konuştu.

Siyasiler gerekeni yapmıyorlar

“Terörü bitirmek için önce bataklık kurutulmalı” diyen Prof. Dr. Haydar Baş AKP hükümetine şu tavsiyelerde bulundu: “Türkiye bunun önüne geçecekse bataklıkları kurutması şarttır. Hatırlıyorsanız Tansu Hanımın başbakanlığı döneminde çok ciddi tedbirler alındı. Terör tamamen kurutulmuştu, önüne geçilmişti. Ama al gülüm ver gülümle değil. Güreş Paşayla beraber ciddi bir işbirliği yaptılar, terörü sildi süpürdüler. Şimdi sen bu konuda hiç kimseyle anlaşmıyorsun. Askerinle anlaşmıyorsun, hariciyenle anlaşmıyorsun nasıl yapacaksın, bu işi halledeceksin? Hiç bir türlü halletmen mümkün değil.”

TERÖR ÖNLENEMİYORSA!  

Teröristler dağdan inerken törende karşılandıktan sonra, şehit cenazelerinde artış devam etmektedir. Son Hakkâri saldırısı göstermektedir ki terörü önlemede hükümet başarılı olamamış; yapılan kanuni düzenlemeler, açılımlar, icraatlar, terörü daha da arttırmıştır...

Bu ifadelerle gayemiz sadece birilerini eleştirmek değil, çözüme yardımcı olmaktır.
Gerek sivil, gerek askeri otoriteler, gerek hükümet, gerek meclis içi gerek, meclis dışı muhalefet, gerek kanaat önderleri, gerek fikir adamları; toplumsal mutabakatla milli bir uzlaşmaya gitmelidir. Oluşacak bu uzlaşmada sadece hükümetin seçeceği kimseler değil bu konuda çözümü ve fikri olan herkesin görüşüne yer verilmelidir.

Devletin bekası milletin selameti hakkında duyarlı ve milli çözümü olan Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın fikir ve önerilerine mutlaka önem verilmelidir.

Olayların tırmanışı, akan her damla şehit kanının ve şehit yakınlarının gözyaşlarının mutlaka dindirilmelisi gerekmektedir…

Akan her damla kan ve gözyaşı, aynı zamanda ulusal bütünlüğün de zafiyetinin göstergesi olarak algılandığı takdirde asıl tehlike işte o zamandır…

Şu bir realitedir; suçun tırmanışı, ya cezanın yetersizliğiyle, ya da mücadelenin yetersizliğiyle alakalıdır. Evet, şu gerçek artık göz ardı edilemez; hem ceza yetersiz kalmakta, hem de mücadele yetersiz kalmaktadır. Burada kahraman Türk askerine verdiği mücadele hakkında söz söylemeye kimsenin hakkı yoktur. Onlar üzerine düşenleri eksiksiz yerine getirmektedir... Çünkü en kıymetli varlıkları olan canlarını seve seve vermektedirler.

Meydanda başarısız bir durum varsa; siyasi otorite mutlaka sorgulanmalıdır. Dünya kadar açılım yaptınız, dünya kadar kanunlar çıkardınız, dünya kadar uygulamalar yaptınız; netice olarak terörü bitiremediniz. Akan kan ve gözyaşlarını dindiremediniz.
Gerek devleti, gerek milleti, her türlü tehditle karşı karşıya getirdiniz. Artık ülkenin hiçbir yeri güvenli değildir…Sorumlular bunun hesabını açık ve net olarak vermek zorundadır.

AB ve ABD dayatmalarıyla çıkardığı kanunlar ve uygulamalara; sözde bilgi, istihbarat ve güç paylaşımlarına rağmen, terör daha da tırmanmışsa demek ki terör önlenmek yerine teşvik almıştır!

Haberleşmesi, istihbaratı, bankaları, kamu kurumları, madenleri, yeraltı ve yerüstü kaynakları yabancılara, küresel güç odaklarına teslim edilmiş… Rotasını, eksenini kaybetmiş; topraklarında gözü olan devletlerle sözde müttefiklikler kurmuş, düşmanlarının tehdit algılamasını göz ardı etmiş, yargısı ve ordusu yıpranmış bir devlet yapısının terörle ve diğer sorunlarla nasıl baş edebileceği ciddi olarak sorgulanmak zorundadır…
Görünen köy budur, kılavuza ne gerek var!
TUNALIM...

BATININ EMİR ERLERİ ''EKSEN'' DEĞİŞTİREMEZ.

Genel Trackbackler (0) Yorumlar (1)   


Türkiye’nin dış politikada Batıdan koparak Doğuya kaydığı iddialarının gündem saptırmadan başka bir şey olmadığını belirten Prof. Dr. Baş, “ABD’nin emir erliğine soyunanlar eksen değiştiremeye cesaret edemezler” diye konuştu.

AKP Hükümetinin Yeni Osmanlıcılık Projesi kapsamında Ortadoğu’da attığı yeni adımlar ve dış politikada eksen kayması üzerine Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’tan dikkat çekici bir analiz geldi. Memleketi Trabzon’da açıklama yapan BTP Genel Başkanı, önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e yönelik sert eleştirilerini değerlendirdi. Prof. Dr. Haydar Baş, “Yapılacak iş parti toplantılarında tribünleri coşturarak açıklamalar yapmak değil, İsrail ile yapılan anlaşmaları iptal etmektir” dedi. BTP Genel Başkanı, şöyle konuştu: “Su anlaşması, istihbarat anlaşması, askeri işbirliği, askeri tatbikat ve askeri eğitim anlaşması yapılmış. Madem sen bu adamlarla iyi geçinemiyorsun, ‘hadi bunları iptal et. Ben seni kabul etmiyorum’ de. Dahası sen İsrail’in bir sürü şirketini Anadolu’da söz sahibi yaptın. Ve bu İsrail firmaları ile senin akrabaların, yandaşların işbirliği, ortak iş yapıyor. Bu firmalar sıradan şirketler değil. Dünyanın en zengin firmaları yanında yakınların iş yapıyor. Türkiye’de altın madenini işleten İsrail firmaları... Şimdi buna Sayın Başbakan ne diyecek? Sayın Başbakan’a en fazla destek olanlar orada... Akrabaları, hısımları orada. Kalksın, onları kovsun. Niye bunları yapmıyor? Bütün bunlar devam edecek, ‘İsrail’e karşıyım’ diyecek.”

Bunlar ‘eksen’ değiştiremez

Son günlere damgasını vuran eksen kayması da Prof. Dr. Haydar Baş’ın gündemindeydi. Türkiye’nin dış politikada Batıdan koparak Doğuya kaydığı iddialarının gündem saptırmadan başka bir şey olmadığını belirten Prof. Dr. Baş, şöyle konuştu: “ABD’nin emir erliğine soyunmuşsun, eksen kayması yapacaksın. Böyle bir cesaretin sende olması mümkün mü? Sen bir İran olayında gece yarısı kalkıyorsun, ABD Başkanı’nı arıyorsun ‘evet’ ya da ‘hayır’ oyunu ona göre belirliyorsun. Şimdi kime, ne anlatıyorsun. Bunlar olacak işler mi?”

Hükümet Irak işgaline destek verdi

Bu açıklamalardan sonra sözü son günlerde Başbakan Erdoğan’ın Irak’taki duruma ilişkin yaptığı açıklamalara getiren Prof. Dr. Haydar Baş, AKP Hükümeti’nin Irak işgaline aktif destek verdiğini söyledi. Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “TBMM, 1 Mart 2003’te tezkereyi kabul etmedi. Hükümet, iktidar gücüne güvenerek ABD’nin nesi var, nesi yok karadan, havadan, denizden Irak’a geçmesine müsaade etti. ABD Çöl Fırtınası adını verdiği savaşta ciddi bir mağlubiyeti yaşamak üzere iken, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell Türkiye’ye geliyor, hükümetle anlaşıyor ve Türkiye’nin kapıları ardına kadar ABD kuvvetlerine açılıyor. ABD uçakları İncirlik Üssü’nden Irak’a tam 4500 sorti yaptı. Yetmedi, o günlerde Başbakan Erdoğan ABD gazetesine yazdığı makalede “Amerikan askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmesi için dua ettiğini” yazmıştı. Şimdi bütün bunları sen yapacaksın, ondan sonra da Irak’ta ölen çocuk, bebek, yaşlı, kadın ve gençten dem vuracaksın.”


İLK HAMLEYİ İRAN YAPABİLİR


BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “ABD – İsrail ikilisi İran’a saldırma konusunda kesin kararlıysa, İran savaşı kendi topraklarından uzaklaştırmak için Gazze’ye gönderdiği gemilerle ilk hamleyi yapmak isteyebilir” dedi.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, İran’ın Gazze’ye insani yardım amaçlı gemi gönderme kararını değerlendirdi. Bu adımın muhtemel İran savaşını başlatabileceğini ifade eden Prof. Dr. Baş, uluslararası sularda çıkabilecek böylesi bir savaşın İran ve İsrail’i nasıl etkileyebileceğini değerlendirdi. Prof. Dr. Haydar Baş, AKP hükümetinin Ortadoğu’da üstlendiği yeni rolle ilgili olarak da çarpıcı açıklamalarda bulundu. İran’ın Gazze’ye insani yardım gemisi gönderme kararını değerlendiren Prof. Dr. Baş, oldukça dikkat çekici açıklamalar yaptı. “İsrail tıpkı Türk gemisi Mavi Marmara’ya yaptığı gibi İran gemilerine de saldırırsa savaş çıkabilir” diyen Prof. Dr. Haydar Baş, böyle bir savaşın patlak vermesinin kimseye faydası olmayacağını söyledi.

Vicdanı olan kimse duyarsız kalamaz

Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeleri değerlendiren BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş konuşmasında Filistin’deki İsrail zulmünü değerlendirdi. BTP Lideri şöyle konuştu: “Filistinlilerin öteden beri o coğrafyada Yahudilerin elinden çekmediği kalmadı. Kalbinde zerre kadar duygu, merhamet taşıyan ve vicdanı olan bir insanın bunlara duyarsız kalması asla mümkün değildir.”

Savaş kimseye fayda getirmez

İran’ın Gazze’ye insani yardım gemisi gönderme kararını değerlendiren Prof. Dr. Baş oldukça dikkat çekici açıklamalar yaptı. “İsrail tıpkı Türk gemisi Mavi Marmara’ya yaptığı gibi İran gemilerine de saldırırsa savaş çıkabilir” diyen Prof. Dr. Baş, önce bir temennisini şöyle dile getirdi: “İnşallah böyle bir şey olmaz. Şu andaki savaşların hiçbir millete ve de devlete faydası yok. Çünkü kullanılan silahlar öyle basit silahlar değil.”

İlk hamleyi İran yapabilir

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, uluslararası sularda çıkabilecek muhtemel bir savaşın İran ve İsrail’i nasıl etkileyebileceğini değerlendirdi. BTP Lideri, “Eğer ABD – İsrail ikilisi İran’a saldırma konusunda kesin kararlıysa, İran savaşı kendi topraklarından uzaklaştırmak için ilk hamleyi yapmak isteyebilir” dedi. Prof. Dr. Baş, şöyle konuştu: “Şimdi burada sorulacak soru, ‘İran bu riski göze alarak savaşa girer mi?’ sorusudur. Şayet ABD ve İsrail İran’a vurmak konusunda yüzde yüz kararlıysa ve bu kararlılığı İran istihbarat yoluyla tespit etmişse yapılacak olan en güzel iş böyle bir eylemle savaşı başlatmaktır. Yani bu savaşın uluslar arası sularda kabul edilmesi tehdidin İran coğrafyasının dışına taşınması demektir. Aksi takdirde İran coğrafyasında başlayacak olan savaşta İran’ın tamamı bitebilir. Çünkü bunlar kara kuvvetleriyle İran’a müdahale edecek değiller, hava kuvvetleriyle müdahale edecekler.”

İran, İsrail’e saldırı bahanesi vermemeli

Bu kritik öngörüyü yapan Prof. Dr. Haydar Baş, İsrail’e bir saldırı bahanesi vermemek için İran’ın Gazze’ye gidecek gemilere devrim muhafızlarını almaması gerektiğini söyledi.

BTP Genel Başkanı, şöyle konuştu: “Savaş başladıktan sonra artık devrim muhafızları ya da hava, deniz ve kara kuvvetleri devreye girer. Ama Devrim Muhafızları gemilerde bulunursa ‘demek siz savaş çıkartmaya gidiyorsunuz’ denerek dünya kamuoyunda eksi puan alınabilir. Onun için dünya kamuoyunu ikna etmeleri açısından bence Devrim Muhafızlarını gemiye almamalarında fayda var.”

İktidar neyin cakasını satıyor?

Ortadoğu’yu bekleyen yeni kriz üzerine yukarıdaki analizleri yapan Prof. Dr. Haydar Baş, İsrail’in Türk gemisine saldırıp 9 vatandaşımızı öldürmesinden sonra Başbakan Erdoğan’ın yaptığı sert açıklamalarını da değerlendirdi. BTP Genel Başkanı, şöyle konuştu: “Bunun akabinde iktidar neyi kazanmışsa onun bayramını yapıyor. İşte her yere gidiyor, şunu yaptık, bunu yaptık, diyorlar. 9 tane insanımızı denizin ortasına attılar şimdi de bunun cakasını satıyorlar. Ben bu iktidarı hiç anlamış değilim.”
TUNALIM...

DÜNYA KURTULUŞU TÜRKİYE'DEN BEKLİYOR!...

Genel Trackbackler (0) Yorumlar (4)   
flas 




Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Biz diğer siyasiler gibi gittiğimiz ülkenin rengine boyanmayız, onları kendimize bağlarız. Bütün dünya hem maddesiyle hem de manasıyla tıkandı. Bütün dünya bu kurtuluşu Türk milletinden bekliyor” dedi.


Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Türkiye’ye yön veren siyasi partiler üzerine dikkat çekici bir analiz yaptı. Kilis’te düzenlenen bir programda konuşan Prof. Dr. Haydar Baş, önce Türkiye’deki partilerin nasıl kurulduğuna dair bir tespitte bulundu. Türkiye’de kurulan partilerin pazarlığı Türkiye’nin sınırlarının çok ötesinde yapıldığını dile getiren BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “Şimdi bir parti kurulurken maalesef Türkiye’nin hudutları dâhilinde kurulmuyor. Bunun pazarlığı çok ötelerde yapılıyor. Kimi anlaşıyor. Ben filan yere gittim, icazeti aldım. Mutlaka iktidar olacağım, diyor. Sanki milletin üzerinde bir irade var. Bu iradeyle pazarlık yapılıyor ve meydanlara çıkılıyor” şeklinde konuştu.

Siyasetçi tekemmül etmeli
Türkiye’nin siyasi arenasında yukarıda bahsettiği durumun tek istisnasının Bağımsız Türkiye Partisi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, siyasetçi nasıl olmalı sorusuna şöyle cevap verdi: “Biz dikkat ederseniz her gün yeniden tazelenerek sizlerin huzuruna çıkıyoruz. Cumhuriyet tarihinde hodri meydan deyip, ‘ey milletim ne istiyorsanız sorun’ diyen bir lider gördünüz mü? Bunu derken bizim noksanımız yok mu, elbette var. Yanlışımızda olabilir. Ama biz eğer noksanımız varsa bu süreçte onu tamamlıyoruz. Yanlışlarımız varsa görüp, düzeltiyoruz. Bu tekemmül etmektir. Siyasetçinin görevi de budur. Sen bunu yapmadıktan sonra milletine, vatanına ve devletine asla hizmet edemezsin. Mesela merhum Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatına bakın bu süreç bunda kemaliyle mevcuttur. Biz de Türkiye’de biz hizmet yapmak istiyorsak yapacağımız iş, "senin izindeyiz demek lafta değil" onun yaptığını hayata geçirmek olacak. Biz bunu yapmaya varız siz de benimle olmaya var mısınız?”

Siyasiler milletin derdiyle dertlenmeli
Bu milletin derdini dert edinmeyen partilerin çözüm ortaya koymasının ve proje üretmesinin mümkün olmadığını söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Hal böyle olunca onlara Meclis’te kavga etmekten başka iş kalmıyor” dedi. BTP Lideri şunları söyledi: “Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iç politikada diyecek bir şeyi yok ki. Niye? Avrupa Birliği önüne bir program vermiş.
A’sından Z’sine kadar bunu uygulamaya mecburdur. O şimdi program, proje ve plan olarak meclise bunu getiriyor. Dış politikada da okyanusun ötesinde bir irada iktidara diyor ki; sen bunu yapacaksın. Muhalefete de diyor ki; Sen bu rolü oynayacaksın. Şimdi ikisi de aynı merkezden emir alıyor. Bunlar nasıl birbirine karşı gelsinler? Yani fikir olarak, program olarak, tez olarak bir şey ortaya koymaları mümkün değildir. Yapacakları o zaman gürültü çıkarmaktır.”

Çözüm üreten tek parti BTP
“Şu anda çözüm ortaya koyan proje üreten bir tek parti var o da Bağımsız Türkiye Partisi’dir” diyen Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “Her şeyiyle donanmış, milletinin, devletinin, vatanının menfaatlerini millet adına, memleket adına, devlet adına yapıp milletin huzuruna çıkan tek bir parti var. -nce ilim adamlarıyla beraber bu meseleleri tartıştık. İşte eserlerin bir tanesi Sosyal Devlet " Milli Devlet. Arkadaşlar aylarca çalıştık bu eseri meydana getirdik. Diğeri Milli Ekonomi Modeli’dir. Yani biz diğer siyasiler gibi gittiğimiz ülkenin rengine boyanmayız. Hele uçakta olduğu gibi onların Katolik nikâhıyla oraya bağlanmayız, onları kendimize bağlarız. Bunu yapmaya da mecburuz çünkü bütün dünya hem maddesiyle hem de manasıyla tıkandı. Kurtuluş bekliyor. Bütün dünya Türk milletinden bu kurtuluşu bekliyor. Yahu hocam sen bu kadar mı iddialısın? Vallahi de iddialıyım billahi de iddialıyım. Ben size Avrupa’yı da Amerika’yı da geçeceğiz dediğimde hayalden konuşmuyorum. Türkiye’nin yetkili makamları Almanya’nın Bonn üniversitesinden Hasankeyf için proje istiyorlar. Ne diyor Bonn üniversitesi? Biz projeleri Haydar Baş’tan aldık gidin ona sorsanıza, diyor. Şu işe bak.”...

SELAM OLSUN GERÇEK İDEALİSTLERE

Gaziantep Ekoanaliz programında Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkan Yardımcılarından ilahiyatçı yazar Mehmet Emin Koç, yaptığı konuşmada Milli görüşün özellikle yurtdışı faaliyetlerinde dinler arası diyalog kervanına katıldıklarını, camilerde barış mumlarının yakıldığı, hahamlı papazlı toplantılar düzenlendiği, İbrahimi dinler diye saçma bir projede yer aldıklarını, bazı broşürlerde Hz. İbrahim’in Kâbe yakınında bulunan makamı İbrahimi sembolize eden maketinin altında siyon yıldızı, haç ve hilal figürlerine yer verildiğini belgelerle açıkladılar.

Bu arada dileyicilerden 30 senedir milli görüş geleneğine hizmet eden bir vatandaş; bu iddiaların ispat edilmesi halinde partisinden istifa edip Bağımsız Türkiye Partisi saflarında mücadele vereceğine dair açıklamada bulundular.

Bunun üzerine Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş seneler önce Milli görüşün lideri ile bu konuda yapılan bir görüşmeyi, Genel Başkan Yardımcılarından Opr. Dr. Ahmet Hamdi Kepekçinin anlatmasını istediler.

İlk defa kamuoyuna açıklanan bu görüşmenin detaylarından çok yapılan görüşmenin can alıcı noktasına değineceğim. Sayın Milli Görüş Liderinin Sayın Hamdi bey ve ekip arkadaşlarına kullandığı “Eskiden bizde sizin gibi idealisttik. Baktık olmadı geçtik o tarafa” sözü çok manidardır.

Bu sözü şu an toplumun bir çok kesiminde; eski ülkücülerin, eski milli görüşçülerin, eski mücahitlerin, eski bilmem ne hizmetlerinde bulunan eski sözde idealist kimselerin ağzından sıklıkla duymaktayız.
Bu söz sıradan bir söz değildir.
Bu söz bir zafiyetin ürünüdür.
Bu söz bir saf değiştirmenin, ispatıdır.
Bu söz iman ve ideal bunalımının söz konusu olduğunun delilidir.

Bu sözü kullananlara baktığınız zaman, o kişileri zamanın ve şartların aşındırdığını, yıldırdığını; o kişilerde yüksek ideallerin yerini menfaat ve çıkar ilişkilerinin aldığını, fikir ve inanç zafiyeti içerisinde bulunduklarını açıkça görürsünüz…

Gerçek ideal sahiplerinin bulundukları konumu terk etmeleri, ancak ve ancak taşıdıkları ideallere ulaştıkları zaman gerçekleşebilmelidir. Aksi taktirde, gerçek ideal sahiplerinin taşıdıkları ideallere ulaşmadıkları takdirde ne davalarından ne de fedakârlıklarından vazgeçmelerinin mümkünü yoktur. Bu yolda çektikleri her çile ancak ve ancak onların azmini arttırır.
“Eskiden bizde sizin gibi idealisttik.” Sözü aslında o kimselerin ne geçmişte ne gelecekte idealden nasiplerinin olmadığının da ispatıdır.

Değerli dostlar, dünüyle bugünüyle gerçek idealist Prof. Dr. Haydar Baş Bey’in idealleri karşısında hayran kalmamak mümkün değildir. Çünkü O, sözde değil özde idealist bir insandır.
Ne diyelim bizden selam olsun gerçek idealistlere…
U.Kepekçi-TUNALIM..

TÜRK EKONOMİSİNİ DORUĞA TAŞIYACAĞIZ

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   


Haydar Hoca avutmaz, ağlatmaz, güldürür ve sevindirir. İş ve aş sahibi yapar” diye konuşan BTP Lideri, “İktidarımızda Türk ekonomisi doruk noktaya ulaşacak” dedi.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, İstanbul’da katıldığı partisinin Sultanbeyli kongresinde küresel kriz ve çözüm yolları üzerine önemli açıklamalarda bulundu. Dünya ülkelerinin krizden çıkmak için Milli Ekonomi Modeli’ndeki projeleri hayata geçirmeye başladığını anlatan Prof. Dr. Haydar Baş, Bush yönetiminin tüketici kesimi canlandırmak amacıyla Amerikan kongresinden geçirdiği 167 milyar dolarlık kurtarma paketini ve yeni başkan Obama’nın dile getirdiği ekonomik görüşlerini hatırlattı. Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Benim sosyal devlet projesinde ifade etmeye çalıştığım bütün projelerimi Amerika Birleşik Devletleri aldı, kendisi uygulamaya koydu. Biz, ‘Haydar Hoca bunu yapamaz’ dedik, ‘bunu beceremez’ dedik, ‘atıyor’ dedik. Ama şimdi Amerika Haydar Hoca’nın dediklerini hayata geçiriyor. Ve o tarihte Sayın Bush’a Barack Obama –yeni seçilen Devlet Başkanı- ‘Sayın Bush bu senin projen değil, Haydar Hoca’nın projesidir. Bunu sen aşırdın” dedi. Bir de baktık ki Barack Obama da bir başka yerden aşırıyor.”

Çin ve Rusya tezimizi uyguluyor

Şimdi Rusya ve Çin’in de kendi görüşlerinden yola çıkarak politikalar ürettiğini belirten Prof. Dr. Baş, Rusya Bilimler Akademisinden Prof. Dr. Victor Minin’e “Amerika’da çöken ABD’nin parası değil, çöken sistem. Kapitalizm çökecek bunu hep beraber yaşayacağız. Ama parasının çökmesini istiyorsanız Rusya’nın devreye girmesi lazım” dediğini hatırlattı. Kendisiyle görüşen Rus bilim adamının Moskova’ya dönmesinden kısa bir süre sonra Rusya ile Çin arasında yeni bir ticaret anlaşması imzalandığını belirten BTP Genel Başkanı bu anlaşmanın içeriğine vurgu yaptı. Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “Bundan sonra iki devlet arasında yapılan mal mübadelesinde kullanılacak olan para, tedavüldeki para her iki devletin parası olacak. Rusya kendi malını sattığı zaman Çin’den kendi parasını isteyecek, Çin, Rusya’ya malını sattığı zaman Rusya’dan kendi parasını isteyecek. Yani Haydar Baş’ın tezi Çin’de ve Rusya’da uygulanmaya başladı.”

Türk ekonomisini doruğa taşıyacağız

BTP Genel Başkanı Sultanbeyli’de kalabalık bir topluluğa yaptığı konuşmasında “bizim iktidarımızda Türk ekonomisi doruk noktasına ulaşacak” dedi. Dünya ülkelerinin uygulamalarının ardından şimdi AKP hükümetinin de sosyal yardım paketi adı altında Milli Ekonomi Modeli’nden alıntılar yapmaya başladığını söyleyen Prof. Dr. Baş, “geçmişte bize kaynak nerede diye soranlar şimdi hükümete niye sormuyor” diye konuştu. BTP Genel Başkanı şunları söyledi: “IMF’den faizle kredi alacaksın. Milleti boğazına kadar borca batıracaksın. Seçim yatırımı için bir iki kandırmaca, 15 YTL, 25 YTL, 35 YTL gibi çocukça rakamlarla milleti aldatacaksın. Yağma yok. Sen şimdi Avrupa’ya giderken Katolik nikâhıyla oraya nikâhlanırsan, İslam medeniyetinin nimetlerinin kıymetini anlamaz ve işin de farkına varamazsın.”

Deccal fitnesine dikkat edin

Yaz başından bu yana yurdu karış karış gezdiğini, her kesimin çok zor günler geçirdiğini anlatan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “ülkeyi bu krizden çıkaracak planı ve programı olan tek parti biziz” dedi. Vatandaşlara “aman deccal fitnesine dikkat edin” uyarısında bulunan Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Deccal ‘yanlışa doğru, doğruya yanlış’ der. Konuşur, inandırır seni. Ben şimdi burada konuşuyorum, deccal fitnesine sahip bir tanesi gelsin hemen sizi aleyhime çevirir. Niye? Şeytan kanı var onda.. Deccalin fitnesi onda da ondan. Sakın bunlara kanmayacaksınız. Sakın ha! Filan siyasetçiyle beni karıştırmayın. Onlar iki kere ikinin dört ettiğini bilmez. Onlar deccalin fitnesinden geliyor. Yalan konuşmasını bilir, aldatmasını bilir, avutmasını bilir. Haydar Hoca öyle değil. Haydar Hoca avutmaz, ağlatmaz, güldürür ve sevindirir. İş ve aş sahibi yapar. Sizi düşünen, sizinle beraber olan, sizin gibi ayağı yalınayak toprağa basmış, çobanlık yapmış ve esnaflık yapmış Haydar Hocanızla beraber.
http://www.btp.org.tr/index.php?sayfa=icsayfa&sirano=1618
TUNALIM...

ANTEP HARBİNDE İŞBİRLİKÇİLER - GAZİANTEP'İN KURTULUŞ DESTANI

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   
ANTEP HARBİNDE İŞBİRLİKÇİLER

Kurtuluş mücadelesinde Antep savunmasının çok büyük önemi vardır.
M. Kemal Atatürk’ün; "Ben Antepliler’in gözlerinden nasıl öpmem ki? Onlar yalnız Antep’i değil Türkiye’yi de kurtardılar" sözü, sağlanan bu başarının büyüklüğünü göstermektedir. Elde edilen her değerin kıymeti, o değerin elde edilmesi için ortaya konan gayretle doğru orantılıdır. O zaman kazanılan zaferlerin mutlaka arka planı, öncesi ve sonrasının bilinmesinde de çok büyük faydalar vardır. Bu sayede elde edilecek kazanımlar yeni nesiller arasında milli tarih bilincini artıracak, milletimizin aidiyet duygusu gelişecek, neticesinde de milletin ve devletin bekası sağlanmış olacaktır.

Bugün yaşamakta olduğumuz toprakların, yabancılar tarafından silahla değil ama, kültürel, ekonomik ve siyasal anlamda işgalinin eşiğine getirilmesindeki en büyük etken, tarihte yaşananların yeni nesiller tarafından bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Sözde Ermeni soykırım yaftası ile sürekli başımızı ağrıtmak isteyen şer güçler; Antep’te, Kilis’te, Maraş’ta aldıkları dersten uslanmamış olsa gerek ki, hala tarihi gerçekleri çarpıtmakla meşguller. Hem de sözüm ona içimizden birilerini kullanarak…


Önceki makalemizde de değindik; her ne kadar biz onlara iyi niyet gösterisinde bulunmuşsak da Ermeniler her fırsatta, düşmanlarımızla işbirliği yapmış, bizi arkadan vurmaya çalışmışlardır. Antep Harbi bunlardan en önemlileridir. Yaşanan olaylardan bir kesit aktarmaya çalışalım;


“İngiliz işgali ile beraber savaş sırasında Suriye ve Irak’a tehcir edilen Antep’li Ermenilerde kente geri gelmeye başladılar. Bunlara, Anadolu içlerinden özellikle Sivas’tan, Kayseri’den ve bir kısım bazı doğu illerinden Suriye’ye sürülmüş olup, asayiş sorunları dolayısıyla yurtlarına dönemeyen Ermenilerde katıldı. Yerli ve yabancı 50 000’e yakın Ellilik Ermeni dedikleri yabancılar, Türklere karşı müthiş bir kin ve düşmanlık besliyorlardı. Üstelik bu duygularını fütursuzca, sebepli sebepsiz her yerde açığa vurmaktan çekinmiyorlardı.” (Antep Harbi/Birol Güngör)

“İngilizler Ermenilerinde desteklerini alarak şehirde istedikleri uygulamayı yapıyor, istediğini tutukluyor, isteği işyerlerini kapatıyor, Antep’liye reva gördüğü bütün uygulamaları hak hukuk tanımadan yerine getiriyordu. Aslında; İngiliz Ermeni işbirliği sayesinde yapılan bu haksızlıklar aynı zamanda Antep’linin gönlünde direniş ateşinin de yavaş yavaş tutuşmasına vesile olmaktadır.” (Antep Harbi/Birol Güngör)

Ermeni işbirlikçiler, Antebi İngilizlerin Faransıza teslim etmesinden sonra da düşmanla birlikte hareket etmişlerdir.

”29 Ekim 1919 tarihinde İngiliz ordusunun Antep’te ki son bağlantı Subayı Binbaşı Melis, bir taraftan Antep’i boşaltırken, Fransız Birlikleri de Antep-Kilis yolu üzerinden kente giriyorlardı. Yöredeki bin yıllık Türk tarihinin belki de en karanlık dönemi başlıyordu. Ermeni çetelerinden devşirme Lejyon birlikleri ile takviyeli Fransızların kentte ortaya çıkması, Türklerde büyük bir korku ve tepkilere yol açarken, Ermeni toplumunda ise ölçüsüz sevinç gösterilerine neden oldu.”(Antep Harbi/Birol Güngör)

Her anı kahramanlıklarla dolu geçen 10 ay 8 günlük bir sürede Antephalkı; her türlü açlık ve yoksulluğa rağmen dillere destan bir mücadele vermiş, 6000 evladını bu uğurda feda etmiştir. Ve fakat verilen tüm mücadelelere rağmen 8 şubat 1919 tarihinde teslim olmak zorunda kalmıştır. Antep’in yeniden Türkiye sınırları içerisine alınması ise hukuken 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşması ile sağlanabilmiştir. Fiili gerçekleşme ise 25 Aralık 1921 tarihinde tamamlanmıştır.

GAZİANTEP’İN KURTULUŞ DESTANI

1914 yılında, Birinci Dünya Savaşı başladığı zaman Gaziantep 83 bin nüfuslu bir Sancak merkezi idi. Birinci Dünya Savaşı sonunda 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi ile birlikte Antepliler ilk defa işgalle tanıştılar. Mondros mütarekesiyle güç bulan itilaf devletleri paylaştıkları topraklara sahip olmak için harekete geçtiler. 17 Aralık 1918'de İngilizler Antep'e girdiler.

Bir yıl süren işgalde, Fransızların istekleri doğrultusunda İngilizler Antebi 29 Ekim 1919 da terk ettiler. Fransızlar, hemen 30 Ekim de Antebe intikal ettiler. Ancak düzenli orduları 3 Aralık 1920 tarihinden itibaren gelmeye başladı.

İşgale katılan Fransız askerleri arasında bölgeden daha önce göç etmiş Ermeniler de vardı. Fransızlarla işbirliği yapan Ermeniler Anteplilere aklılara durgunluk verecek zulüm ve işkence yaptılar. Antep'i yaktılar, yıktılar ve 1920 yılının girişiyle savaş başlamış oldu.

Milletimize soykırım yaftasını yakıştırmaya çalışanların, pamuk kafalıların(!) Antep savunmasında Anteplilerin uğradıkları zulüm ve işkenceleri yakından incelemeleri neticesinde ulaşacakları sonuç “ asıl soykırımcıların Ermeniler” olduklarının gerçeğidir.

İşgal ve zulüm o kadar şiddetle devam etmekteydi ki; 11 ay gibi bir zaman diliminde açlık hüküm sürmüş ve cephanesiz kalınmıştı.

Fransız ve Ermeni çetelerinin hesap etmedikleri bir şey vardı o da; “Aziz Milletimizin en önemli karakterinin bağımsızlık” olduğudur. Antep savunmasında kadın erkek, yaşlı genç ve hatta çocuk denecek yaşta gazi evlatları mücadele vermiş, sonunda kurtuluşa ermişlerdir.

Şehir yakılmış yıkılmış 6000 vatan evladı şehit olmuş ama neticede düşman, tarih boyu unutamayacağı bir ders almıştır.

Bağımsızlık mücadelesi veren ulusların, özellikle de ekonomik, kültürel ve siyasal kıskaca alınan Türk ulusunun; Antep savunmasından alacağı çok dersler vardır. İşgalden kurtulmanın en büyük unsuru “kuvvayi milliye” hareketinin nasıl gerçekleştiğini, milletimizin en zor şartlar altında bile nasıl kahramanlıklar ortaya koydukları, mutlaka yeni nesillere öğretilmesi gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki üzerinde yaşadığımız vatan toprakları kolay kazanılmamıştır. Ülke topraklarının kazanılmasında, hemen her yörede “kuvvayi milliye” neferlerinin ayak izlerine ve kararlı mücadelelerine tarih tanıklık etmektedir.

Toprak parçalarımız; Fransız çetesinin anasının peçesine uzanan ele tahammül edemeyen Şehit Kâmillerin, işgalcilere aman vermeyen Karayılanların, nice adsız kahramanların, vatanını canından aziz bilen mübarek şehit ve gazilerin ortaya koydukları destansı mücadelesi neticesinde “vatan” haline gelmiştir.

Vatan mücadelesinde adlı-atsız birçok kahramanımızın yanında Şehit Şahinbey’in ortaya koyduğu kahramanlıkların ayrı bir önemi vardır. Özellikle Onun Fransız komutanına yazdığı mektup çok önemlidir. Bu mektup aziz milletimizin genel karakterini ortaya koymaktadır. Antepli Şahin Beyin Fransız Garnizonu Komutanlığına yazdığı mektup, tarihimizin şeref belgeleri arasındadır:

“Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresinde bir damla Türk kanı karışıktır. Her bucağında bir atanın mezarı vardır. Adı belli olmayan zamanlardan beri Türkler bu topraklarda yaşamaktadır. Türk bu topraklara bu topraklar da Türk’e ısındı, kaynadı.
Sade siz değil, bütün dünya bir araya gelse bizi bu topraklardan ayıramaz.
Sonra siz hiç ömrünüzde; “Türk esir yaşamaz” diye duymadınız mı? Namus ve hürriyet için ölüme atılmak ise bize ağustos sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir.
Sizler canı kıymetli insanlarsınız.
Çatmayın bize.
Bir an evvel topraklarımızdan savuşup gidin. Yoksa kıyarız canınıza.”
21 Şubat 1920 / Antepli Şahin” (Antep savunması)

Dün bu ruhu taşıyan Antepliler, bugün de aynı ruhu taşımaktadır.
Milletimize ve devletimize göz diken; dünün ve bugünün şer çetelerine ve Ermeni işbirlikçilerine duyurulur(!)

Uğur Kepekçi--TUNALIM...
http://www.ugurkepekci.com/modules.php?name=News&file=article&sid=738&mode=&order=0&thold=0
_________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..

TARİHTE ERMENİ KATLİAMLARI

Genel Trackbackler (0) Yorumlar (2)   





BU SAFHAYA (özüre) YAVAŞ YAVAŞ GELİNDİ... SONRASIDA VAR UYANIN...

HRİSTİYAN BATI ''SOYKIRIM YOK'' DEMEYİ BİLE SUÇ KABUL EDERKEN, DİNDAR C.BAŞKANIMIZ BİZDEN; İHANET İFTİRA VE HAKARETİ ve İDDİALARI ''OLGUNLUKLA'' KARŞILAMAMIZI İMA ETMEKTE



DİNDAR OLDUĞUNU AFİŞE EDEN AMA KÖKENİN KONUŞULMASINDAN NEDENSE RAHATSIZ OLAN
Gül yeşil ışık yakmıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül önceki gün yaptığı açıklamada, Türkiye’de her türlü görüşün açıkça tartışılabilmesinin “devlet politikası” olduğunu belirterek, “Özür Diliyoruz” kampanyasına itirazının olmadığını ima etmişti. Başbakan Erdoğan ise girimi mantıksız bulduğunu belirtmişti. Erdoğan şunları kaydetmişti: Herhalde onlar böyle bir soykırımı işlemiş olacaklar ki özür diliyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle bir sorunu yok.



Almanya´da Türklerin düzenlediği bir toplantıda Prof. Dr. Hasan Köni, "Ermeni meselesi" başlıklı bir konuşma yapmış ve şöyle demişti:
"Tehcir sırasında, yerinden olmamak için ´convert´olan yani Müslümanlığa dönen Ermeniler de var. Bunların kim olduğunu bilemiyoruz. Sayıları 300-400 bin kişi. Ayrıca dönmüş Museviler ve dönmüş Rumlar da var. Bunları maalesef Türkiye Cumhuriyeti kendi vatandaşlarını rahatsız etmemek için açıklamıyor. Belki de devletin içinde de yüksek rütbeye gelmiş Ermeni kökenli dönmüş insanlarımız var."

***

Hrant Dink, bir Ermenistan gezisinde oradaki muhataplarına "Siz 1.5 milyon kişiden bahsediyorsunuz. Oysa ayni dönemde yaklaşık 500 bin Ermeni, din değiştirip Türk olmuştu. Bunları neden dikkate almıyorsunuz?" diye sormuştu. Muhatabı da "Bu konunun gündeme gelmesi, davamıza zarar verir" cevabını vermişti.
Dink, bir yazısında Atatürk´ün manevi kızı Sabiha Gökçen´in yetim Ermenilerden olduğunu ve bu konuda elinde belgeler bulunduğunu yazmış ve kıyamet kopmuştu. Peki bu bilgiye ulaşan Dink, başka hangi bilgi ve belgelere ulaşmıştı. Acaba, Türkiye´de etkin noktalarda bulunan kaç kripto Ermeni vardı? Ve Hırant Dink´in öldürülmesinde, bu açıklamaların rolü var mıdır? Ayrıca, Hırant Dink´in bilgisayarının hard diski şu anda kimin elindedir?
K:Arslan BULUT





Türk'e ihya ettirilen, dönemin ihanet karargahı, simge Akdamar kilisesi..


Asala tarafından şehit edilen vatandaşlarımızdan bazıları..




90 lı yıllar hocalı katliamı.. Gözümüzün önünde yapıldı...........


Bosna - srebrenitsa daki soykırım sonrası açılan toplu mezarlar,
pAPANIN ve VATİKANIN BURNUNUN DİBİNDE HATTA GÖZETİMİNDE




..ve bir 29 Ekim Günü Teslimiyet imzası.. AB...

BU OLAYLARI BİZ 1999 YILINDAN BERİ ANLATMAYA ÇALIŞTIK

HAYDAR BAŞ 99 YILINDAN BU GÜNE " DİNİ ve MİLLİ BÜTÜNLÜĞÜMÜZE YÖNELİK TEHTİDLER "

" ERMENİ SOYKIRIM İDDALARINI RET VE ULUSAL BAĞIMSIZLIK MİTİNGLERİ "
   ''ALÇAKLARI KIRPIP KIRPIP AYDIN YAPMIŞLAR''
      Hoca Nasreddin’in fıkrasından ayın kırpılarak yıldız yapıldığını öğrenmiştik ama günün birinde alçaklardan aydın olabileceğini hiç düşünmemiştik.
Bir uğursuz, bir şom ağızlı terzi rastgele kesmiş ve alçaklardan güya aydın çıkarmış.
Halbuki adı üstünde alçak, çukur, ışıktan nasiplenemeyen ve aydınlığa kavuşamayan demektir.
Bir grup aydın Ermenilerden özür dileme kampanyası başlatmışmış.
Kampanyayı başlatan isimlere yaklaşıyor bir de fark ediyorsunuz ki alçakların önde gidenleri.
Bir kere alçaklara aydın demek hem aydınlığa hakarettir hem de ülkenin gerçek aydınlarına hakarettir.
Kendi etnik kökeni ne olursa olsun, içinde yaşadığı topluma, ekmeğini yediği devlete ihanet edenlere dünyanın hiçbir yerinde aydın demezler, hain derler, işbirlikçi derler, çanak yalayıcı derler…
Küresel tefecilerin, haçlı emperyalizmin dört koldan saldırıya geçtiği, Türk’ün kurtuluş savaşında yediği tokadın intikamını almak için yeniden “haçlı seferi” ilan ettiği bir dönemde onların ekmeğine yağ sürecek, işlerini kolaylaştıracak davranışlarda bulunanlara, kale kapsını içerden açanlara tarihin her devrinde olduğu gibi bugün de sadece hain ve iş birlikçi denir.
Hain ve iş birlikçilerin matematiksel değerleri de rakamın solundaki sıfırlarla eş değerdedir.
Meselenin fikir özgürlüğü ile, demokratik tartışma ortamı ile falan bir alakası yoktur. Kimse kimseyi kandırmasın.
Onurlu–şerefli bir torun, dedesinin arkasından, salam–sümük küfredilmesi,heybe heybe iftira atılması karşısında; “bu bir demokratik tartışma ortamıdır” deyip susmaz,susamaz.
Dedesinin hatırasına sahip çıkamayan, dedesinin tertemiz izzet ve şerefinin lekelenme gayretleri karşısında suskun kalan torun, kendi torunlarının geleceğini de karartan sefil bir adam durumundadır.
Dedesine iftira atanlara “buyurun meydan sizindir” diyenler, gelecekte de bütün meydanları iftiracıların hizmetine sunacaklar demektir.
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
“Hepimiz Ermeniyiz” diyerek kitleleri sokağa dökenlerin gazetelerindeki baş yazarlar–boş yazarlar bugün bu alçakça kampanyanın öncülüğünü yapıyorlar.
Sizce bu bir tesadüf müdür?
Herkes aklını başına almalı ve net tavrını ortaya koymalıdır.
Paspas gazetelerine aboneliğini sürdüren hacım da artık ya dedesinden ya da alçaklardan yana tavrını belirlemelidir.
Bir adam, bir kurum, bir basın–yayın grubu hem haçlılara, Soroslara hem de vatana–millete hizmet edemez, birine hizmet ediyorsa diğerine ihanet ediyor demektir.
Alçakları kırpmış kırpmış yıldız yapmışlar.
Yerseniz.... Aziz Karaca...
TUNALIM:..

IMF, 'GEBERİN'; MİLLİ EKONOMİ MODELİ, 'YAŞATACAĞIM' DİYOR

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   

İşte IMF’nin “krizden çıkış” için Türkiye’den istedikleri:
* 2009 büyümen sıfır olacak. Bütçe harcamalarında 8 ilâ 10 milyar dolar kısıntıya gideceksin.
* Gıda, ilâç, tekstil ürünlerinde KDV’yi yüzde 18’e çıkartacaksın.
* Maaşlarında artışa sebep olacak personel reformundan vazgeçeceksin.
* Sağlık harcamalarında kesintiye gideceksin.
Bütün bunları yaptığında ben de IMF olarak ey Türkiye sana 19 ilâ 25 milyar dolar “faizli borç” vereceğim.. IMF’nin son 50 yıl içerisinde 19’uncu kez dayattığı ve hükümetin, “Krizden kurtulacağım” diye kabul ettiği bu şartlar kelimenin tam anlamıyla  “Türkiye’nin batırılması” ve “Türk halkının sefalete mahkûm edilmesi”dir.
Niçin böyle söylüyoruz?
Çünkü IMF Türk halkının eli para, kursağı yiyecek, hastası ilâç bulamasın istiyor. IMF şu günlerde gemi korsanlığı ile şöhret bulan Somali’de de benzer bir program uygulamıştı. Somali kendine yeterli bir ülkeydi. IMF girdi, Amerikan müdahalesi bekler hale geldi.
IMF vasıtasıyla ABD Somali’ye girecek.. Afrika petrollerine el koyacak. IMF Raunda’da, Brezilya’da, Peru, Bolivya ve Rusya’da yıkımlara sebep oldu. Ve IMF Yugoslavya’da kanın gövdeyi götürmesi sonuçlarını doğurdu.
IMF nereye girdiyse önce o ülkenin yer altı ve yerüstü servetleri yabancıların eline geçti, halk fakirleşti ve bir müddet sonra  oraya Batılı güçlerin askerleri ayak bastı. Nitekim 2004 yılı Nobel Ekonomi Ödülünü alan ABD’li profesör Edwvard Prscott, “IMF ve Dünya Bankası dünya ekonomisine faydadan çok zarar veriyor” diyor ve ekliyor:“IMF ve Dünya Bankası hükümetlerin dış politikalarını uygulamalarını sağlayan araçlar olarak faaliyet gösteriyor. Bu kurumların kriz halindeki ülkelere borç para vermesi, bir kokain bağımlısına uyuşturucu vermesinden farksızdır!”
Gerçek bu olduğu için Sayın Haydar Baş,  “IMF güdümündeki bir politika ile krizden çıkış imkânsızdır” diye bas bas bağırıyor ve bunun sebeplerini bir bir açıklıyor amma kulak veren hani?
Mutabakata varıldığında IMF Türkiye’ye 25 milyar dolar borç verdi, diyelim. Türkiye bu parayı ne yapacak?
IMF’nin direktifleri doğrultusunda fabrika sahiplerine verilecek. Yani çarçur edilecek ve Türkiye 25 milyar dolar borçlandığı ile kalacak.
Fabrika sahibine vermek parayı çarçur etmek midir?
Evet, öyledir. Diyelim ki stoklarında 150 bin ürün bulunan bir fabrika sahibine sen 10 milyar dolar verdin. O kişi parası olmayan Türk halkına bu ürünleri nasıl satacak? Avrupa’ya satması da mümkün değil. AB’nin en büyük gelir kaynağı Amerika’ya yaptığı ihracat. Amerika da ekonomik krizde. AB başta Türkiye olmak üzere bütün ülkelerden yaptığı ithalatta kısıntıya gidiyor.
Nitekim Türkiye’nin kasım ayı ihracatı tam yüzde 23 oranında düşmüş durumda.
Oysa Prof. Dr. Haydar Baş, para tepelerde çarçur edilmesin, tabana yayılsın. Herkese 500’er lira vatandaşlık maaşı bağlansın, diyor.
O zaman ne olur? Cebinde parası olan halk bir talep patlaması oluşturur, fabrikaların, imalathanelerin çarkları dönmeye başlar. Devlet de ekonomideki bu canlılıktan tahmin edilenin üzerinde vergi toplar ve bu vergilerle ülkenin âtıl kaynaklarını harekete geçirir.
Sayın Baş böyle söylüyor ve matematik olarak da verilen her 500 YTL vatandaşlık maaşının ve diğer sosyal yardımların bir yılda devlete dört-beş katı vergi olarak nasıl geri döneceğini bütün dünyaya ispatlamış bulunuyor. Bu sese niye kulak verilmiyor?
Hasan Demir:Yeniçağ gazetesi


Arslan Bulut'un Yazısı: Her vatandaşın cebine para koymak kimin politikasıydı?

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=6245

Hasan Demir'in Yazısı: Amerika, Rusya ve Çin, Haydar Baş'ın farkında

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=6251

MUTLAKA GÖZ ATMANIZI TAVSİYE EDİYORUM---TUNALIM...

Hayırlı Bayramlar.
Rabbim cümlemizi tekrarına erdirsin.

PROF. BAŞ: EHL-İ BEYT ÜNİVERSİTESİ KURACAĞIZ

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   


Allah’ın ve Hz.. Peygamber’in methine mazhar olan Ehli Beyt anlayışının üniversitesini kuracağım” diye konuşan Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “bu bize Allah’ın bir lütfu olacak” dedi.

Yaz başından bu tarafa üçüncü kez yurt turuna çıkan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş gittiği hemen her ilde Alevi dernek ve vakıflarıyla cem evlerini ziyaret ediyor, bu kesimin önde gelen isimleriyle bir araya geliyor. BTP Genel Başkanı son durağı olan Mersin’de de Hacı Bektaşi Veli kültür merkezini ziyaret etti. Burada Prof. Dr. Haydar Baş’ı Kültür Merkezi Başkanı Haydar Karaduman karşıladı. Karaduman, “Sizi burada görmekten gerçekten çok memnun olduk. Bize karşı olan düşünceleri bildiğim için daha da çok memnun oldum efendim, sağ olun var olun geldiğiniz için” diye konuştu.

Gözü dışarıda olanlar milletin sesine sağırdır

Prof. Dr. Haydar Baş Hacı Bektaşi Veli Kültür Merkezi’nde yaptığı değerlendirmede, “gözü ve gönlü dışarıda olanlar bu milletin evlatlarının sesini duyamaz” dedi. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Bir insan başbakanlık mevkiine gelmiş, ‘ben Katolik nikâhıyla bu batıya bağlıyım’ diyor. O kültüre bağlı olan insan seni tanıyamaz, seni anlayamaz, beni anlayamaz. Biz ne kadar feryat edersek edelim onun kulağı o tarafta, bu tarafta değil. Kulak burada olacak ki, söyleneni duysun, manasını anlasın ondan sonra da hayata geçirsin. Sen anlamıyorsun ki hayata geçiresin.”

Ehli Beyt’e hayranım

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş ziyareti sırasında Alevilik üzerine dikkat çekici açıklamalar yaptı. Aleviliğin temelinde Ehli Beyt anlayışının olduğunu ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş ‘ben bu kesime hayranım’ dedi ve devamla şunları söyledi: “Çünkü Anadolu’nun İslamlaşmasında hepimizin bildiği gibi asıl fonksiyonu Hacı Bektaşi Veli Efendimizin alperenleri yerine getirmiştir. Anadolu’yu karış karış gezerek ocak ocak, kapı kapı insanları Müslüman etmişlerdir”

Cem evleri meşreptir

BTP Genel Başkanı konuşmasında cem evi konusunda da çarpıcı açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Haydar Baş, “Cem Evleri meşreptir. Yani insanların terbiye edildiği, nefislerinin tezkiye edildiği yerlerdir. Burada ilahiler okunur, Kuran okunur, ne bileyim Allah’ın esmaları ve isimleri okunur, zikrullah yapılır budur. Tekkeye baktığınızda o da aynısıdır. İnsan kendi dinini meşrebini öğrenmedikten sonra uygulamada da elbette çok ciddi zaafları ve yanlışları olacak. Bunlar zaman içerisinde sanki oranın bizatihi kendi varlığından kaynaklanan yanlışlardır diye topluma lanse edildi” dedi.

Ehli Beyt üniversitesi kuracağız

Bir işin aslını öğretmezseniz zamanla yapılan bazı yanlışlar o işin aslı gibi algılanmaya başlar” diyen Prof. Dr. Haydar Baş şu ana kadar hiç gündeme getirilmeyen bir konuya girdi ve “bir Ehli Beyt üniversitesi kuracağız” dedi. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Peygamberin methine olan Allah’ın methine mazhar olan bir neslin, bir anlayışın ve bir ilmi doktrinin ben üniversitesini kuracağım. Bu da belki Allah’ın bana ayrıca en büyük lütfu olacak.”

En büyük sorunumuz tefrika

Alevi toplumu haklarını alamıyor” diyen Prof. Dr. Baş, “bence Türkiye’nin en önemli sorunu birlik ve beraberliğimizi zedeleyen tefrikadır” diye konuştu. BTP Genel Başkanı, “Bence tüm ülkenin tek meselesi –evet çok meselesi var ama– ilk meselesi bu tefrikayı bu fitneyi ortadan kaldırıp herkesi yerli yerine oturtmaktır. Şu ülkenin huzuru, mutluluğu tadı birlikten beraberlikten geçer. Ama kalkıp ta bir Allah kulu da bu kutupları bir araya getirmenin cehdi ve gayreti içerisine maalesef girmedi bu güne kadar.. Ama bu böyle giderse bu ülkede huzur olur mu? Mutluluk, barış, sevgi ve saygı olur mu? En basit bir meselede bakıyorsunuz biri o tarafta öbürü bu tarafta. Yani bir gün yok ki, insan bu tefrikayı gördüğünde huzur bulabilsin” dedi.

‘Sizler bize dostsunuz’

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getiren kültür merkezi başkanı Haydar Karaduman Alevi toplumunun sorunlarını dile getirdi. Karaduman şunları söyledi: “Sizin gibi dostlarımızı aramızda gördüğümüz zaman daha güçlü oluyoruz. Daha destek buluyoruz. Türkiye’nin barışı için, Türkiye’de kardeşlik ortamı oluşturulması için, refahı için, Türkiye’nin daha mutlu bir ülke haline gelmesi için bizim tüm isteklerimiz bu yöndendir. Biz ayrıcalık istemiyoruz. . Biz ülkenin üniter yapısı korunarak kendi özgürlüğümüzü, inanç özgürlüğümüzü istiyoruz. Başka herhangi bir talebimiz yok.”

http://www.btp. org.tr/index. php?sayfa= icsayfa&sirano=1600

Türkiye Yol Haritasi

TUNALIM...

OBAMA BAKALIM TERÖRÜ ÖNLEYEBİLECEKMİ?..

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   

‘GEORGE W. OBAMA’
Amerikan halkına değişim sözü vererek başkan seçilen Barack Obama Bush döneminin devam ettirecek gibi görünüyor. ABD Savunma Bakanı Gates görevine devam edecek.

ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in yeni başkan Barack Obama döneminde de en az 1 yıl süreyle görevde kalacağı bildirildi. Kabinesini şekillendirmeye devam eden ABD’nin yeni başkanı seçilen Barack Obama, Savunma Bakanlığı’nda yeni bir isime en azından 1 yıl için yer vermeyecek. ABD Savunma Bakanı Robert Gates, Obama döneminde de en az 1 yıl süreyle görevde kalacak. Gates’in Irak’taki askeri yapılanma ve son 15 ay içerisinde şiddet olaylarındaki düşüşe katkısı nedeniyle Obama’ya büyük destek vereceği kaydedildi. Mecliste bağımsız olarak kayıtlı bulunan Gates, bugüne kadar birçok Cumhuriyetçi yönetimde görev aldı.
Son olarak 2006 yılı Aralık ayında Donald Rumsfeld’in yerine Pentagon’un başına geçti. Öte yandan Obama’nın bu hafta ekonomiden sorumlu takım arkadaşlarını, önümüzdeki hafta ise ulusal güvenlik ve dış politika konularındaki yardımcılarını açıklaması bekleniyor.''THANKS AMERICA''

Besides great turkey (and great turkeys), outstanding stuffing (and some a little too stuffed), there are many reasons to be grateful.

I am thankful... or at least hopeful... that the election of a new President will help us restore the full respect for our Bill of Rights in America. George W. Bush, with the complicit (both the Republicans and Democrats) Congress trampled on the BOR for the last eight years.

We will watch with great anticipation as our new President lives up to expectations and brings respect and honor back to America.

And I am thankful that, in America, if the new President doesn't live up to those expectations we can, for now at least, raise all kinds of hell.

Gotta luv it!

Happy Thanksgiving. Sarah Palin


HENTOFF: Will Obama protect civil liberties?
Bush's terror-fighting approach must be reversedNat Hentoff
Monday, November 17, 2008
Among the bitterly controversial sections of the 2006 Military Commissions Act, which passed the Republican-controlled Congress handily and was eagerly signed by President Bush, was a section deeply dangerous to our individual constitutional liberties. Yet the president said of our lethal enemies right after September 11, 'They hate our freedoms!'

Last June, the Supreme Court reversed one section of the law that prohibited terror suspects held at Guantanamo from using habeas corpus to petition our civilian courts. But still in this law is a section authorizing the president to designate as an 'enemy combatant ... a person,' including an American citizen, 'who has engaged in hostilities or who has purposely and materially supported hostilities against the United States.' Lawful permanent noncitizens living here can also be made to fit that forbidding definition.

Charlie Savage won a Pulitzer Prize for meticulously exposing Mr. Bush's unprecedentedly abundant use of 'signing statements' after he had signed a bill into law allowing him to not follow that law. He wrote in his invaluable book, 'Takeover: The Return of the Imperial Presidency and the Subversion of American Democracy': 'Under the Military Commissions Act, the president (now including Barack Obama) can seize citizens as enemy combatants even if they have nothing to do with Al Qaeda' because 'an enemy combatant can be anyone 'who has purposefully and materially supported hostilities against the United States.'' As Mr. Savage, now with The New York Times, said to me recently, 'Yes, indeed, that is still in the law.' How many Americans know that? Does Mr. Obama? The Military Commissions Act was passed by the 2006 Republican-controlled Congress with the support of a sizable number of Democrats, leery of being targeted as 'soft on terrorism.' But one of its most passionate opponents was Democratic Sen. Patrick Leahy of Vermont, for whom I'd have voted enthusiastically if he'd ever run for president.

Said Mr. Leahy during debate on the Senate floor: 'Imagine you are a law-abiding, lawful permanent resident. ... You do charitable fundraising for international relief agencies. ... Then one day there is a knock at your door. The government thinks that the Muslim charity you sent money to may be funneling money to terrorists, and it thinks you may be involved.' As a suspected enemy combatant, you can bring your toothbrush to prison.

I have seen many lists, and they're still coming, from civil liberties and human-rights organizations, among other groups, on what our new president and Congress must do to resuscitate the Bill of Rights and other parts of the Constitution.

But I have not yet seen on any list the need for Mr. Obama and the now-enlarged Democratic majority in Congress to protect us from such vague, slippery language as 'purposefully and materially' that could send Americans utterly uninvolved in terrorism to a prison cell as 'enemy combatants.' During the next four years, or under a subsequent president, a series of jihadist equivalents of September 11 attacks could ignite a terrified Congress, listening to a terrified citizenry, to demand that this definition of an 'enemy combatant' be implemented swiftly and actively.

The libertarian Cato Institute's Gene Healy, author of a valuable, serious study, 'The Cult of the Presidency: America's Dangerous Devotion to Executive Power,' made a sobering point Feb. 4: 'Barack Obama has done more than any candidate in memory to boost expectations for the (presidential) office.' But, 'if and when a car bomb goes off somewhere or something much worse in America, would a President Obama be able to resist resorting to warrantless wiretapping (which he's already voted for as a senator), undeclared wars or the Bush theory of unrestrained executive power? As a Democrat without military experience, publicly perceived as weak on national security, (Obama) would have much more to prove (to the citizenry).' An even more troubling cautionary note comes from Jack Goldsmith, who, while he was in the Bush Justice Department, tried hard to roll back the administration's conviction that in the war on terrorism there are times when only the president must be the law. He is the author of 'The Terror Presidency.'

Mr. Goldsmith, as quoted by Mr. Healy in Reason magazine, warns: 'For generations, The Terror Presidency will be characterized by an unremitting fear of attack, an obsession with preventing the attack, and a proclivity to act aggressively and pre-emptively to do so.' A future president will be aware, Mr. Goldsmith predicted, that 'he alone will be wholly responsible if thousands of Americans are killed in the next attack.' That includes Mr. Obama.

So, whether actual terror does strike at home now or maybe in the administration of Sarah Palin, it is vital for the present commander in chief and Congress to change the Military Commissions Act so that those of us allegedly purposefully and materially supporting hostilities against the United States do not (without any evidence to support that charge) flood our prisons. Do we want to go back to the Japanese American interment camps of World War II?

Nat Hentoff's column for The Washington Times appears on Mondays.
TUNALIM....
_________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..

EN YÜCE HAKLAR ANNELERE

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   

 

Bağımsız Türkiye Partisi(BTP)Milli Ekonomi Modeli’nde en yüce hakların kadınlara verildiğine dikkat çeken BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Hayatım boyu anneme hizmet ettim. Ona olan sevgim, bütün Türk analarına olmuştur” diye konuştu.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Mersin’in Erdemli ilçesinde partisince düzenlenen programa katıldı. Mersin’in sivil toplum örgütü temsilcileri BTP Genel Başkanına Milli Ekonomi Modeli’nde yer alan kendilerine yönelik projeleri nedeniyle plaket verdi. Prof. Dr. Haydar Baş’a ilk plaket Erdemli Engelliler Derneği Başkanı Hamdi Buruk tarafından sunuldu. BTP Genel Başkanı da yürüme engellilere tekerlekli sandalye hediye etti. Prof. Dr. Baş burada, “Huzurunuzda kardeşlerime teşekkür ediyorum. Biz hizmet mevkiine geldiğimizde onları hiçbir şeye muhtaç etmeyeceğime ben de söz veriyorum” şeklinde konuştu.

Her eve en az 4000 YTL girecek

Kendisine sunulan plaketlerin ardından Mersinlilere hitap eden BTP Genel başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Milli ekonomi modelinde yer alan plan ve projeleri anlattı. Milli Ekonomi Modeli’nde kadına büyük önem verdiklerini ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş bizim iktidarımızda ev hanımları 500 YTLatandaşlık maaşının yanı sıra işçi statüsü verilerek maaşa bağlanıp emekli edilecek, doğum yapan her kadın 15 bin YTL doğum parası alacak diye konuştu. Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Her ay 500 YTL babanın cebine, her ay 1000 YTl annenin cebine, varsa kızı–oğlu 250’şer YTL çocuk maaşı vereceğiz. Çalışan kişiler en az 2000 YTL asgari ücret alacak. Bir aileye en azından 4000 YTL maaş girecek.”

Çözümü milletle birlikte başaracağız

“Hayatım boyu anneme hizmet ettim. Ona olan sevgim, bütün Türk analarına, bütün insanlık analarına olmuştur. Onun için de tezimde dikkat ederseniz en yüce hakları kadınlara verdim” diye konuşan Prof. Dr. Haydar Baş, “bizim iktidarımızda ev hanımları 500 YTL Vatandaşlık Maaşının yanı sıra işçi statüsü verilerek maaşa bağlanıp emekli edilecek. Doğum yapan her kadın 15000 YTL doğum parası alacak diye konuştu. Prof. Baş şunları söyledi: “Ben ülkemin meselelerini çok iyi biliyorum. Ve ben bu problemleri çözmesini de biliyorum ve ben bunları çözerken de herhangibir ecnebi kaynağına müracaat ederek çözeceğime kesinlikle inanan bir insan değilim. Çözümü bu milletin içinden milletle beraber ortaya koyan bir anlayışa ve fikre sahibim. Onun için bizim görüşümüz milletin görüşüdür, bizim anlayışımız milletin anlayışıdır. Bu yerli, tamamen millete ait bir görüştür bir yaşayıştır.”

Kadınlara gerçek değeri Milli Ekonomi Modeli veriyor

Prof. Baş’ın konuşmasının ardından Erdemli Kadın ve Emek Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Nesrin Sorver BTP’nin parti programı haline getirdiği Milil Ekonomi Modeli’nde yer alan kadına yönelik projeler nedeniyle BTP genel Başkanı Prof. Dr. Baş’a plaket sundu. Plaketi sunduktan sonra bir teşekkür konuşması yapan Nesrin solver şunları söyledi: “Erdemli Kadın Emek Derneği olarak ben de Milli Ekonomi Modeli’nde kadına verilen değeri okudum. Gerçekten çok duygulandım. Sayın Prof. dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli kitabının mutlaka okunup, orada kadına verilen değeri tüm kadınlarımızın görmesi ve taktir etmesini diliyorum.”


TUNALIM
http://www.btp.org.tr/index.php?sayfa=icsayfa&sirano=1598

GÜNDEMİ O BELİRLİYOR..!

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   

1-94

Makalemizin başında gündemi belirleyen insanın Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş olduğunu hemen söyleyelim. Şimdi ayrıntılara geçelim:
Sizlerinde şahit olduğu gibi Sayın Baş’ın siyaset dünyasına adım atmasıyla, alışılmış siyasetin dışına çıkılmış, kimsenin cesaret edemediği bir çok konularda açılımlar sağlanmıştır.
Çözüm konusunda tıkanan siyasete adeta can suyu hükmünde projeler üreten Sayın Baş, kabul edilsin yada edilmesin; herkesin ilham kaynağı olmuştur.

Sayın Baş, Milli ve Dini bütünlüğümüzü tehdit eden unsurlardan, Dinlerarası diyalog faaliyetlerinin; misyonerlik faaliyetlerin önünü açacağından, satılan vatan topraklarının yabancıların eline geçtiği taktirde bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalınacağından, bahsettiği zaman; anlamada zorlanan çevreler abartı zannettiler…
Gelinen nokta meydandadır.

Milletin refahı ve gelecek nesillerin ihyası için sınavsız üniversiteden, vatandaşlık maaşından, emisyonu genişletmekten, faizsiz kredilerden, kira öder gibi ev sahibi olmaktan bahsederken; olmaz diyenlerin, söylemlerini Ona göre şekillendirdiklerini, Onun görüşlerini parti programlarına bile ekleme faaliyetlerini görmekteyiz...

***
Gelelim güncel olan Alevi açılımına ;
Sayın Baş son yılarda Alevi vatandaşların sorunlarıyla ilgilenmiş, bir çok Alevi Kanaat önderi ile görüşmeler yapmış, onların haklı davalarını ilmi boyutta ele almış, Alevi Kanaat önderleri ile çok samimi görüşmeler yapmıştı. Onların ibadetleri için mekan olarak kullandıkları yerlerin; “İbadet kültüründe tekke neyse, cem evlerinin de o mahiyette olduğunu”, tesbit ederek, mutlak hukuki statüye kavuşturulması gerektiğinden bahsettiğinde, iktidar kanadı Alevi vatandaşların isteklerini uç nokta olarak değerlendirip, bazıları da cem evlerine; “cümbüş evleri” deme cesaretini bile göstermişti.
Eskisiyle, yenisiyle siyasiler, Sayın Baş’tan fikir (ç)alma alışkanlığından yine vaz geçmediler. Yine Ondan ilham alarak başladılar; “Cem evlerinden, Alevilerin demokratik haklarından” bahsetmeye…
Yılların iktidarları, siyasileri, bu konuda samimi değillerdir. “Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz”
Sormazlar mı adama; “yıllardır Alevi gerçeğini görmediniz de şimdi mi hatırladınız(!)” diye…
Şimdi Alevi vatandaşlar bu tip yaklaşımların seçim yatırımı olup olmadığına dikkat etmek zorundadırlar.
AKP nin MHP nin yada CHP nin bu konudaki açılımlarını samimi görmek, mümkün değildir. Geçmişteki icraatları meydandadır..!

Bu konuda Antakya(Hatay) Arap Alevileri Kanaat önderi Hasan Hüseyin Dedenin ifadesi çok manidardır; “Ben 60 sene CHP saflarında bir Alevi olarak mücadele ettim. Baktım ki Aleviler sadece seçim zamanında hatırlanır, seçimden sonra unutulur. Bunlarla bir yere varılamayacağını anladım ve siyaseti bıraktım. 3.5 yıl önce Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızı tanıdım. Hem vatanım, hem dinim ve hem de Alevi vatandaşların menfaati için Onun yanında yer almaya karar verdim. Çözümün ve bütün insanlığı kurtaracak görüşlerin burada olduğuna inanıyorum. Onun samimiyetinden asla şüphem yoktur.”

Uzun sözün kısası; gündemi O belirliyor. Anlamak için, elinizi vicdanınıza koyun, ön yargısız ve samimi olarak gündemi takip edince anlarsınız…TUNALIM...

TARİH SAHNESİNDE KALABİLMEK İÇİN..

Genel Trackbackler (0) Yorumlar (1)   
Ne mutlu Türk'üm diyene
Tarih sahnesinde var olabilmek öyle kolay şeyler değildir. Hele de yaşadığımız çağda, ayakta kalmak çok zor olmaya başlamıştır. Bırakın devlet olarak ayakta kalmayı, şirket, grup yada aile olarak bile ayakta kalabilmek gayet zor olmaya başladı. Huzur ve barış içerisinde yaşayabilmek için de koruyucu bir devlet çatısına mutlak ihtiyaç vardır. Devletsiz milletin varlığını koruması asla mümkün değildir. Fertten topluma herkes devletin bekasını her türlü menfaatlerin önünde görmeden de O milletin huzur bulması yada devletin ayakta kalması mümkün değildir. Devletin bekasını sağlayacak olan; Milletin kendisidir…
Peygamber Efendimiz (sav), bir beldeye tayin ettiği valiyi uğurlamak üzere orada hazır bulunur. Vali, yükünü yüklemiş, gerekli talimatları almış, ailesi ve dostlarıyla vedalaşırken  son anda valinin çocuğu babasına sevgi gösterisinde bulunmaya kalkışır. Babası çocuğunu azarlar. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz hemen valiyi görevinden alır ve aile ile devlet yönetimi arasıdaki bağı çarpıcı biçimde ortaya koyan şu tarihî sözü ifade buyurur; ”Evladına merhamet etmeyen, halkına hiç merhamet edemez”...

Devlet yönetimi hakkında bilgi sahibi olmak için çok uzaklara gitmeden, toplumun en küçük kurumu olan aile kurumunu incelemek yeterlidir. Aile, toplumun en küçük kurumudur. Reisi, mekânı, kimliği, sorumlulukları, dostları-düşmanları, komşuları, bütçesi, geçimleri için gelir kaynakları vardır.

Devlet de  böyle değil midir?.. Reisi, idari, hukuki, ticari kurumları, dostları-düşmanları, ilişki kurduğu uzak-yakın komşu devletleri, gelirleri, giderleri, bütçesi, bakmakla yükümlü olduğu milleti ile büyük bir aile yapısını anımsatmıyor mu?

Nasıl ki, aile kurumunun dış ve iç tehlikelere karşı korunması için gerekli tedbirler titizlikle uygulanıyorsa, devletin de bekası için aynı hassasiyetin gösterilmesi gerekmektedir. Hırsızına, yolsusuna, ayyaşına, sarhoşuna karşı aile kurumu nasıl korunuyorsa, devlet de korunmak zorundadır.

Fertlere hak ve özgürlük adına verilmeye çalışılan haklar, hiçbir zaman devletin bütünlüğüne ve bekasına zarar vermemelidir. Çünkü devlet bekası; süreklilik, sorumluluk ve güçlülük gerektirir.

Savunma politikalarını bu temel üzerine kuran devletler, güçlerine güç katarlar. Onun içindir ki devletinin bekasını düşünen milletler, içerden ve dışardan gelebilecek her türlü tehlikelere karşı çok dikkatli davranırlar. Olayları çok boyutlu ele alır, günü birlik politikalar yerine; kalıcı, akılcı ve sürekli politikalar üretirler. Devlet politikasında kuşkuculuk (şüphecilik) çok önemli bir unsurdur.

Ama maalesef, son yıllarda bu refleks zaafiyete uğramış gibi görünmektedir.  Daha dün vatanımızı işgal eden, milletimizi hayasızca katleden devletlerle işbirliğine kalkışıyoruz; hem de onların istek ve arzuları doğrultusunda  hareket ediyoruz. Bu şekilde; Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği hedefler göz ardı edilmiş vaziyettedir.

AB hayalleri uğruna şu milletin  tüketilen değerlerine, uğratılan zaafiyetine baktıkça, insanın ağlayası geliyor. Daha dün atımızın üzengisini öpenlerden medet ummamız, inanın Müslüman Türk vatandaşı olarak kanımıza dokunuyor.

Çıkardığımız kanunları, yaptığımız eğitimi, örfümüzü, adetlerimizi, hep onların istekleri doğrultusunda değiştirdik. Yaşantımız, aile düzenlerimiz, hal ve hareketlerimiz, hep onlara benzedi. Dünyaya çare sunan, medeniyet ve insanlık öğreten bir konumdan, onlara el avuç açan, medet uman bir duruma düştük.
Tarihin hiçbir diliminde umudu, çareyi Avrupa’dan bu kadar çok beklemedik.

Halbuki Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, yıllar önce bu konuda bizi uyarmıştı;
“Efendiler!
Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık, Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için; mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklâl vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?.. Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!”

Biz, mazisi zaferlerle dolu asil bir milletiz. Şimdiye kadar kimsenin kapısında kul-köle olmadık. Devletler kurduk, yendik, yenildik; ama asla egemenliğimizi  yitirmedik.
Ne zaman kendimize güveneceğiz?. Ne zaman kudret iksirinin gönlümüzde olduğunu keşfedeceğiz?
Güç sende, uzaklarda arama; zira, “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

Önce Cumhuriyet bayramını kutladık. Sonra 10 Kasım da Atamızı ölümünün 70. yıldönümünde rahmetle andık. Millet olarak yoğun bir Atatürk gündemi yaşadık. Yaşanan bu süreci millet ve devlet adına faydaya çevirmek için şimdi herkesin kendini bu terazide tartması gerekmektedir. Atatürk’ün giydiği, içtiği, yattığı kalktığı şeylerle ilgilenmek yerine; Onun temel görüşleri, fikriyatı ve hedefleri en ince ayrıntısına varıncaya kadar öğrenilmelidir. Genciyle ihtiyarıyla beklide en fazla ihtiyaç duyulacak budur…

Yaşanılan sıkıntılı durumlardan kurtulmak için keşke Atatürk aramızda olsaydı demek yerine, Onu anlamaya çalışmak daha akıllıca iştir. Eğer Onun ortaya koyduğu hedefler gözetilirse; göreceksiniz bu Millet nice liderler yetiştirecektir. Unutulmaması gereken şudur; Biz Türkler, dünya Liderleri yetiştiren bir Milletiz…
Yeter ki kendinizi keşfedin…

Uğur Kepekçi--TUNALIM...

''İNSANLIK MAAŞI''

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   


Dünya ekonomilerinin çöktüğünde artık herkes hemfikir… Ötesi–berisi kalmadı; sosyalizmden sonra kapitalizm de iflas etti. Bakmayın Türkiye’deki aymazların kendilerince gevelemelerine; bizzat liberal kapitalizmin küresel öncüleri, batışlarını kendi ağızlarıyla itiraf ediyorlar.
Dünya böyle de Türkiye’nin havali farklı mı?!
Hayır… Bankacılık sektöründen sermaye hareketlerine, ithalat–ihracat rejiminden tarım ve sanayisine, peşkeşe dönüşmüş özelleştirmesinden müflis Sosyal Güvenlik sistemine kadar her şeyiyle liberal kapitalizm düzenine yamanmaya çalışan Türk ekonomisinin ahvali, çökmüş ve çökmeye devam eden liberal kapitalizmin kalelerinin akıbetinden farklı olabilir mi?
Akıl var, hesap var, matematik var; olamaz. 2 kere 2, nasıl dört ediyorsa; liberal kapitalizmin kaleleri olan ABD, Almanya, Japonya vs… ekonomileri nasıl çöküyorsa, Türk ekonomisi de öyle çöküyor. Kimse, bu gerçeği saklayamaz, örtemez.
Maharet, batarken batışı görmek değil veya batarken işte batıyoruz demek değil… Bu ancak karahaber tellallığı olur. Dünyada bunu yapan çok… Bizdeki aymazlar, o kadar kör ki, hala bu “büyük batış”ı dahi göremiyorlar yahut görmezlikten gelmeye çalışıyorlar… Anlayın seviyelerini!
Maharet, bu büyük batışı yıllar öncesinden öngörebilmek ve insanlığın önüne reel bir model koyabilmektir. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş bey işte bunu yaptı. Sosyalizmin de, kapitalizmin de çökeceğini yıllar öncesinden öngördü; buna mukabil insanlığın ve Türk milletinin önüne çözüm koydu, model koydu, çare sundu. İlim ve fikir haysiyeti taşıyan dünyanın gözde ve sayılı yüzlerce bilim adamı ve ekonomistleri, bu model ve projeleri baş tacı yaptılar.
Pek çok bağlamdan kapitalizmin batışına dair öngörülerde bulunmuştu Prof. Dr. Baş. Ancak, insanlığı önüne katıp sürükleyen ve kendisi battıkça insanlığı da batıran liberal kapitalizmin tıkandığı, battığı ve batacağı en önemli noktalardan biri, üretim ile ve üretici kesimle ilgili değil, bizzat tüketim ve geniş tüketici kesimdir, kapitalizm bu noktadan batacak, teşhisini yapmıştı yıllar önce… Geniş tüketici kesimin can çekiştiği bir dünya veya Türkiye ekonomisi, adı–sanı ne olursa olsun batmaya mahkumdur, demişti.
Bu yaklaşım, üretimi bir tarafa bırakmak veya üretici kesimi kenara itmek değildir; bilakis tüketici kesimi ayağa kaldırmak, üretici kesime müşteri ve pazar oluşturmaktır. Nitekim Prof. Dr. Baş, ekonomi modelini ve projelerini tüketim eksenli bir analizle ortaya koydu. Bu bağlamda pek çok projenin yanı sıra, vatandaşlık maaşını ve ev hanımlarına maaşı projelendirdi. Bu maaşın matematiğini ve kaynaklarını gözler önüne serdi.
Ülkemizin güzide iktisatçılarından Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Palamut Hoca, bu maaş bir “insanlık maaşıdır” diye nitelendirmişti.
Bugün Türkiye’de de, Amerika’da da, Almanya’da da, Japonya’da da geniş tüketici kesimi işte bu “insanlık maaşı”na muhtaçtır.
70 milyon Türk insanından, 60–65 milyonluk dar gelirli tüketici kesimi, bu vatandaşlık maaşına muhtaç haldedir. Hatta yaşanan şu kriz sürecinde birçok fabrikatör ve sanayicimiz bile, Prof. Dr. Baş’ın bu vatandaşlık maaşına, Prof. Dr. Palamut hocanın deyimiyle bu “insanlık maaşı”na muhtaç hale gelmiştir.
Toplumuna ve insanlığa bu asgari yaşam standardını çok görerek geniş tüketici kesimini bu kabil “insanlık maaşı”ndan mahrum eden ekonomi anlayışları, her yerde batıyor, çöküyor, dahası dünyayı da çökertiyor.
Bu müflis anlayışa bağlı ve bağımlı Ankara’daki ekonomi yönetimi de, Türk milletini perişan ediyor, Türk ekonomisini batırıyor, Türk vatanını ve kaynaklarını kelepir fiyatına ecnebilere satıyor. Bu böyle gitmez… O halde, bu batıştan kurtulmanın tek yolu, pek çok dünya devletinin döndüğü gibi, Prof. Dr. Baş’a ve onun Milli Ekonomi Modeli’ne dönmektir. Prof. Dr. Baş’ı işbaşına getirmektir. Gerisi, kim ne derse desin, iflastır, kaostur, batıştır…


M.Emin Koç--TUNALIM...